Yoga ve Düşündürdükleri

Yoganın Tanımı, Tarihçesi ve Uzak Doğu Dinleriyle İlişkisi



Sanskritçe’de “bağlamak, birleştirmek” anlamına gelen yoga,

insanın enerji ve iradesine hakim olarak

nefsini kontrol altına almasını sağlayan bir egzersizdir.

Buna Hind fakirizmi de denmektedir.

Yogayı ruhi yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan

Hint Felsefe sistemi diye de tanımlayabiliriz.

Dinî bir yönünün olmadığı, insanın zihinsel ve bedensel arınmasını amaçlayan

bir alıştırmalar bütünü olduğu söylense de bu doğru bir yaklaşım değildir.

Zira yoga sistemi ilk defa IV. yüzyılda Patanjali’nin Yoga Sutrasında açıklanmıştır.

Dolayısıyla uzak doğu dinleriyle özellikle Hinduizmle

ve onların din anlayışlarıyla yakından irtibatlıdır ve bir tür dinî ritüeldir.

Özellikle sonraki Brahmanizm’de yoga, evrensel ruh Brahma ile öznel ruh olan atmanın pratikteki birleşmesi olarak düşünülmüş ve yoga yapanlar (yogiler) birer aziz ve veli olarak düşünülmüştür. (Bkz. Günay Tümer, Brahmanizm, DİA. İstanbul, 1992, VI, 331)


İnsanın benliğini ve bedenini eğitmesine dayanan yoga, Hindu dininde bütün tanrıların en üstünde olduğuna inanılan ilahî ruh ya da tanrı Brahman’a ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için uygulanan yöntemlerden birisidir.

Yoga yöntemini uygulayanlara yogi adı verilir.

 Yoga yöntemini uygulayan yogiler belirli aşamalarla bedensel ve zihinsel alıştırmalar yaparak bu dünyaya ilişkin konuları düşünmeyecek biçimde benliklerini eğitmeye çalışırlar.

Bunu yaparken dikkatlerini bütünüyle bir noktada toplayıp yoğunlaştırarak, duygu ve düşüncelerini denetlemeyi ve arındırmayı amaçlarlar.

Orijinali itibariyle bireyi dış dünyaya yönelik düşüncelerden, arzu hırs ve isteklerden uzaklaştırarak tamamıyla saf ve arınmış bir durumda tanrı Brahman’a kavuşturmayı hedefleyen yoga, son derece güç ve yorucu bir süreçtir.

Uzak doğu dinlerinden Budizmde de buna benzer bir arınma ile büyük ruhta yani Nirvana’da fâni olmak esastır. (Özarslan, Selim, İslam’da Ölüm ve Diriliş Öğretisi, Kitap Dünyası, Konya, 2001, s. 40)


Yoga’nın Uygulanış Aşamaları


Bu egzersiz tanrıya ulaşma ve birleşmeyi amaçlayan zor bir süreç olması hasebiyle genellikle belirli aşamalara bölünerek uygulanır.

İlk iki aşama bireyi ahlakî yönden eğitmeyi, başka bir deyişle yalan söylememeyi, canlılara zarar vermemeyi, nefret, kin ve haset gibi gayriahlakî duygulardan kurtulmayı öğretir.

Takip eden üçüncü ve dördüncü aşamalar bedensel eğitimi içerir.

Bu bölüm soluk alıp vermeyi düzenlemeye, hiçbir rahatsızlık duymadan vücudu uzun süre aynı biçimde tutma becerisine yönelik bir dizi alıştırma ve egzersizlerden oluşur.

Sonraki aşamalar bilinci tek bir nesne üzerinde yoğunlaştırarak Brahmanla bütünleşmeye yöneliktir.

Bunu yaparken birey tüm düşüncesini içe döndürerek dış etkenlere tepki vermemeyi öğrenir. Brahman’la bütünleşme yoganın en son ve en yüksek hedefidir. Yoga, daha çok Hindu, Budist ve Caiynistler tarafından uygulanmaktadır.


Günümüzde Yoga ve Meditasyon


Yirminci yüzyılın başlarından itibaren yoga, daha çok bedensel ve zihinsel rahatlama alıştırması olarak özellikle Batı ülkelerinde yaygın biçimde uygulanmaktadır.

Bu amaçla çeşitli dernekler ve kulüpler kurulmuş, dünya ölçeğinde yaygın bir hal almıştır.

Çağdaş Batılı insanların yogayı bedensel ve tinsel rahatlama aracı olarak uygulama ve benimsemelerinde vahyi temellerden uzaklaşmış bir yaşam biçiminin etkisi gözlemlenmektedir. 

Günümüzde yogayı öne çıkaranlar, bunun dinsel bir yönünün olmadığını, yoga yapmak için din değiştirme veya din propagandası yapmaya gerek olmadığını, yoganın bütünüyle insan sağlığını ve hayat kalitesini her yönüyle yükselten bir yaşam tarzı olduğunu söyleseler de biz biliyoruz ki, hiçbir yaşam tarzı, onu düzenleyen ilahî ya da felsefî doktrinden/öğretiden bağımsız ve ilintisiz olamaz.

Ayrıca insan sağlığını ve yaşam kalitesini yükselten, bireyin ruhi ve bedensel rahatlamasını sağlayan başka alternatiflerin de bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Günde beş vakit eda edilen namaz kılmak, oruç tutmak ve dua gibi...

Meditasyon: Latince’de “düşünceye dalma, derin derin düşünme, derin düşüncenin sonucu olan yazı” anlamlarına gelen meditasyon, genellikle beşeri kaynaklı din ve felsefeye ilişkin ruhi konular üzerinde derin düşünme eylemidir.

Meditasyon uzak doğu dinleriyle ilişkin olarak yüzyıllardan beri uygulanmakta olan bir yöntem olup, önceleri insanların iç dünyalarını anlamaları için kullanılan bir eylem biçimiydi.

Günümüzde ise birçok birey meditasyonu günün yorgunluk ve stresini azaltmak veya rahatlamak için kullanmaktadır.

Bu yöntemi benimseyenler, meditasyonun bedene

derin bir rahatlama ve sakinlik verdiğini,

zihni ise olabildiğince durgunlaştırdığını,

stres, gerginlik, sürmenaj vb. zihinsel sorunlara karşı dayanıklılık kazandırdığını,

konsantrasyon yeteneğini artırdığını,

sorunları kendi düşüncemizle çözmemizi sağladığını,

zihindeki karmaşık duygu ve düşünceleri düzene soktuğunu,

bireyi dış etkenlerin kölesi olmaktan kurtarıp, kendisinin efendisi yaptığını,

özgüveni, iş ve yaratıcı gücünü geliştirdiğini,

biyolojik olarak gençleştirdiğini, pozitif düşünceyi geliştirdiğini,

içeride uyuyan ışık ve gizli gücü keşfettireceğini, bireyi daha insancıl yapacağını,

daha da önemlisi sevgi, saygı kazandırıp

iç ve dış temizliğe daha çok önem verdireceğini,

bedendeki enerjinin stoklanmasını,

ekonomik ve verimli kullanılmasını sağladığını ileri sürerler.

Meditasyonun beden, zihin ve ruh sağlığını en üst düzeyde korumakla birlikte

bireyin kendisini tanımasına yardımcı olacağı da sıklıkla vurgulanmaktadır.

(http://www.psikoenerji.com/meditasyon.html)

Meditasyonun bireyin duygusal ve fiziksel yapısına olumlu yönlerden etki yaptığı

ve onu bir süreliğine olsa da dinlendirdiği kabul edilebilirse de

nihai huzur ve dinginliğe ulaştırması mümkün görülmemektedir.

Kutsal niteliklerini yok etmeyi hedefleyen “izm”ler ve

analitik felsefenin girdabına düşmüş,

bu nedenle kutsaldan hızla uzaklaşarak dünyevileşen günümüz insanı,

aradığı beden ve zihin huzurunu, kaybettiği kutsal değerlerine yeniden

dönerek tekrar kavuşabilir kanaatindeyiz.

Zira ilahî mesajın son esintisi İslâm, bütün dünya coğrafyasında,

inanç, ibadet ve ahlak ilkeleriyle günümüz insanına

dünya ve ahiret mutluluğunu vaat etmektedir.

Gerisi onu bireysel ve toplumsal yaşamda layıkıyla temsil etmeye kalıyor.

Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır


Doç. Dr. Selim Özarslan
Fırat Üniv. İlahiyat Fak.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !