| Allahım,senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka herşeyi olanlara acırım- konfüçyüs |
Gel Uyan GecelerdeEy dîde nedir uyku gel uyan gecelerde Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde Bak, hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret Bul Sâniini ol O’na hayrân gecelerde Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gâfil Ko gafleti, dildârdan utan gecelerde Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde Cümle geceyi uyuma Kayyûm’u seversen Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde Âşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim Gönlün gözüne görüne cânân gecelerde Dil beyt-i Hudâdır onu pâk eyle sivâdan Kasrına nüzûl eyler o Sultân gecelerde Az ye az uyu hayrete var fânî ol ondan Bul cân-ı bekâ ol O’na mihmân gecelerde Allah için ol halka mukârin gece gündüz Ey Hakkı, nihân-ı aşk oduna yan gecelerde - Salı, Haziran 2, 2009 - yorum {0} - yorum yazBERCESTEGelen bu yıl, dilerim ülkemizde îd olsun Saâdetin güneşiyle doğan ümîd olsun Çekişmeler yere batsın yeter kilid olsun Bu yıl da her seneden çok size saîd olsun Laedrî - Salı, Ocak 1, 2008 - yorum {0} - yorum yazNAAT-Abdullah Öztemiz HacıtahiroğluSenin aşkın yanar bin bir gönülde, - Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yazKÜÇÜK NA'T SEZAI KARAKOC
Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli Hafıza seni anmak ödevinde mi Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri
Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden Mantığım mantığın üstünde yeni İçimde Nuh'un en yeni tufanı Dünyaya ayak basıyorum yeniden
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi Herkesin konuştuğu dilden mahrum Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci
Bütün deniz kıyılarında seni anmalı Sen buzulların erimesi Eskimoların ısınması
Ikinci sokaklarda bandolar mizikalar Yaklasan cok yaklasan muhtesem bir gün var Bütün yollarda zafer taaki Eriyen kar derin denizlerde katafalt
Gün doguyor her yerin cicek ve kar Bütün cocuklar kurtuldu demektir
Göz Seni görmeli agiz Seni söylemeli Hafiza seni anmak ödevinde Bütün deniz kiyilarinda seni beklemeli Sen Eskimolarin isinmasi sevgililer mahseri
- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yazhazreti muhammed sasBir gönül mevsimi kapına geldim,
Zamanın dilinden gönlüme aktın,
Hüsnündeki nuru gördü melekler,
Güneş ellerinde olsun her sabah,
- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yazNA´T-I SERIFYA RASÜLALLAH INAYET KIL PERISANIM BUGÜN HASRET Ü HICRINLE VALLAH SINE-SUZANIM BUGÜN NAR-I ASKINLA TUTUSTUM MAHZ-I NIRANIM BUGÜN BU´D-I SURIDENEFENDIM YANMADA CANIM BENIM MERHAMET KIL AL ELIM MAGRUK-I ISYANIM BUGÜN ETTIGIM MASIYYETE GAYET PESIMANIM BENIM
--------------------------------------------------------------
YA RASÜLALLAH RAHMETTIR VÜCUDUN ALEME BISETINCÜN GIYDIRILDI TACI IZZET ADEMÉ GÖZLERINDEN KAN GELIR HIC UYKU GIRMEZ DIDEME DEST-I IRSADINLA LÜTFEN BIR ILAC ET SINEME MERHAMET KIL YA MUHAMMED ZAR Ü GIRYANIM BUGÜN KIL KEREM ALLAH ICIN MAHZUN-I HICRANIM BUGÜN
ARIF HIKMET GÜLOGLU KISA BIR ALINTIDIR - Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yazhazreti peygamber hasreti
Hazreti Peygamber'in hayatında gönüllerde çiçek açan bu sevda, onun vefatıyla birlikte hasrete dönüştü. Sahabiler o hasret ateşiyle yanıp kavruldular. Medine onlara dar geldi. Hasretin tutuşturduğu heyecanla yollara düştüler. Çöller, yollar aştılar. Kur'an'da, Allah sevgisinin gerçekleşmesi için Hz. Peygamber'e ittiba şart koşulmuştur. (bk. Ali İmran, 3/31) Yine Kur'an'da Allah'a itaatle birlikte Peygamber'e itaat emr olunmuştur. Hz. Peygamber'in, imanın kemale ermesi ve lezzetinin tadılması için kendisine gerçek bir sevgi ile bağlanmayı şart koşması, ashabın kendisini bir "baba" gibi algılaması, ashab içinde ona karşı abideleşen bir sevgi çağlayanı oluşturdu. Sahabiler onunla konuşurken ondan bahsederken ve onu dinlerken heyecanlanıyor. Söylediklerini vecd ve coşku ile dinliyorlardı. "Anam babam sana feda olsun!" "Canım sana feda olsun!" şeklindeki ifadeler ona olan, sevgilerinin bir tezahürüydü. Bu sevgi, ondan uzak kalma düşüncesini düşünmeye bile izin vermiyordu. Ondan dünyada ya da ukbada uzak kalmanın hasretine dayanamayacaklarını düşünüyorlardı. Hatta cennette bile ondan mahrumiyet, onlar için dayanılmaz biz hasreti oluşturmaktaydı. Bu yüzden o: "Kişi sevdikleriyle beraberdir" açıklamasına mecbur olmuştur. Dünyada beraberlik, cennette komşuluk ne büyük mutluluktu. Nitekim Nesibe Hatunun Uhud'daki yararlıkları sebebiyle Allah Rasulü'nden beklediği sadece cennette ona komşu olmaktı." Hz. Peygamber'in hayatında gönüllerde çiçek açan bu sevda, onun vefatıyla birlikte hasrete dönüştü. Sahabiler o hasret ateşiyle yanıp kavruldular. Medine onlara dar geldi. Hasretin tutuşturduğu heyecanla yollara düştüler. Çöller, yollar aştılar. Bilal gibi tekrar Medine'ye gelip ezan okuyarak onu çağıranlar ve Bilal'in sesini duyunca da "Resulullah geldi galiba!" sevinciyle evlerinden dışarı fırlayıp hasretle onu kucaklamaya koşanlar odu. Ama nafile. Çünkü artık onu dünya gözüyle değil, ancak mana ve kalb gözüyle görmek mümkün olabilecekti. Hz. Hasan gibi genç sahabiler, onun hilye ve semailini gözleri önünde canlandırmak için daha iyi tanıyan sahabilerden onun tavsifini istiyorlardı. Hz. Hasan'la başlayan ve Hz. Ali, Hind b. Ebi Hale gibi sahabilerin anlattığı fiziki ve ruhi portresine aid şemail rivayetleri ile hilye levhaları hep ona duyulan hasretin bir terennümü olarak kültür tarihimizdeki yerini almıştır. Evlerimizi süsleyen hilye levhaları, divan edebiyatımızdaki naatlar, musikimizde o sevda ile yakılan ilahiler, hep ona duyulan hasretin ifadesidir. Biz bu yazıda gerek divan, gerekse tekke halk edebiyatımızda Allah Resulü'ne duyulan hasretin şiire yansıyan boyutlarından kesitler sunmaya çalışacağız. Bilindiği gibi bizim tasavvufi edebiyatımızın ilk şahsiyeti Ahmed Yesevi'dir. Ahmed Yesevi, Peygamber hasreti, ona benzeme ve ona kavuşma arzusunun ilk tipik örneğidir. Tekkesinin önüne kazdırdığı kabir çukuruna onun vefat yaşı olan altmış üç yaşından sonra günün belli saatlerinde girer ve orada zamanını zikir, tesbih, salâvat ve rabıta-i mevt ile geçirirdi. Nitekim Divan-i Hikmet'inde bunu şöyle anlatır: Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum; Yeraltına yalnız girip nurla doldum; Hakk'a tapanlar makamına mahrem oldum, Batin kılıcı ile nefsi parçaladım iste. Tasavvuf ve edebiyatımızın bir diğer abide şahsiyeti şiirlerini Farsça yazan Mevlana Celaleddin Rumi (m.o 1273)'dir. O, rubailerinde Kur'an anlayışını peygamber hasretini şöyle dile getirir: Ben sağ olduğum sürece Kur'an'ın bendesiyim Muhammed Muhtar'ın ayağının tozuyum. Kim benden bundan başka bir söz naklederse Ben o sözden de onu nakledenden de incinirim. Mevlana ile hemen çağdaş sayılan ve Batı Türkçesinin güçlü temsilcisi gönüller sultani Aşık Yunus da aynı duygularla şunları söylemektedir: Canim kurban olsun senin yoluna Adı güzel, kendi güzel Muhammed. Bu üç gönül eri ile başlayan hasret türküleri her devirde o devrin gönül erlerince seslendirilmeye devam etmiştir. Nitekim Hacı Bayram Veli'nin damadı ve Kadiriye'nin Rumiye kolu kurucusu Eşrefoğlu Rumi (o.1469) bu heyecanı yaşayıp seslendirenlerdendir. Seher vakti bir kerecik olsun onun yüzünü görmek sevdasında olan, Eşrefoğlu, günahının çokluğuna rağmen hala bundan ümidli olduğunu şöyle dile getirmektedir: Ederim canimi kurban senin yolunda ey Ahmed, N'ola bir kez yüzün görsem seher vakti seher gahi, Bu Eşrefoğlu Rumi'nin günahı çokdur gayet Şefaat kil ya Muhammed yüzün şems'ü kamer mahi Taci-zade Ca'fer Çelebi (o. 1515) onun gül yüzüne kavuşmak ümid ve özlemiyle kıyamet sabahını beklediğini şöyle ifade etmektedir: Iyd-i cemaline kati müstakim isterem Mihr-i ruhun ümmidini subh-i kıyameti "Su Kasidesi" adli şiiri ile naat vadisinde bir sah-eser vücuda getirmiş bulunan Fuzuli (o. 1556) peygamber hasretini en güzel dile getirenlerin başında gelmektedir. Onun bu 32 beyitlik manzumesinden seçtiklerimizden bazıları: Ben senin insanlara ilahi aşk sunan dudağını özlemişim. Zahidiler kevser peşinde koşar. Nitekim aşk sarhoşuna aşk şarabi, ayıklara da su içmek iyi gelir. Ben lebin müştakıyım. Zühhad kevser talibi Nitekim meste mey içmek hoş gelir, huşyara su. "Selvi boylu ve güzel yürüyüşlüsün sen. Sular herhalde sana aşık olmalıdır ki hiç durmadan sana doğru akıyorlar." (Nitekim sairin yaşadığı Bağdad'daki Dicle ve Fırat'ın suları Medine tarafına doğru akmaktadır.) Ravza-i kuyine her-dem durmayıp eyler güzar Aşık olmuş galiba ol serv-i hoş reftare su. "Şayet ben, Sevgili Peygamber'in elini öpmek arzusuyla ölecek olursam, toprağımdan bir desti yapıp onunla o sevgiliye su sunun." Dest busu arzusuyla ölürsem dostlar, Kuze eylen toprağım, sunun anınla yare su. Şairin kabir toprağından desti yapıp sevgili Peygamber'e sunulunca mecburen, dudaklarını bu kaba değdirecek elini öpme arzusuyla ölen sair, bu suretle onun dudaklarını öpmüş olacaktır. Bu bir hasret ve şefaat talebi ifadesidir. "Ey Allah'ın sevgilisi ve ey insanların en hayırlısı, sana müştakım; hasret çekiyorum. Nasıl susuzluktan dudağı kurumuşlar bir yandan yanıp bir yandan da su ararlarsa, ben de bu hal ile seni arıyorum." Ya Habiballah ya hayral-beser müştakınem Öyle kim leb-teşneler yanıp diler hem-vare su. "Ve nihayet umduğum, kıyamet günü vuslatından mahrum olmamaktır. Hiç olmazsa o gün vuslat çeşmen ben susamışı sulasın." Umduğum oldur ki ruz-i haşr mahrum olmayam Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i didare su. Osmanlı'nın sufi sairleri kadar şair sultanları da ayni hasret ateşini ruhlarının derinliklerinde duymuşlardır. Nitekim "Muhibbi" mahlası ile şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman (o. 1566) der ki: "Ya Rasulullah sen bugün alemlerin nuru ve Allah'ın sevgilisisin. N'olur aşıklarını bir lahza kapından uzak tutma!" Nur-i alemsin bu gün hem dahi mahbub-i Huda Eyleme aşıkların bir lahza kapından cüda Sultan I. Ahmed Han (o. 1617) de Hz. Peygamber'e olan hasret ve sevgisi sebebiyle onun ayak izi seklinde tahtadan bir levha yaptırmış ve üzerine: N'ola tacım gibi başımda götürsem daim Kadem-i resmini ol Hazret-i Sah-i Resul'ün Gül-i gülzar-i nübüvvet o kadem sabidir Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün kıt'asını yazdırarak cuma ve bayram selamlıklarında bir sorguç gibi başında taşımıştır. Ehl-i beyte mensub olan ve Hz. Peygamber'in cemal nuruyla gönlü yaralı bulunan Seyyid Nizamoğlu (o.1602) onun cemalinin şevki kalbe tecelli edebi beri gönlünün arsa kadar yarıldığını anlatır: Cemalin nurunun şevki tecelli edebeli kalbe Onuncun Seyfi'nin gönlü ki çak arşa beraberdir Halvetiyye'nin Nasuhiyye piri Üsküdar'da medfun M. Nasuhi (o. 1718) hasret ateşiyle şöyle yanıp yakılır. "Aşıkları, daimi surette divaneye çeviren senin aydınlık yüzündür ya Rasulallah! Onları derd ile sabah, aksam ah ile inleten de senin hasretindir ya Rasulallah." Eyleyen uşşakı şeyda daima Tal'atindir ya Resulallah senin Derd ile ah ettiren subh u mesa Hasretindir ya Rasulallah senin. "Beni gece gündüz feryad ettirip hasretle gönlümü yakan ve devamlı gözlerimden yaşlar akıtan senden uzaklığın özlemidir ya Rasulallah!" Ruz u şeb karım benim efgan eden Nar-i hasretle dilim suzan eden Dem-be-dem bu gözlerim giryan eden Firkatindir ya Rasulallah senin. Allah Resulü sevdalılarından Yahya Nazım (o.1727). Peygamber hasretini şöyle anlatıyor: "Aşkının hastası olalı beri ebedi hayati buldum. Senin aşkının derdi hasta gönlüme devadır ya Resulallah. Bu derd kalbimi gül gibi açtırır ve senin aşkının ömrünü artırır. Senin derdin senin askın hem gönül acar hem cana can katar" Olaldan haste-i aşkın hayat-ı cavidan buldu Dil-i bimarıma derdin devadır ya Resulallah Açar gül gibi kalbin artırır bimarının ömrün Gamın hem dil-güşa hem can-fezadır ya Resulallah "Devamlı surette ciğerlerim kana bulansa bunda şaşılacak ne var. Çünkü gönül, senin gam denizinin yabancısı değildir. Onda yüzmesini bilir." Aceb mi dem-be-dem ageste-i hun-i ciğer olsa Gönül bahr-ı gamınla aşinadır ya Resulallah Halvetiyyen'in Gulşeni- Sezai kolunun piri Edirneli Hasan Sezayi (o. 1737), bizim hasta; onun doktor, bizim seven, onun da sevilen olduğunu şöyle ifade ediyor: Biz mariziz, tabibimiz sensin Biz muhibbiz, Habibimiz sensin. Mevlana'nın Mesnevi'sini nazmen Türkçe'ye çeviren Süleyman Nahifi (o. 1738) bakınız Peygamber hasretiyle neler söylüyor: "Vuslat özleminin gücü başıma iş çıkardı. Ayrılık ateşi hasta tenimi dağladı. Hasret derdinin iniltisi bu ağlayıp inleyen Garibi öldürürse diyeceğim sadece sanan Salat u selamdan ibarettir." Canıma kar etti tab-i iştiyak-i vuslatın Dağ dağ etti ten-i bimarı nar-i firkatin Öldürürse ben garib u zari derd-i hasretin es-Salatu ve's-selam ey fahr-i alem es-selam Salahi-i Uşşaki (o. 1782) der ki: "Gönül senin hayalini düşünerek sabaha çıkar. Sabah aydınlığı senin güzellik mumunun ışığıyla meydana gelir." Gönül fikr-i hayalinle sabahlar ya Rasulallah Olur sem'-i cemalinle sabahlar ya Rasulallah Onun gül cemalini bir gece rüyasında görmek arzusuyla yanıp tutuşanlar hiçbir devirde eksik olmamıştır. XIX yüzyılda Hafız Muhammed Hilmi (o. 1881) bakiniz ne diyor: Ya Habiballah ezelden aşık-i didarınem Lutfedip rüyada bir şeb arz-i didar et bana. Ayni yüzyılın aşık şairi Osman Şems Efendi (o. 1893) de şunları söylüyor: "Ey güneş gibi aydınlık güzel. Senin yüzünün nuruna göreliden beri gam iklimindeki gözyaşlarım gül renkli şarab gibi oldu, kana boyandı. Sinemdeki aşk ile yarılmış yarıklardan taşıp gelen sırlar aşk destanı gibi adeta yazılmış bir kitap gibi oldu. Muhabbet divanının göğsü ıstırapla doldu. Aşkını iman nuru gibi sinemde saklarım. Canımın cevheri gibi vücudumda beslerim. Ta görelden nur-i vechin ey cemal-i afitab Eşk-i çeşmim bezm-i gamda oldu gül-cam-i şarab Şerh ettim razı sinem şerhalardan bab bab Dasitan-i aşk ile oldum müdevven bir kitab Sadr-i divan-i muhabbetle yine pür-ızdırab Saklarım sine de aşkın nur-i imanım gibi Beslerim cismimde derdin cevher-i canım gibi "Ateş" redifli gazeliyle peygamber hasretini XX. yüzyıla taşıyan ve bu hasretle ona kavuşan M. Es'ad Erbili de bu vadinin mestlerindendir. "Yüzünün güzelliğinin hayal ve özlemiyle can ve gönül yansa, şaşılacak ne var? Sevgili Peygamberim, gel de kalbimde ki ve feryadımdaki ateşi gör." Hayal-i şem'-i ruyinle aceb mi yansa can u dil Nigarım gel de gör, kalbim de ateş, ah u zar ateş "Güzellikte kemale ermiş yüzünü bir kerecik görsem bu kotu köleniz ondan sonra da siye feda olsun" N'ola bir kerre şad olsun cemal-i ba-kemalinle Ki kemter bendeniz Es'ad sana olmak feda ister Mevlana aşkı ile hidayete eren Yaman Dede adıyla ünlü Abdülkadir Keçeoğlu da içinde volkan alevi gibi bir peygamber hasreti taşıdığını şöyle anlatıyor:
|
Hakkımda güzel bir forum adresi.... www.nurforum.org/forum/index.php Ana Sayfa Profilim Arşiv Diyanet Avrupa Hazreti Muhammed sas Kategoriler - Asıl değişen sizin kalbiniz - Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek - YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN - etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası - Ramazan Bayramı Mesajı - KADİR GECESİ MESAJI - DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı - 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı - 3 ay yaz tatiline girilmistir - Üç Aylar ve Regâip Kandili - Na't-ı Şerîf - Gel Uyan Gecelerde - Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy - Canlara Cânân Diye Sevdim - İlâhi - Yoga ve Düşündürdükleri - Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi - diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari - VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi - Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet - DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii - katliama tepki - Diyanet - Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi - mardindeki katliam |