Allahım,senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka herşeyi olanlara acırım- konfüçyüs

Gel Uyan Gecelerde

Kategori: siir


Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde

Bak, hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret
Bul Sâniini ol O’na hayrân gecelerde

Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gâfil
Ko gafleti, dildârdan utan gecelerde

Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre
Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde

Cümle geceyi uyuma Kayyûm’u seversen
Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde

Âşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne cânân gecelerde

Dil beyt-i Hudâdır onu pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzûl eyler o Sultân gecelerde

Az ye az uyu hayrete var fânî ol ondan
Bul cân-ı bekâ ol O’na mihmân gecelerde

Allah için ol halka mukârin gece gündüz
Ey Hakkı, nihân-ı aşk oduna yan gecelerde

- Salı, Haziran 2, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


BERCESTE

Kategori: siir

Gelen bu yıl, dilerim ülkemizde îd olsun

Saâdetin güneşiyle doğan ümîd olsun

Çekişmeler yere batsın yeter kilid olsun

Bu yıl da her seneden çok size saîd olsun

Laedrî

- Salı, Ocak 1, 2008 - yorum {0} - yorum yaz


NAAT-Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu

Kategori: siir

Senin aşkın yanar bin bir gönülde,
Ateştir Yâ Rasulallah ateştir
Alan senden ışık yıldızdır, aydır
Güneştir Yâ Rasulallah güneştir

Yolun yoldur senin emrin emirdir
Uhud, Hayber güneştir, ay Bedir’dir
Bilirsin ümmetin artık ne birdir
Ne üçtür Yâ Rasulallah ne beştir

Ne gün aşkınla gözler pür-elemdir
Bizim için gün o gündür dem o demdir
Bu âsi ümmetin Türk’tür, Acem’dir
Arap’tır Yâ Rasulallah Habeş’tir

Bu aşk ancak senin aşkınla kaim
Döner Yâ Hak deyip câhil ve âlim
Bu ABDULLAH arar maksudu dâim
Eriştir Yâ Rasulallah eriştir.



- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


KÜÇÜK NA'T SEZAI KARAKOC

Kategori: siir

 

 

Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli

Hafıza seni anmak ödevinde mi

Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli

Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri

                      

Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden

Mantığım mantığın üstünde yeni

İçimde Nuh'un en yeni tufanı

Dünyaya ayak basıyorum yeniden

 

Göz seni görmeli ağız seni söylemeli

Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli

 

Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor

Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi

Herkesin konuştuğu dilden mahrum

Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci

 

Bütün deniz kıyılarında seni anmalı

Sen buzulların erimesi Eskimoların ısınması

 

Ikinci sokaklarda bandolar mizikalar

Yaklasan cok yaklasan muhtesem bir gün var

Bütün yollarda zafer taaki

Eriyen kar derin denizlerde katafalt

 

Gün doguyor her yerin cicek ve kar

Bütün cocuklar kurtuldu demektir

 

Göz Seni görmeli agiz Seni söylemeli

Hafiza seni anmak ödevinde

Bütün deniz kiyilarinda seni beklemeli

Sen Eskimolarin isinmasi sevgililer mahseri

 

- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


hazreti muhammed sas

Kategori: siir

Bir gönül mevsimi kapına geldim,
Sevgilim,Sultanım,Efendim benim.
Seninle ağladım,Seninle güldüm,
Sevgilim,Sultanım,Efendim benim...

 

Zamanın dilinden gönlüme aktın,
Kaç hamı pişirdin, erittin ,yaktın.
Beni,benden aldın,bana bıraktın,
Sevgilim,Sultanım,Efendim benim...

 

Hüsnündeki nuru gördü melekler,
Sırrını bizlere verdi melekler,
Seninle murada erdi melekler,
Sevgilim,Sultanım,Efendim benim,,,

 

Güneş ellerinde olsun her sabah,
Arayan gölgeni bulsun her sabah,
İnsanlık kapını çalsın her sabah,
Sevgilim,Sultanım,Efendim benim...


Muhsin İlyas Subaşı

- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


NA´T-I SERIF

Kategori: siir

YA RASÜLALLAH INAYET KIL PERISANIM BUGÜN

HASRET Ü HICRINLE VALLAH SINE-SUZANIM BUGÜN

NAR-I ASKINLA TUTUSTUM MAHZ-I NIRANIM BUGÜN

BU´D-I SURIDENEFENDIM YANMADA CANIM BENIM

MERHAMET KIL AL ELIM MAGRUK-I ISYANIM BUGÜN

ETTIGIM MASIYYETE GAYET PESIMANIM BENIM

 

--------------------------------------------------------------

 

YA RASÜLALLAH RAHMETTIR VÜCUDUN ALEME

BISETINCÜN GIYDIRILDI TACI IZZET ADEMÉ

GÖZLERINDEN KAN GELIR HIC UYKU GIRMEZ DIDEME

DEST-I IRSADINLA LÜTFEN BIR ILAC ET SINEME

MERHAMET KIL YA MUHAMMED ZAR Ü GIRYANIM BUGÜN

KIL KEREM ALLAH ICIN MAHZUN-I HICRANIM BUGÜN

 

ARIF HIKMET GÜLOGLU KISA BIR ALINTIDIR

- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


hazreti peygamber hasreti

Kategori: siir

Hazreti Peygamber'in hayatında gönüllerde çiçek açan bu sevda, onun vefatıyla birlikte hasrete dönüştü. Sahabiler o hasret ateşiyle yanıp kavruldular. Medine onlara dar geldi. Hasretin tutuşturduğu heyecanla yollara düştüler. Çöller, yollar aştılar.


 


Kur'an'da, Allah sevgisinin gerçekleşmesi için Hz. Peygamber'e ittiba şart koşulmuştur. (bk. Ali İmran, 3/31) Yine Kur'an'da Allah'a itaatle birlikte Peygamber'e itaat emr olunmuştur. Hz. Peygamber'in, imanın kemale ermesi ve lezzetinin tadılması için kendisine gerçek bir sevgi ile bağlanmayı şart koşması, ashabın kendisini bir "baba" gibi algılaması, ashab içinde ona karşı abideleşen bir sevgi çağlayanı oluşturdu.


 


Sahabiler onunla konuşurken ondan bahsederken ve onu dinlerken heyecanlanıyor. Söylediklerini vecd ve coşku ile dinliyorlardı. "Anam babam sana feda olsun!" "Canım sana feda olsun!" şeklindeki ifadeler ona olan, sevgilerinin bir tezahürüydü. Bu sevgi, ondan uzak kalma düşüncesini düşünmeye bile izin vermiyordu. Ondan dünyada ya da ukbada uzak kalmanın hasretine dayanamayacaklarını düşünüyorlardı. Hatta cennette bile ondan mahrumiyet, onlar için dayanılmaz biz hasreti oluşturmaktaydı. Bu yüzden o: "Kişi sevdikleriyle beraberdir" açıklamasına mecbur olmuştur. Dünyada beraberlik, cennette komşuluk ne büyük mutluluktu. Nitekim Nesibe Hatunun Uhud'daki yararlıkları sebebiyle Allah Rasulü'nden beklediği sadece cennette ona komşu olmaktı."


 


Hz. Peygamber'in hayatında gönüllerde çiçek açan bu sevda, onun vefatıyla birlikte hasrete dönüştü. Sahabiler o hasret ateşiyle yanıp kavruldular. Medine onlara dar geldi. Hasretin tutuşturduğu heyecanla yollara düştüler. Çöller, yollar aştılar. Bilal gibi tekrar Medine'ye gelip ezan okuyarak onu çağıranlar ve Bilal'in sesini duyunca da "Resulullah geldi galiba!" sevinciyle evlerinden dışarı fırlayıp hasretle onu kucaklamaya koşanlar odu. Ama nafile. Çünkü artık onu dünya gözüyle değil, ancak mana ve kalb gözüyle görmek mümkün olabilecekti.


 


Hz. Hasan gibi genç sahabiler, onun hilye ve semailini gözleri önünde canlandırmak için daha iyi tanıyan sahabilerden onun tavsifini istiyorlardı. Hz. Hasan'la başlayan ve Hz. Ali, Hind b. Ebi Hale gibi sahabilerin anlattığı fiziki ve ruhi portresine aid şemail rivayetleri ile hilye levhaları hep ona duyulan hasretin bir terennümü olarak kültür tarihimizdeki yerini almıştır. Evlerimizi süsleyen hilye levhaları, divan edebiyatımızdaki naatlar, musikimizde o sevda ile yakılan ilahiler, hep ona duyulan hasretin ifadesidir.


 


Biz bu yazıda gerek divan, gerekse tekke halk edebiyatımızda Allah Resulü'ne duyulan hasretin şiire yansıyan boyutlarından kesitler sunmaya çalışacağız. Bilindiği gibi bizim tasavvufi edebiyatımızın ilk şahsiyeti Ahmed Yesevi'dir.


 


Ahmed Yesevi, Peygamber hasreti, ona benzeme ve ona kavuşma arzusunun ilk tipik örneğidir. Tekkesinin önüne kazdırdığı kabir çukuruna onun vefat yaşı olan altmış üç yaşından sonra günün belli saatlerinde girer ve orada zamanını zikir, tesbih, salâvat ve rabıta-i mevt ile geçirirdi. Nitekim Divan-i Hikmet'inde bunu şöyle anlatır:


 


Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum;


Yeraltına yalnız girip nurla doldum;


Hakk'a tapanlar makamına mahrem oldum,


Batin kılıcı ile nefsi parçaladım iste.


 


Tasavvuf ve edebiyatımızın bir diğer abide şahsiyeti şiirlerini Farsça yazan Mevlana Celaleddin Rumi (m.o 1273)'dir. O, rubailerinde Kur'an anlayışını peygamber hasretini şöyle dile getirir:


 


Ben sağ olduğum sürece Kur'an'ın bendesiyim


Muhammed Muhtar'ın ayağının tozuyum.


Kim benden bundan başka bir söz naklederse


Ben o sözden de onu nakledenden de incinirim.


 


Mevlana ile hemen çağdaş sayılan ve Batı Türkçesinin güçlü temsilcisi gönüller sultani Aşık Yunus da aynı duygularla şunları söylemektedir:


 


Canim kurban olsun senin yoluna


Adı güzel, kendi güzel Muhammed.


 


Bu üç gönül eri ile başlayan hasret türküleri her devirde o devrin gönül erlerince seslendirilmeye devam etmiştir. Nitekim Hacı Bayram Veli'nin damadı ve Kadiriye'nin Rumiye kolu kurucusu Eşrefoğlu Rumi (o.1469) bu heyecanı yaşayıp seslendirenlerdendir. Seher vakti bir kerecik olsun onun yüzünü görmek sevdasında olan, Eşrefoğlu, günahının çokluğuna rağmen hala bundan ümidli olduğunu şöyle dile getirmektedir:


 


Ederim canimi kurban senin yolunda ey Ahmed,


N'ola bir kez yüzün görsem seher vakti seher gahi,


Bu Eşrefoğlu Rumi'nin günahı çokdur gayet


Şefaat kil ya Muhammed yüzün şems'ü kamer mahi


 


Taci-zade Ca'fer Çelebi (o. 1515) onun gül yüzüne kavuşmak ümid ve özlemiyle kıyamet sabahını beklediğini şöyle ifade etmektedir:


 


Iyd-i cemaline kati müstakim isterem


Mihr-i ruhun ümmidini subh-i kıyameti


 


"Su Kasidesi" adli şiiri ile naat vadisinde bir sah-eser vücuda getirmiş bulunan Fuzuli (o. 1556) peygamber hasretini en güzel dile getirenlerin başında gelmektedir. Onun bu 32 beyitlik manzumesinden seçtiklerimizden bazıları:


 


Ben senin insanlara ilahi aşk sunan dudağını özlemişim. Zahidiler kevser peşinde koşar. Nitekim aşk sarhoşuna aşk şarabi, ayıklara da su içmek iyi gelir.


 


Ben lebin müştakıyım. Zühhad kevser talibi


Nitekim meste mey içmek hoş gelir, huşyara su.


 


"Selvi boylu ve güzel yürüyüşlüsün sen. Sular herhalde sana aşık olmalıdır ki hiç durmadan sana doğru akıyorlar." (Nitekim sairin yaşadığı Bağdad'daki Dicle ve Fırat'ın suları Medine tarafına doğru akmaktadır.)


 


Ravza-i kuyine her-dem durmayıp eyler güzar


Aşık olmuş galiba ol serv-i hoş reftare su.


 


"Şayet ben, Sevgili Peygamber'in elini öpmek arzusuyla ölecek olursam, toprağımdan bir desti yapıp onunla o sevgiliye su sunun."


 


Dest busu arzusuyla ölürsem dostlar,


Kuze eylen toprağım, sunun anınla yare su.


 


Şairin kabir toprağından desti yapıp sevgili Peygamber'e sunulunca mecburen, dudaklarını bu kaba değdirecek elini öpme arzusuyla ölen sair, bu suretle onun dudaklarını öpmüş olacaktır. Bu bir hasret ve şefaat talebi ifadesidir.


 


"Ey Allah'ın sevgilisi ve ey insanların en hayırlısı, sana müştakım; hasret çekiyorum. Nasıl susuzluktan dudağı kurumuşlar bir yandan yanıp bir yandan da su ararlarsa, ben de bu hal ile seni arıyorum."


 


Ya Habiballah ya hayral-beser müştakınem


Öyle kim leb-teşneler yanıp diler hem-vare su.


 


"Ve nihayet umduğum, kıyamet günü vuslatından mahrum olmamaktır. Hiç olmazsa o gün vuslat çeşmen ben susamışı sulasın."


 


Umduğum oldur ki ruz-i haşr mahrum olmayam


Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i didare su.


 


Osmanlı'nın sufi sairleri kadar şair sultanları da ayni hasret ateşini ruhlarının derinliklerinde duymuşlardır. Nitekim "Muhibbi" mahlası ile şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman (o. 1566) der ki:


 


"Ya Rasulullah sen bugün alemlerin nuru ve Allah'ın sevgilisisin. N'olur aşıklarını bir lahza kapından uzak tutma!"


 


Nur-i alemsin bu gün hem dahi mahbub-i Huda


Eyleme aşıkların bir lahza kapından cüda


 


Sultan I. Ahmed Han (o. 1617) de Hz. Peygamber'e olan hasret ve sevgisi sebebiyle onun ayak izi seklinde tahtadan bir levha yaptırmış ve üzerine:


 


N'ola tacım gibi başımda götürsem daim


Kadem-i resmini ol Hazret-i Sah-i Resul'ün


Gül-i gülzar-i nübüvvet o kadem sabidir


Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün


 


kıt'asını yazdırarak cuma ve bayram selamlıklarında bir sorguç gibi başında taşımıştır.


 


Ehl-i beyte mensub olan ve Hz. Peygamber'in cemal nuruyla gönlü yaralı bulunan Seyyid Nizamoğlu (o.1602) onun cemalinin şevki kalbe tecelli edebi beri gönlünün arsa kadar yarıldığını anlatır:


 


Cemalin nurunun şevki tecelli edebeli kalbe


Onuncun Seyfi'nin gönlü ki çak arşa beraberdir


 


Halvetiyye'nin Nasuhiyye piri Üsküdar'da medfun M. Nasuhi (o. 1718) hasret ateşiyle şöyle yanıp yakılır.


 


"Aşıkları, daimi surette divaneye çeviren senin aydınlık yüzündür ya Rasulallah! Onları derd ile sabah, aksam ah ile inleten de senin hasretindir ya Rasulallah."


 


Eyleyen uşşakı şeyda daima


Tal'atindir ya Resulallah senin


Derd ile ah ettiren subh u mesa


Hasretindir ya Rasulallah senin.


 


"Beni gece gündüz feryad ettirip hasretle gönlümü yakan ve devamlı gözlerimden yaşlar akıtan senden uzaklığın özlemidir ya Rasulallah!"


 


Ruz u şeb karım benim efgan eden


Nar-i hasretle dilim suzan eden


Dem-be-dem bu gözlerim giryan eden


Firkatindir ya Rasulallah senin.


 


Allah Resulü sevdalılarından Yahya Nazım (o.1727). Peygamber hasretini şöyle anlatıyor:


 


"Aşkının hastası olalı beri ebedi hayati buldum. Senin aşkının derdi hasta gönlüme devadır ya Resulallah. Bu derd kalbimi gül gibi açtırır ve senin aşkının ömrünü artırır. Senin derdin senin askın hem gönül acar hem cana can katar"


 


Olaldan haste-i aşkın hayat-ı cavidan buldu


Dil-i bimarıma derdin devadır ya Resulallah


Açar gül gibi kalbin artırır bimarının ömrün


Gamın hem dil-güşa hem can-fezadır ya Resulallah


 


"Devamlı surette ciğerlerim kana bulansa bunda şaşılacak ne var. Çünkü gönül, senin gam denizinin yabancısı değildir. Onda yüzmesini bilir."


 


Aceb mi dem-be-dem ageste-i hun-i ciğer olsa


Gönül bahr-ı gamınla aşinadır ya Resulallah


 


Halvetiyyen'in Gulşeni- Sezai kolunun piri Edirneli Hasan Sezayi (o. 1737), bizim hasta; onun doktor, bizim seven, onun da sevilen olduğunu şöyle ifade ediyor:


 


Biz mariziz, tabibimiz sensin


Biz muhibbiz, Habibimiz sensin.


 


Mevlana'nın Mesnevi'sini nazmen Türkçe'ye çeviren Süleyman Nahifi (o. 1738) bakınız Peygamber hasretiyle neler söylüyor:


 


"Vuslat özleminin gücü başıma iş çıkardı. Ayrılık ateşi hasta tenimi dağladı. Hasret derdinin iniltisi bu ağlayıp inleyen Garibi öldürürse diyeceğim sadece sanan Salat u selamdan ibarettir."


 


Canıma kar etti tab-i iştiyak-i vuslatın


Dağ dağ etti ten-i bimarı nar-i firkatin


Öldürürse ben garib u zari derd-i hasretin


es-Salatu ve's-selam ey fahr-i alem es-selam


 


Salahi-i Uşşaki (o. 1782) der ki:


 


"Gönül senin hayalini düşünerek sabaha çıkar. Sabah aydınlığı senin güzellik mumunun ışığıyla meydana gelir."


 


Gönül fikr-i hayalinle sabahlar ya Rasulallah


Olur sem'-i cemalinle sabahlar ya Rasulallah


 


Onun gül cemalini bir gece rüyasında görmek arzusuyla yanıp tutuşanlar hiçbir devirde eksik olmamıştır. XIX yüzyılda Hafız Muhammed Hilmi (o. 1881) bakiniz ne diyor:


 


Ya Habiballah ezelden aşık-i didarınem


Lutfedip rüyada bir şeb arz-i didar et bana.


 


Ayni yüzyılın aşık şairi Osman Şems Efendi (o. 1893) de şunları söylüyor:


 


"Ey güneş gibi aydınlık güzel. Senin yüzünün nuruna göreliden beri gam iklimindeki gözyaşlarım gül renkli şarab gibi oldu, kana boyandı. Sinemdeki aşk ile yarılmış yarıklardan taşıp gelen sırlar aşk destanı gibi adeta yazılmış bir kitap gibi oldu. Muhabbet divanının göğsü ıstırapla doldu. Aşkını iman nuru gibi sinemde saklarım. Canımın cevheri gibi vücudumda beslerim.


 


Ta görelden nur-i vechin ey cemal-i afitab


Eşk-i çeşmim bezm-i gamda oldu gül-cam-i şarab


Şerh ettim razı sinem şerhalardan bab bab


Dasitan-i aşk ile oldum müdevven bir kitab


Sadr-i divan-i muhabbetle yine pür-ızdırab


Saklarım sine de aşkın nur-i imanım gibi


Beslerim cismimde derdin cevher-i canım gibi


 


"Ateş" redifli gazeliyle peygamber hasretini XX. yüzyıla taşıyan ve bu hasretle ona kavuşan M. Es'ad Erbili de bu vadinin mestlerindendir.


 


"Yüzünün güzelliğinin hayal ve özlemiyle can ve gönül yansa, şaşılacak ne var? Sevgili Peygamberim, gel de kalbimde ki ve feryadımdaki ateşi gör."


 


Hayal-i şem'-i ruyinle aceb mi yansa can u dil


Nigarım gel de gör, kalbim de ateş, ah u zar ateş


 


"Güzellikte kemale ermiş yüzünü bir kerecik görsem bu kotu köleniz ondan sonra da siye feda olsun"


 


N'ola bir kerre şad olsun cemal-i ba-kemalinle


Ki kemter bendeniz Es'ad sana olmak feda ister


 


Mevlana aşkı ile hidayete eren Yaman Dede adıyla ünlü Abdülkadir Keçeoğlu da içinde volkan alevi gibi bir peygamber hasreti taşıdığını şöyle anlatıyor:


- Çarşamba, Şubat 21, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
güzel bir forum adresi.... www.nurforum.org/forum/index.php
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet
Avrupa
Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
  • -DESTEK
  • -Dingorevlisi
  • -DuaDemeti
  • -GULLERIN-EFENDISI
  • -hutbeornekleri-hutbedualari
  • -ilmihal
  • -KUTLU-DOGUM
  • -NAMAZ
  • -Yorum-Makaleler
  • ALLAH
  • Almanca
  • Anne
  • BASIN
  • baziilgicekendinibilgiler
  • canakkale
  • Cocuk
  • Diyanet_Hac_Sorulari
  • DiyanetSinavSorulari
  • genc kalemler
  • GÜNCEL
  • hadis
  • HATIM
  • HikayeAlintilari
  • hurafe
  • ibretler
  • IZLE-DINLE
  • Kulakveriniz
  • kuranikerim
  • linkler
  • MERAK-ETTIKLERINIZ
  • Millilerimiz
  • NE-GUZEL
  • ney
  • piyes
  • RAMAZANVEKADIRGECESI
  • SAHABE
  • siir
  • tarih
  • TERIMLER
  • YARDIM
  • YazKuranKursu
  • Son Yazılar
    - Asıl değişen sizin kalbiniz
    - Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek
    - YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
    - etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
    - Ramazan Bayramı Mesajı
    - KADİR GECESİ MESAJI
    - DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
    - 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
    - 3 ay yaz tatiline girilmistir
    - Üç Aylar ve Regâip Kandili
    - Na't-ı Şerîf
    - Gel Uyan Gecelerde
    - Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
    - Canlara Cânân Diye Sevdim
    - İlâhi
    - Yoga ve Düşündürdükleri
    - Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
    - diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
    - VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
    - Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
    - DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
    - katliama tepki
    - Diyanet
    - Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
    - mardindeki katliam