İlâhi
Yeter mâmure oldun, bir zaman virane ol, gönlüm!
Hudâ’ya âşina ol, gayrıdan bîgane ol, gönlüm!
Bulanlar genc-i maksudu bulurlar künc-ü viranda,
Harabâbad-ı aşk ol, vâsıl-ı canane ol, gönlüm!
Muhabbet badesiyle mest-i lâyakil olup daim
Cünun-u aşk-ı Mevlâ ile hem divane ol, gönlüm!
Mey-i cezbeyle zahm-ı hane-i aşk u muhabbet ol,
Şarab-ı feyz ile âşıklara peymane ol, gönlüm!
Çıkar kârını başa, himmet et, bu nat’-ı âlemde,
Piyade kalma, gezme serseri, ferzane ol, gönlüm!
Yıkıldıkta yaparlar haneyi çün kim budur âdet,
Bu Nazmî gibi sen de yıkılıp virane ol, gönlüm!
Nazmi
--------------
İlâhi!
Dertliyim dermana geldim,
Devasın isteyu Lokman’a geldim.
Bulunmaz derdimin asla devası,
Kalıp âciz Sana ihsana geldim.
Bu derdin çaresi yanmak yakılmak,
Anınçün ben dahi sûzana geldim.
Gönül mahzundürür hecr ile her dem,
Visal-i yâr için handana geldim.
Mey-i aşk ile mestim ben demâdem,
Bu hal ile acep mestane geldim.
Perişan eyledim aklı bu yolda,
Olup Mecnun gibi divane geldim.
Huzur-u yâr ile iken ezelde,
Anâ iklimine seyrana geldim.
Gelip bu dâr-ı fanide tahayyür,
Tefekkürle gezip hayrana geldim.
Düşüp pervane veş şem’-i celâle,
Sûzî’yim ben dahi çün yana geldim.
Suzi -yeni ümit
İlâhi
Salı, Hazirane 2, 2009 · Kategori: ALLAH
Yoga ve Düşündürdükleri
Perşembe, Mayıs 28, 2009 · Kategori: Kulakveriniz
Yoganın Tanımı, Tarihçesi ve Uzak Doğu Dinleriyle İlişkisi
Sanskritçe’de “bağlamak, birleştirmek” anlamına gelen yoga,
insanın enerji ve iradesine hakim olarak
nefsini kontrol altına almasını sağlayan bir egzersizdir.
Buna Hind fakirizmi de denmektedir.
Yogayı ruhi yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan
Hint Felsefe sistemi diye de tanımlayabiliriz.
Dinî bir yönünün olmadığı, insanın zihinsel ve bedensel arınmasını amaçlayan
bir alıştırmalar bütünü olduğu söylense de bu doğru bir yaklaşım değildir.
Zira yoga sistemi ilk defa IV. yüzyılda Patanjali’nin Yoga Sutrasında açıklanmıştır.
Dolayısıyla uzak doğu dinleriyle özellikle Hinduizmle
ve onların din anlayışlarıyla yakından irtibatlıdır ve bir tür dinî ritüeldir.
Özellikle sonraki Brahmanizm’de yoga, evrensel ruh Brahma ile öznel ruh olan atmanın pratikteki birleşmesi olarak düşünülmüş ve yoga yapanlar (yogiler) birer aziz ve veli olarak düşünülmüştür. (Bkz. Günay Tümer, Brahmanizm, DİA. İstanbul, 1992, VI, 331)
İnsanın benliğini ve bedenini eğitmesine dayanan yoga, Hindu dininde bütün tanrıların en üstünde olduğuna inanılan ilahî ruh ya da tanrı Brahman’a ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için uygulanan yöntemlerden birisidir.
Yoga yöntemini uygulayanlara yogi adı verilir.
Yoga yöntemini uygulayan yogiler belirli aşamalarla bedensel ve zihinsel alıştırmalar yaparak bu dünyaya ilişkin konuları düşünmeyecek biçimde benliklerini eğitmeye çalışırlar.
Bunu yaparken dikkatlerini bütünüyle bir noktada toplayıp yoğunlaştırarak, duygu ve düşüncelerini denetlemeyi ve arındırmayı amaçlarlar.
Orijinali itibariyle bireyi dış dünyaya yönelik düşüncelerden, arzu hırs ve isteklerden uzaklaştırarak tamamıyla saf ve arınmış bir durumda tanrı Brahman’a kavuşturmayı hedefleyen yoga, son derece güç ve yorucu bir süreçtir.
Uzak doğu dinlerinden Budizmde de buna benzer bir arınma ile büyük ruhta yani Nirvana’da fâni olmak esastır. (Özarslan, Selim, İslam’da Ölüm ve Diriliş Öğretisi, Kitap Dünyası, Konya, 2001, s. 40)
Yoga’nın Uygulanış Aşamaları
Bu egzersiz tanrıya ulaşma ve birleşmeyi amaçlayan zor bir süreç olması hasebiyle genellikle belirli aşamalara bölünerek uygulanır.
İlk iki aşama bireyi ahlakî yönden eğitmeyi, başka bir deyişle yalan söylememeyi, canlılara zarar vermemeyi, nefret, kin ve haset gibi gayriahlakî duygulardan kurtulmayı öğretir.
Takip eden üçüncü ve dördüncü aşamalar bedensel eğitimi içerir.
Bu bölüm soluk alıp vermeyi düzenlemeye, hiçbir rahatsızlık duymadan vücudu uzun süre aynı biçimde tutma becerisine yönelik bir dizi alıştırma ve egzersizlerden oluşur.
Sonraki aşamalar bilinci tek bir nesne üzerinde yoğunlaştırarak Brahmanla bütünleşmeye yöneliktir.
Bunu yaparken birey tüm düşüncesini içe döndürerek dış etkenlere tepki vermemeyi öğrenir. Brahman’la bütünleşme yoganın en son ve en yüksek hedefidir. Yoga, daha çok Hindu, Budist ve Caiynistler tarafından uygulanmaktadır.
Günümüzde Yoga ve Meditasyon
Yirminci yüzyılın başlarından itibaren yoga, daha çok bedensel ve zihinsel rahatlama alıştırması olarak özellikle Batı ülkelerinde yaygın biçimde uygulanmaktadır.
Bu amaçla çeşitli dernekler ve kulüpler kurulmuş, dünya ölçeğinde yaygın bir hal almıştır.
Çağdaş Batılı insanların yogayı bedensel ve tinsel rahatlama aracı olarak uygulama ve benimsemelerinde vahyi temellerden uzaklaşmış bir yaşam biçiminin etkisi gözlemlenmektedir.
Günümüzde yogayı öne çıkaranlar, bunun dinsel bir yönünün olmadığını, yoga yapmak için din değiştirme veya din propagandası yapmaya gerek olmadığını, yoganın bütünüyle insan sağlığını ve hayat kalitesini her yönüyle yükselten bir yaşam tarzı olduğunu söyleseler de biz biliyoruz ki, hiçbir yaşam tarzı, onu düzenleyen ilahî ya da felsefî doktrinden/öğretiden bağımsız ve ilintisiz olamaz.
Ayrıca insan sağlığını ve yaşam kalitesini yükselten, bireyin ruhi ve bedensel rahatlamasını sağlayan başka alternatiflerin de bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Günde beş vakit eda edilen namaz kılmak, oruç tutmak ve dua gibi...
Meditasyon: Latince’de “düşünceye dalma, derin derin düşünme, derin düşüncenin sonucu olan yazı” anlamlarına gelen meditasyon, genellikle beşeri kaynaklı din ve felsefeye ilişkin ruhi konular üzerinde derin düşünme eylemidir.
Meditasyon uzak doğu dinleriyle ilişkin olarak yüzyıllardan beri uygulanmakta olan bir yöntem olup, önceleri insanların iç dünyalarını anlamaları için kullanılan bir eylem biçimiydi.
Günümüzde ise birçok birey meditasyonu günün yorgunluk ve stresini azaltmak veya rahatlamak için kullanmaktadır.
Bu yöntemi benimseyenler, meditasyonun bedene
derin bir rahatlama ve sakinlik verdiğini,
zihni ise olabildiğince durgunlaştırdığını,
stres, gerginlik, sürmenaj vb. zihinsel sorunlara karşı dayanıklılık kazandırdığını,
konsantrasyon yeteneğini artırdığını,
sorunları kendi düşüncemizle çözmemizi sağladığını,
zihindeki karmaşık duygu ve düşünceleri düzene soktuğunu,
bireyi dış etkenlerin kölesi olmaktan kurtarıp, kendisinin efendisi yaptığını,
özgüveni, iş ve yaratıcı gücünü geliştirdiğini,
biyolojik olarak gençleştirdiğini, pozitif düşünceyi geliştirdiğini,
içeride uyuyan ışık ve gizli gücü keşfettireceğini, bireyi daha insancıl yapacağını,
daha da önemlisi sevgi, saygı kazandırıp
iç ve dış temizliğe daha çok önem verdireceğini,
bedendeki enerjinin stoklanmasını,
ekonomik ve verimli kullanılmasını sağladığını ileri sürerler.
Meditasyonun beden, zihin ve ruh sağlığını en üst düzeyde korumakla birlikte
bireyin kendisini tanımasına yardımcı olacağı da sıklıkla vurgulanmaktadır.
(http://www.psikoenerji.com/meditasyon.html)
Meditasyonun bireyin duygusal ve fiziksel yapısına olumlu yönlerden etki yaptığı
ve onu bir süreliğine olsa da dinlendirdiği kabul edilebilirse de
nihai huzur ve dinginliğe ulaştırması mümkün görülmemektedir.
Kutsal niteliklerini yok etmeyi hedefleyen “izm”ler ve
analitik felsefenin girdabına düşmüş,
bu nedenle kutsaldan hızla uzaklaşarak dünyevileşen günümüz insanı,
aradığı beden ve zihin huzurunu, kaybettiği kutsal değerlerine yeniden
dönerek tekrar kavuşabilir kanaatindeyiz.
Zira ilahî mesajın son esintisi İslâm, bütün dünya coğrafyasında,
inanç, ibadet ve ahlak ilkeleriyle günümüz insanına
dünya ve ahiret mutluluğunu vaat etmektedir.
Gerisi onu bireysel ve toplumsal yaşamda layıkıyla temsil etmeye kalıyor.
Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır
Doç. Dr. Selim Özarslan
Fırat Üniv. İlahiyat Fak.
Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
Çarşamba, Mayıs 20, 2009 · Kategori: -Yorum-Makaleler
Aydınlanma hareketi, pozitivizmin doğuşuna etki eden en büyük harekettir. Pozitivizmi sistemleştiren A. Comte (1798-1857) “üç hal kanunu” anlayışına göre din ve metafizik çağın sona erdiği varsayımıyla, artık çağın bilim ve akıl çağı olduğunu söyler. Bu üç hal kanununu, aslında kendisinden önce 14. Loui’nin Maliye Bakanı Turgot (1727-1781) dile getirmiştir: “İnsanlık tarihinde üç düşünce tarzı birbirini takip eder: Teolojik, metafizik ve pozitif düşünce çağı.” (Freyer, H., İçtimai Nazariyeler Tarihi, eklerle çev. T. Çağatay, 3. baskı, Ankara 1973, s. 40)
Bu üç hal kanunu anlayışına göre tarihte varolagelmiş dinlerin, daha sonra Hegel’in de söyleyeceği gibi, Comte geçersiz olduğunu vurgular. Ancak Comte dinin toplum ve fert için lüzumun devam ettiğine inanır. Ancak bu din herhangi bir tarihi din değildir. Pozitivizm ve bilim çağının kutsal formülünü: “İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme” olarak belirleyen Comte, bu formüldeki aşkı din sağlayacaktır. Bu dine, pozitivist din adını verir. Dinin kurucu felsefesi, Comte’un “Pozitif Politika Sistemi” başlığıyla anlattığı pozitivist siyasettir; amentüsü de “Pozitivist Kateşizm”dir. (Comte, A., Catachisme Positiviste, Paris, 1852)
A. Comte, kurucusunun kendisi olduğu pozitivist dine “İnsanlık Dini” de demektedir. Onun insanlık dini anlayışı, din anlayışları konusunda Batı’da bir dönüm noktası teşkil eder. Positivizmden etkilenen birçok sosyolog ve dinler tarihçisi dinlerin menşeini Allah yerine, sözgelimi E. A. Tylor gibileri ruhçuluğa (animisme); H. Spencer gibileri sihir ve büyüye; Max Müler gibileri tabiatçılığa (naturisme); E. Durkheim gibileri de totemciliğe (totémisme) indirgeyerek açıklamışlardır. Dolayısıyla pozitivistlere göre dinin menşei insan ve toplumdur.
Osmanlıların, Batı’yı özellikle 1789 Fransız devrimiyle izlemeye başladıkları söylenebilir. Ancak Batı’ya olan düşünsel ilgi, XVIII. Yüzyılın sonlarına doğru, Hariciye Nazırı Âtıf Efendi’nin Nisan 1798 yılında yazdığı bir lâhıyada Voltaire ve J. J. Rousseau’yu zındıklıkla tenkit etmesiyle başlamıştır denebilir. (Budak, A., “Osmanlı İmparatorluğuna Batı Düşüncesinin Girişi” Yeditepe’de Felsefe, İstanbul 2008, sayı 7, s. 195-199)
Aydınlanmanın ve pozitivizmin Osmanlı’ya ve İslam dünyasına asıl etkileri 1839 Tanzimat ile ve sonrasında olmuştur. Gerek Osmanlı aydınlarından Batı’ya gidenlerle ve gerekse yapılan tercümelerle 1839’dan sonra Batı etkisiyle birçok konuda olduğu gibi din konusunda da özellikle İslam’a bakışta farklı anlayışlar oluşmuştur.
Naturalizmin ve pozitivizmin etkisiyle Beşir Fuad (1852-1887) gibi dinsiz ve ateist olan bazı Osmanlı aydınlarını dışta bırakarak bir genelleme yapacak olursak, Ahmet Rıza’sından Ziya Gökalp’ine kadar pozitivizmin etkisi altında kalan Osmanlı aydınlarının hiçbirisi, genel olarak İslam’ın menşeini insanda, doğada veya toplumda aramamışlardır. Farklı tarzda da olsa positivist Osmanlı aydınları İslam’a inanmanın ve dinî hayatın kişisel vicdan işi olduğu görüşünü öne çıkarmışlardır. Bu, daha sonra Cumhuriyet Döneminde laiklik ilkesinin kabulünü hazırlamıştır. Özellikle pozitivist hukuk anlayışı çerçevesindeki Batı’daki gelişmeler Osmanlı hukukuna etki etmiştir. Örneğin Mecelle’nin hazırlanmasında bu etkiyi görebiliriz. Avrupa kanunlarından alıntılar yapılmıştır. İslam’a bakışta bunlar kadar önemli bir etki de, hem positivizmden hem de bilimcilikten mülhem, Kur’an ayetlerini bilimle açıklama girişimidir ki, ilk örneklerini M. Abduh ve diğer Mısırlı âlim Tantavi el-Cevherî teşkil eder. Özellikle Tantavî, “el-Cevâhir fî Tefsiri’l Kur’ân-ı Kerim” adlı eserinde yer yer resimler de çizerek ve devrin bilimsel bilgilerini aktararak ayetlerin tefsirini yapmıştır. Bu benzer etkileri eş zamanlı olarak Osmanlı toplumuna dahil olmayan başta Hind Müslümanları arasında ve İran’da da gözleyebiliyoruz.
Yukarıda özet olarak işaret etmeye çalıştığımız girişimler İslam’a bakışta ve anlayışta İslam toplumlarında iki temel akımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Birincisi, bugün İslam Modernizmi denen akımdır; ikincisi Milliyetçi İslamcılık akımıdır.
Modernist İslam anlayışının ilk temsilcileri, Hindistan’da örneğin Seyyid Ahmed Han’dır; Mısır’da Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’dır; Türkiye’de daha dar anlamıyla Celal Nuri İleri, Mehmet Âkif, Milaslı İbrahim Hakkı gibi bazı aydınlardır.
Modernistçi akımın temel varsayımları, İslam dünyasının gerilemesinin nedenlerini, Kur’an ve sünnetin yeterince iyi anlaşılamaması, mezhepsel olarak Müslümanların bölünmüş olması, Müslümanların hurafelere ve bidatlere yönelmesi gibi şeylerde aramışlardır. Doğal olarak da çözümü yeniden Kur’an’a ve sahih sünnete dönüşte aramışlardır. Özellikle Batılı çalışmalarda Mu’tezilenin “modern” bir akım olarak gösterilmesinin etkisiyle Mu’tezile akımına bu bağlamda vurgu yapılmıştır. Kısaca ifade edecek olursak modernistçiler, İslam dünyasının temel sorununu sanki bir din sorunu gibi görmüşlerdir. Bu modernist İslam anlayışı da, günümüz İslam modernistlerinin temelini teşkil etmektedir.
Milliyetçi İslamcılık, pozitivizmin baskın olduğu XIX. yüzyıl aynı zamanda milliyetçiliğin ortaya çıktığı dönem olduğu için Batı milliyetçi akımların da etkisiyle, İslam’ı anlamada, güncelleştirmede ve yorumlamada Müslüman halkların geçmiş ve güncel, kültürel ve etnik hususiyetlerini öne çıkaran bir anlayıştır. Burada Cemâleddin Afkanî’nin o günlerde emperyalist ülkelere karşı yapılacak kurtuluş mücadelelerinin ümmet olarak birlikte değil, her ülkenin kendisinin çabalarıyla yapılması gerektiği görüşü de etkin olmuştur. Bu anlayışın ilk temsilcilerine Türkiye’den Ziya Gökalp ve Seyyid Bey, Mısır’dan Şekip Arslan ve Tâhâ Hüseyin gibi düşünürler örnek olarak verilebilir. Ziya Gökalp’ın “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” adı altında söylediklerinde, (Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak, İstanbul 1929) Tâhâ Hüseyin’in cahiliye Arap şiiri üzerine yorumlarında, Şekip Arslan’ın İbn Haldûn üzerine yaptığı çalışmalarında geçmişte İslam, Müslüman milletlerin geçmişteki etnik ve kültürel gelenekleriyle ve örfleriyle anlaşılmıştır vurgusu yapılmıştır. Bu vurgunun gelecek için de vurgulandığı açıktır.
Milliyetçi İslamcılık, Türkiye’de özellikle İslam’ın anlaşılması için din dilinin Türkçeleşmesi üzerinde durmuştur. Çağdaşlaşmanın, sadece İslam anlayışının hurafelerden temizlenmesiyle değil, Batı’daki gelişen bilim ve teknolojinin takip edilmesiyle mümkün olabileceğini savunmuştur. Milliyetçi İslamcılar ile Yeni Osmanlıcılar Batı’nın bilim ve teknolojisini alalım; fakat kültürde Türk ve Müslüman kalalım demişlerdir. Dolayısıyla bu akımın taraftarları İslam dünyasının sorununu, temelde bir din sorunu değil, zihniyet sorunu olduğunu düşünmüşlerdir.
Bütün buların ötesinde, İslam dünyasındaki Batı’ya bağımlı olarak ortaya çıkan pozitivist ve seküler sosyoloji ve psikoloji çalışmalarının etkisiyle özellikle günümüzde geniş kitleler İslam’a, mevcut dinlerden sadece herhangi birisi gibi bakmaya başlamıştır; hatta bazı İslam bilginleri de aynı bakış açısına sahiptir. İslam dünyasındaki din tartışmalarının temel nedenlerinin birisi de budur.
Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Mart 2009 sayısında yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar
Ankara Üniv. İlahiyat Fak
diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
Pazartesi, Mayıs 18, 2009 · Kategori: DiyanetSinavSorulari
VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
Cuma, Mayıs 15, 2009 · Kategori: BASIN
VII. AVRASYA İSLAM ŞÛRASI
TEŞKİLATI TOPLANTISI
İSTANBUL 2009
SONUÇ BİLDİRGESİ
Ortak dini, tarihi, kültürel bağlarla birbirlerine bağlı olan Avrasya coğrafyasındaki Müslüman ülke ve toplulukların dini idare temsilcilerini barış, kardeşlik ve karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımı ekseninde buluşturan Avrasya İslam Şurası yedinci toplantısını 12-15 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirmiştir. Başta dini idare başkanları olmak üzere 42 ülke ve topluluktan 100’ü aşkın ilim adamının katıldığı toplantıda, Avrasya İslam Şurası’nın geçmiş dönem çalışmaları, geleceğe yönelik yapılanması, üye ve katılımcı ülkelerin güncel problemlerinin yanında, “Dini Bilginin Kaynakları, Üretimi ve Yenilenme Yöntemleri” konusu farkı açılardan müzakere edilmiştir.
Açılış oturumu dışında, “Avrasya Coğrafyası Dini Kurumların Dini Bilginin Kaynaklarına İlişkin Durum ve Tutumları”, “Avrasya Coğrafyasında Kadim Dini Bilgi ve Aktüel Değeri”, “Avrasya Coğrafyasında Dini Bilginin Güncel Kaynakları”, “Avrasya Coğrafyasında Dini Bilginin Üretimi ve Yenilenme Yöntemleri” ve “Avrasya Coğrafyasında Dini Bilgi Üreten Kurumlar” şeklindeki başlıkların detaylandırıldığı beş ayrı oturumda, dört gün boyunca yapılan müzakereler sonucunda bazı tespit ve değerlendirmeler yapılarak aşağıdaki kararlar alınmıştır.
1. Avrasya İslam Şurası üyeleri hem ülkelerinde hem de bütün dünyada barış, müsamaha, karşılıklı sevgi ve saygı içinde yaşanmasının hem İslam dininin gereği hem de 21. Yüzyılın en hayırlı ihtiyacı olarak görmekte; din özgürlüğünün gelişmesini bu barış ortamının tesisi için zorunlu görmekte, kim adına ve ne sıfatla olursa olsun şiddet, terör, aşırılık ve baskıyı şiddetle kınamakta; islamofobyayı, her hangi bir dinin veya milletin genel bir suç ve itham konusu yapılamasını da aynı derecede insanlığın barış dolu geleceği önündeki en büyük engellerden biri olarak görmektedir.
2. Günümüzde İslam medeniyetinin tarihten gelen zengin bilgi ve tefekkür birikiminin ve bu alanda taşıdığı yüksek potansiyelin bilinmesine ve tanıtılmasına, bu yönde eğitim ve öğretimin geliştirilmesine büyük ihtiyaç vardır. Bu Müslümanların özgüvenini ve aidiyet bilincini artıracak, İslam hakkında ön yargıları azaltacak, bilginin hakemliğinde insanları buluşturarak, din adına veya dinlerin çatıştırılması amacıyla yapılan yanlışları önleyecek ve çağın umutlarını güçlendirecektir.
3. 1990’lı yıllardan itibaren Avrasya coğrafyasındaki Müslüman dini kurumların, din hizmetleri, yaygın ve örgün din eğitimi, din alanında lise ve yüksek öğretimi, dini ve tarihi açıdan bir arada yaşama tecrübesini yaygınlaştırma gibi konularda yoğun faaliyet gösterdiklerini, 2000’li yıllarda daha istikrarlı kurumsal yapı ve stratejiye kavuşmuş olduklarını müşahede etmek bütün Şura üyeleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
Bu gelişme ve açılımlara paralel olarak din eğitimi ve öğretimi alanlarında, dinin doğru bilgisinin yine dinin temel kaynakları ve ortak tarihi yorum geleneğinden hareketle güncel sorunlara cevap verecek ve günümüz insanına hitap edecek tarzda geliştirilmesine; gerek klasik kaynaklarımızın ilmi araştırmalara konu yapılması, gerekse yeni telif eserlerin hazırlanmasında yeni bir hamle ve organizasyon ağı ile kısa zamanda bunların başta ilim adamları olmak üzere geniş toplum kesimlerine yaygınlaştırılmasına ihtiyaç vardır. Avrasya İslam Şurası İcra Kurulu’nun yeni çalışma döneminde bu hususlara öncelik vermesi kararlaştırılmıştır.
4. Avrasya coğrafyasının farklı yerlerinde yetişmiş ve halihazırda sadece bu halkların değil bütün Müslümanların zihninde ve gönül dünyasında yer etmiş olan büyük alimlerin eserlerinin ilmi neşir ve tahkiklerinin yapılarak, çok dilli olarak basımının gerçekleştirilmesi bilgi geleneği ve bilginin paylaşımı adına büyük önem taşımaktadır. Gerek dini gerekse tecrübi bilginin kaydedildiği, sistemleştiği ve öğretildiği Avrasya coğrafyasının bu zengin mirasının yerel dini idarelerin öncülüğünde yeniden yayına hazırlanması, üzerlerinde ilmi çalışmalar yapılması, yerel dini geleneklerin ihyasında büyük önem taşımaktadır.
5. Avrasya coğrafyasının köklü dini, tarihi ve kültürel mirasının, dini bilgi ve düşünce başta olmak üzere, dinin toplum tarafından algılanış ve uygulanışına dair konuları, disiplinler arası bir yaklaşımla ele alacak bir “Avrasya İslam Araştırmaları Enstitüsü”nün, Türkiye’nin ilmi geleneği, konumu ve öğretim kadrolarıyla güçlü bir üniversitesinde kurulmasına yönelik çalışmalara ivedilikle başlanması ve bu merkez üzerinden sair Şura üyesi ülke ve toplulukların ilmi kurum ve kuruluşları ile ortak çalışmalar yapılması son derece lüzumlu bulunmuş ve buna yönelik çalışmalar yapılması benimsenmiştir.
6. Şura üyesi ülke ve toplulukların din eğitim ve yüksek öğretim alanlarındaki müfredat ve ilmi yaklaşımlarının, birbirine akredite hale getirilmesine yönelik olarak çalışılması benimsenerek; bu tür kurumlardan mezun olan öğrencilerin ülkelerinin dini ve kültürel dokusuna uygun önemli hizmetler sunmak üzere istihdamlarına öncelik verilmesi hususunda azami gayret gösterilecektir.
7. Türkiye üniversiteleri İlahiyat fakültelerinde, gerek Avrasya coğrafyası, gerekse Batılı ülkelerden gelen öğrenciler dikkate alındığında, farklı coğrafi bölgelerin ihtiyaç ve özelliklerini hesaba katarak çeşitlenen müfredata sahip bir “Uluslararası İlahiyat Fakültesinin” tesis edilmesi, bu önemli hizmet ve tecrübeyi daha verimli hale getirilecektir.
8. Avrasya coğrafyasındaki İslam üniversiteleri, ilahiyat fakülteleri ve akademik nitelikli diğer araştırma merkezlerinin, müfredatlarının hazırlanması, projelerin geliştirilmesi, öğretim üyesi değişimi ile yayın alanlarında işbirliği yapılması, dini idarelerin kendi ülkelerindeki bu kurumlarla ortak çalışmalar yürütmeleri, Avrasya bölgesinde düşünce birliği ve dayanışmasınin oluşturulması açısından önem arz etmektedir.
9. Yeni nesillerin din konusunda yanlış yönlendirilmesine mahal vermemek amacıyla, genel anlamda din, özel anlamda ise İslam konusunda, geleceğimizin ve toplumsal huzurun garantisi olan nesillerimizin katılacağı din derslerine, eğitimde bütünlük ilkesi doğrultusunda örgün eğitim içinde yer verilmesinin son derece lüzumlu olduğuna; Şura üyesi ülke ve toplulukların bu konudaki tecrübe paylaşımına ağırlık vermelerine; oluşturulacak ortak komisyonlarla din dersi taslak program ve eğitim materyalinin hazırlanması cihetine gidilmesine karar verilmiştir.
10. Avrasya coğrafyasındaki kütüphanelerde varolan yazma eserlere dair fihristlerin taranması, gerektiğinde yeni kütüphane kataloglarının hazırlanarak ortak envanterin oluşturulması, paylaşılması ve önemli görülen yazma eserlerin ilmi neşirlerinin yapılması, farklı dillere çevrilerek basılması, bu coğrafyadaki bilgi kaynakların keşfedilmesi ve güncellenmesi açısından önemli görülmektedir.
11. Avrasya coğrafyasındaki dil ve lehçelere yapılan Kur’an çevirilerinin bazılarında önemli kavram ve anlam hataları yapıldığı tespit edilmiştir. Bu tür Kur’an tercümelerinin yeni baskıları ancak İslami ilimlere ve terminolojiye vukufiyeti haiz olan ehil kişiler tarafından gözden geçirildikten sonra yapılmalıdır. Aynı şekilde, bundan sonra yapılacak Kur’an meallerinin mütercimlerinin belirlenmesinde dil uzmanlığının yanında İslami ilimlere ve terminolojiye vukufiyetin esas alınması; çeviri sürecinin başlangıçtan sonuna kadar ilgili dini idare tarafından oluşturulabilecek bir komisyonun sorumluluğunda yürütülmesi zorunlu görülmektedir.
12. Avrasya İslam Şurası’nın I., II., ve V. toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda Ramazan ayının ve dini bayramların bütün İslam dünyasında aynı tarihte başlaması ve kutlanması konusunda İslam ülkelerinin birlikte hareket etmesine zaruret derecesinde ihtiyaç vardır. Bu konuda Avrasya İslam Şurası adına İslam Konferansı başta olmak üzere ilgili ülke ve merciler nezdinde gerekli girişimlerde bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Diyanet işleri Başkanı Prof. Dr Ali Bardakoğlu başkanlığında bir heyetin yetkilendirilmesi kararlaştırılmıştır. (15 Mayıs 2009, İstanbul)
Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
Salı, Mayıs 12, 2009 · Kategori: YARDIM

http://ditib.de/index.php?id=21&lang=en
ayrintilar
http://www.ditib.de/default1.php?id=11&sid=30&lang=en
DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
Salı, Mayıs 12, 2009 · Kategori: YARDIM
Bank Commerzbank Köln Verwendungszweck : Merkez-Camii (DITIB-Zentral Moschee Köln) ve geleneklerini bilmesi, geçmişi ile geleceği arasında bağlantı kurarak sunulmasını kolaylaştırıcı kadın faaliyetleri gerçekleştirilecektir. Bürolar, Lojmanlar, Kapalı Garaj alanlarını kapsamaktadır.Cami iki minare Subbelrather Str. 17 · 50823 KölnTel.: 0221 - 579 82 20 |
Bağışlar vergiden düşürülebilir.
Bağış karşılığı vergi iadesinden yararlanmak için belge verilir.
İnsanın sağlıklı bir kimlik ve kişiliğe kavuşması için kendi kültürünü, tarihini
yaşayabilmesi için sosyal ve kültürel faaliyetler, Gençliğin ruhen ve bedenen
sağlıklı yetişebilmesi ve geleceği inşa edebilecek sağlam bir kimlik ve kişiliğe sahip
olabilmesi için gençlik ve spor faaliyetleri,Komşularımızı anlamak,
inanç sistemlerini tanımak, onların da bizim inanç ve ibadetlerimizi anlamaları
ve tanımalarını sağlamak suretiyle, karşılıklı hoşgörüyü temin etmek üzere dinler
ve kültürlerarası faaliyetler,Kadınların toplumda daha aktif bir şekilde yer
almalarını ve eşit bireyler olarak güçlenmelerini teşvik edici,
kadın sorunlarına eğilen ve ihtiyaç duydukları alanlarda eğitim, sosyal
ve kültürel faaliyetler ve danışmanlık gibi hizmetlerin
Proje Cami, Kuran Kursu, Eğtim ve Kültür Merkezi, Gençlik ve Spor Merkezi,
Kadınlar Eğitim Merkezi, Dinler ve Kültürlerarası Faaliyet Merkezi, Kütüphane,
Konferans Salonu, Basın Merkezi, Alışveriş Merkezi, Çocuk Bakım Alanı,
(55 metre) ve şeffaf parçalardan oluşan bir kubbeye (36,50 metre) sahiptir.
Cami Kullanım Alanı: 2.059 m2
Bürolar / Lojmanlar / Konutlar: 860 m2
Kütüphane /Diyalog Merkezi 721 m2
Konferans Salonu: 1.250 m2
Gençlik Merkezi ve Spor Salonu: 657 m2
Eğitim ve Kültür Merkezi: 1.445 m2
Ticari alanlar: 2.147 m2
Kadınlar Eğitim Merkezi: 1.058 m2
Diğer Alanlar : 1.570 m2
Kapalı Garaj: 3.949 m2
Toplam Kullanım Alanı: 15.716 m2
Tahmini Proje Maliyeti : 25.000.000,- EUR
Faks: 0221 57 98 290
www.ditib.de
info@ditib.de
http://ditib.de/index.php?id=21&lang=en
DİTİB Merkezi’nin bulunduğu Köln şehri,
Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nin
en kalabalık, en renkli, çok kültürlü, çok dinli ve çok dilli,
siyaset, ticaret, ekonomi ve medya merkezidir.
Köln’de 120 binden fazla Müslüman yaşadığı halde,
Müslümanları şehrin bir parçası olarak sembolize eden
ve layıkıyla temsil edilebilecekleri bir merkez camisi yoktu.
Eski bir fabrika deposundan dönüştürülen
DİTİB Genel Merkezi ve Merkez Camii,
hem Müslümanların ihtiyaçlarını karşılayamaz,
hem de kullanılamayacak hale gelmişti.
Günde ortalama 1000 kişinin ziyaret ettiği
Genel Merkez ve Merkez Camii artık yetersiz kalıyordu.
Halbuki DİTİB, sadece Köln’deki Müslümanlara yönelik değil,
Almanya genelinde geleceğe dönük kalıcı örnek hizmetler götüren,
Almanya’nın en büyük Türk ve Müslüman sivil kitle örgütü olarak
bütün kurum ve kuruluşlar tarafından muhatap kabul edilmektedir.
Projenin Gelişimi:
DİTİB’in Köln’de Müslümanların varlığını
temsil edebilecek bir merkezinin
eksikliğinin Köln Belediyesine hatırlatılması üzerine,
Köln Belediyesi de 2003 yılında, modern ve temsil gücü olan
bir caminin yapılmasını kararlaştırdı.
Ancak gerçekleşecek proje, Köln’ün etrafına
uyum sağlayan ve şehre mimari
zenginlik katan bir sanat eseri olmalıydı.
Bu gaye ile 2005 yılında 100’den fazla
mimarın katılımıyla uluslararası proje
yarışması düzenlenmiş; yarışma sonunda dünyaca ünlü
Prof. Gottfried ve Paul Böhm tarafından hazırlanan
‘DİTİB Merkez Camii Projesi’ birinci seçilmiştir.
DİTİB’in şeffaflığını ve camilerin kapısının
halka daima açık olduğunu simgelemesi
için ilk proje üzerinde birkaç kez değişikliğe gidilerek,
bu şeffaflığın projeye daha iyi yansıması sağlanmıştır.
Cami projesi imar planı, Almanya geneline yayılan
tartışmalara rağmen halkın ve
Köln Belediyesi’nin desteği ile
28 Ağustos 2008 tarihinde onaylanmıştır.
Projenin Hedefi: Başlıca Faaliyet Alanları
Almanya genelinde, sahasında uzman,
ilahiyat eğitimi almış din görevlilerince cemaatin de
talep ve ihtiyaçları dikkate alınarak,
İslam dininin hurafe ve batıl inanışlardan arındırılmış bir şekilde
Kur’an’a ve sünnete uygun olarak öğretilmesi,
yaşanması, gelecek nesillere
aktarılması için din hizmetleri,
Uyumun, toplumda yaşayan herkesin birbirinin
kültürüne, diline, gelenekle-rine saygı duyması
ve hoşgörü ile karşılamasından
geçeceği bilinciyle, toplumun bilgilendirilmesi
ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi
amacıyla eğitim ve uyum faaliyetleri,
Yardımlarınız İçin:“Kim dünyada bir mescit (cami) yaparsa, (ya da yapılan camiye katkıda bulunursa) Allah c.c. de cennette o kimseye bir köşk inşa eder.”
Hadis-i Şerif
Bu kalıcı esere sizin de bir katkınızın olmasını istiyorsanız ...
Empfänger : Türkisch Islamische UnionKonto-Nr. : 505566000 BLZ : 37040044
Son Yazılarım
Kategorilerim
- -ilmihal
- baziilgicekendinibilgiler
- -GULLERIN-EFENDISI
- IZLE-DINLE
- ney
- ALLAH
- ibretler
- BASIN
- linkler
- hadis
- TERIMLER
- GÜNCEL
- -DuaDemeti
- -hutbeornekleri-hutbedualari
- HikayeAlintilari
- NE-GUZEL
- kuranikerim
- MERAK-ETTIKLERINIZ
- Anne
- HATIM
- Almanca
- siir
- SAHABE
- piyes
- -Yorum-Makaleler
- -NAMAZ
- hurafe
- tarih
- -KUTLU-DOGUM
- Cocuk
- Millilerimiz
- RAMAZANVEKADIRGECESI
- Diyanet_Hac_Sorulari
- canakkale
- -Dingorevlisi
- DiyanetSinavSorulari
- -DESTEK
- YazKuranKursu
- Kulakveriniz
- YARDIM
- genc kalemler
Arkadaşlarım
- efrasyap
- cemre
- mag0323
- ahha
- milkboy
- esin
- mucahid23
- ekrem
- ikizler
- ertugrultasci
- ozlem405
- Enes Karakose
- zamanbitiyor
- omasozturk
- elki
- shekkercik
- ersince
- sudaayakizleri
- yunusum
- mevlevi
- asu
- islamfelsefesi
- hatto
- fatima
- vuslatsevdasi
- temizekran
- isi
- unutulan
- frekans
- kelebekk
- ahsennur
- onurhan1907
- vatanim
- sehzade78
- dinimislam
- zenci
- nurdanhaleler
- ucarsu
- Özkan Özdemir
- aise
- sergul
- duha
- muzaffererdem
- sumeyye2
- hakkinrahmeti
- woelfin
- kalemabi
- ibnarabi
- gencer
- calinus
- sadecemustafa
- ercan14
- vuslat78
- aylin2
- nstar
- adaynur2
- adntakimi
- tayyib41
- nurtanem
- farukk
- yenistil
- 1984nilufer
- emremmavi
- nsmc
- neslinursema1
- nurum1
- alsancakkoyu
- xsindrelax
- azizefedogan
- arstekin
- haticane
- veyis2
- nurla
- barensel
- neslinursema2
- ahmet36
- bilkentclup
Etiket Bulutu
- asıl değişen sizin kalbiniz Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre Türkiye'de 80 bin 53 cami faaliyet gösteriyor. Bu camilerin yaklaşık 35 bini k ZEYNEP YETER ARSLAN http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinhizmetleriweb/dinhizmetleri/camiDinGorHaf/yurtici_2009.asp ramazan bayramı mesaj KADİR GECESİ MESAJI DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı ddd Üç Aylar ve Regâip Kandili