Rahmet ve Merhamet Ne Demektir?

 

Peygamber: Âlemlere Rahmet Olan Hz. Muhammed (s.a.s.)
     

İslâm’ın peygamberi,

peygamberler halkasının sonuncusu olan Hz. Muhammed’dir. (Ahzâb, 40)

Yüce Allah, onu insanlara sıkıntı, zorluk ve meşakkat vermek için değil,

bilâkis bütün âlemlere rahmet ve merhamet olarak göndermiştir.

 Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “(Resûlüm!)

 Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107) denmiştir.

Merhum Ali Ulvi Kurucu, bu ayet-i kerime ışığında,

Hz. Peygamber’i ne güzel vasfeylemiştir:


“Mahşerde nebiler bile senden meded ister,

“Rahmet” diyen âlemlere Rahman’dır Efendim!”


Hz. Peygamber pek çok keder ve sevinçlerle dolu tevhit mücadelesi sırasında,

hiçbir an “rahmet” peygamberi olduğunu unutmamış ve

karşılaştığı olumlu ve olumsuz bütün olaylara

sevgi ve rahmet perspektifinden bakarak, model bir şahsiyet ortaya koymuştur.

O, kahraman amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi

ve ciğerlerini ağzında çiğneyen Hind’i bağışlamış,

Veda Hutbesi’nde ise bütün kan davalarını kaldırdığını ilân etmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in bu mücadelesi anlatılırken,

onun rahmet ve merhametine vurgu yapılarak şöyle denmiştir:



“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın!

 Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz,

etrafından dağılıp giderlerdi.

Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış.” (Âl-i İmrân, 159)


“Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki,

sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.

O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe, 128)


“Muhammed Allah’ın elçisidir.

Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin,

kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih, 29)


Yine Kur’an-ı Kerim’de onun tebliğ metodunun genel çerçevesi şu şekilde çizilmiştir:

“(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır

 ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl, 125)


Bizzat Hz. Peygamber Efendimiz de

peygamber olarak gönderiliş gerekçesini şu şekilde açıklamıştır:

 “Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı (muannit ve müteannit) olarak göndermedi.

Ancak, muallim ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.” (Müslim, “Talâk”, 29; Ahmed b. Hanbel, III, 328)

O, insanların şefkat ve merhametleri ile

Yüce Allah’ın şefkat ve merhameti arasında ilişki kurarak şöyle demiştir:

“İnsanlara merhamet etmeyene

 Allah da merhamet etmez.”

(Buhârî, “Tevhîd”, 2, “Edeb”, 18; Müslim, “Fezâil”, 66);

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez”

 (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Fez’ail”, 65, 66; Ebû Dâvud, “Edeb”, 145)


Hz. Peygamber Efendimiz, insanlara ve özellikle de küçük çocuklara

 karşı son derece şefkatli davranmıştır.

Torunlarını namazda bile omzunda taşımış,

zaman zaman onların ve diğer çocukların oyunlarına katılmıştır.

 (Buharî, “Edeb”, 81, 112; Müslim, “Edeb”, 30; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 69)

Yıllarca onun hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik şöyle demiştir:

“Aile fertlerine karşı Allah’ın Rasûlü’nden (s.a.s.) daha şefkatlisini görmedim.”

 (Müslim, “Fezâil”, 63; Ahmed b. Hanbel, III, 112)


Bir eş, bir baba ve bir aile reisi olarak Hz. Peygamber,

 bu şefkatli davranışlarıyla ahlâk ve

dinin özünde bulunan rahmet ve merhamet ilkelerini eylemleriyle yorumlamış olmaktadır.

Bu durum ahlâkî ilkelerin yalnızca öğretilerek değil,

aynı zamanda yaşanarak öğretilebileceğine işaret etmektedir.


Hz. Peygamber’in bu söz ve model davranışları,

İslâm dininin insanlar arasında sevgi, şefkat ve merhamet bağını geliştirmek

 ve bir sevgi ve merhamet toplumu inşa etmek istediğini ortaya koymaktadır.


http://www.diyanet.gov.tr/turkish/o/26_9_2.asp
  buradan takip edilebilir

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !