Asıl değişen sizin kalbiniz


Pazartesi, Ekim 9, 2009 · Kategori: ibretler

Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı

Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler

Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu

Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu:

- Bu güzel nar bahçesi kimin?

- Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı

- Oğlun, uşağın var mı?

- Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

- Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek

İhtiyar "başüstüne" dedi ve hemen gidip bah çe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi

En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı

İki nar tam bir tası doldurdu

Padişah içti ve çok beğendi

Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı

İhtiyar çif çi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti

Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular

Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "

Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar

böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü

Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar

Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi

İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu

 Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi

Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu:

- Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi?

Bunun tadı hiç de hoş değil

- Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz

 Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : asıl değişen sizin kalbiniz

EDEN BULUR


Perşembe, Ağustos 28, 2006 · Kategori: ibretler

Halife Harun Resit'in bir bahcesi varmis. O bahcesinde de cok sevdigi bir de gul fidani...
Bir gun bahivanina soyle demis:
- "Bu fidana gozun gibi bak! Guzel bir gul tomurcuklanip da acildiginda bana haber ver."
Bahivan geceleri bile gider, kontrol edermis fidani. Bakislarindan bile sakinir, uzerine titrermis. Geceleri ruyalarina girdigi bile olurmus. O da sevmeye baslamis fidani.
Tomurcuklar cikmaya baslamis. Hele bir tanesi varmis ki, digerlerinden cok daha guzelmis. O guzelim tomurcuk acmis ve insanin bakmaya kiyamayacagi kadar guzel bir gul oluvermis.Bahcıivanin kalbi pir pir atmaya baslamis, ici icine sigmaz olmus. Hemen gidip halifeye haber vermeliyim, diye dusunurken... EYVAH!

Kusun birisi o gulun uzerine konup baslamaz mi yapraklarini gagalamaya!
Bahcivan bagirmis kus kacsin diye.
Yerinden ok gibi de firlamis.
Ama nafile!
Mahvolmuş o nadide cicek.
Nasil haber versin halifeye?
Nasil izah etsin?
Yalan söylemiyorum ya, demis bahcivan.
Gider anlatirim durumu oldugu gibi.
Varmis Harun Resit'in huzuruna...
Anlatmis durumu gozyaslari icinde!
Halife buyuk bir olgunluk icinde dinlemis ve tek bir cumle sarf etmis:
- "EDEN BULUR!"
Ayrilmis huzurdan bahcivan.
Aradan zaman gecmis.
Bir gun gormus ki o kus bir yilanin agzinda can vermis ayni bahcenin icinde.
"Allah'im sen ne buyuksun" demis ve solugu halifenin yaninda almis.
Durumu anlatmis.
Halifenin dudaklarinda yine ayni cümle:
- "EDEN BULUR!"
Aradan bir sure daha gecmis.
Bahcivan bahcede yururken o yilan ayagina dolanmaz mi?
Kendisini sokacagindan korkan bahcivan, kafasini bedeninden ayirivermis yilanin elindeki kurekle.
Gene halifenin yanina kosmus.
Anlatmis durumu ve gene ayni cevabi almis:
- "EDEN BULUR!"
Eyvah demis bahcivan!
Edip de bulma sirasi bana geldi!
Gercekten de oyle olmus.
Bahcivan kendisinden beklenmeyecek kotu bir is yapmis.
Halife de onu cezaya carptirmis.
Carptirilmis carptirilmasina ama gel gelelim bizim bahcivan durmaz yerinde.
Ziplar durur, bas bas da bagirirmis.
Bir tek sey istermis israrla:
"Halifeyle acilen gorusmek!"
Ne dedilerse olmamis ve sonunda cikarmislar halifenin huzuruna:
- "Sana haksiz bir ceza verildigini mi dusunuyorsun?" demis halife
- "Hayir" demis bahcivan.
"Benim derdim o degil.
Ben bu cezayi hak ettim.
Ancak bana ceza verdiginiz icin ettigini bulma sirasi size gelecek.
Sizin basiniza bir sey gelmesini istemem."
Halife dusunur ve adami affeder.

Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : ibret hadise olay

BASIR ISMI-ALLAH GÖRÜR


Perşembe, Ağustos 28, 2006 · Kategori: ibretler

Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:

-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!




 Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:




 -Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.


 -O, hangi kapıdır?


 -Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.

Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : ALLAH IBRET

Mezarlık Ağacı


Perşembe, Ağustos 28, 2006 · Kategori: ibretler

Fatih Demir

Yeni taşındığı Apartmanın bahçesine, birkaç tane de mezarlık ağacı
olarak bilinen selvi ağaçlarından dikmişti Ahmet Bey. Niyeti ağaca
baktığında ölümü hatırlamaktı. Dünyasını kazanmaya çalışırken ahiretin
varlığını da unutmamaktı. Daire komşuları da onun bu düşüncesinden
memnun olmuşlardı.

Bir gün, bu ağaçları sularken, yoldan geçen bir grup hanımdan biri,
Ahmet Bey'e yaklaşıp sordu:

- Apartmanın üst kalında perdesiz camlar var, acaba bu apartmanda
kiralık daire var mı?

Ahmet Bey, soruyu soran hanıma, "sahibi taşınacak" demeye fırsat
bulamadan, gruptaki hanımlardan birisi sinirli şekilde bağırdı:

- Ne yapıyorsun Türkan?
- Daire kiralık mı? diye soruyorum.
- Deli misin sen Allah aşkına?
- Niye deli olayım? Sen, kiralık ev aramıyor musun? Sana yardımcı
olmaya çalışıyorum.
- Ev arıyorum da, bu binadan daire kiralanır mı hiç, görmüyor musun?
Kadın etrafına bakındı, bir şey göremeyince sordu:
- Ben bir şey göremiyorum. Sen ne görüyorsun söyle.
- Ne göreceğim Türkancığım! Baksana bahçeye mezarlık ağaçları
dikmişler. Her gün mezarlık ağaçları seyredilerek bu binada yaşanır
mı?

Ve selvi ağaçlarından rahatsız olan kadın, son sözünü söyledi:

-Yürü Allah aşkına! Memlekette kiralık daire mi kalmadı. Bahçesinde
mezarlığı hatırlatan ağaçlar dikili bir apartmanda oturulur mu hiç?

Onlar hızla uzaklaşırken, Ahmet Bey de, selvi ağacının altında, şaşkın
halde kalmıştı. Gülmek mi gerek, ağlamak mı, bir türlü karar
veremiyordu.

Ahmet Bey bu olayı, yakın dostlarına ibret vesilesi olsun diye zaman
zaman anlattı. Hatta dostları arasında, o kadını tanıyanlar bile
çıktı.

Yıllar yılları kovaladı. Bir gün öğle namazını kıldığı semt camiinde,
Ahmet Beyin kulağına, cenaze imamının gür sesi geldi:

- Hatun kişi niyetine!

Ahmet Bey de, cenaze namazına iştirak etti. Namazdan sonra cemaatten
biri, Ahmet Bey'in kulağına eğilerek şu sözleri fısıldadı:

- Namazını kıldığın bu kadının kim olduğunu biliyor musun?

Ahmet Bey nerden bilsin?

- Kim olduğunu bilmiyorum, dedi. Kulağına fısıldayan adam, derin bir
nefes alarak, şu şaşırtıcı açıklamayı yaptı:
- Vaktiyle bize anlattığın, bahçede mezarlık ağacı görmeye dayanamayan
bir kadın vardı ya? Bu cenaze işte o kadının cenazesidir.

Ve şöyle tamamladı sözünü:

- Şimdi onu, bir selvi ağacının dibine kazılan mezarına, gömmeye
götürüyorlar.

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : ibretler islam hikaye ölüm

tevekkül


Cumartesi, Ağustos 23, 2006 · Kategori: ibretler

Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat
ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi
kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:
- Babasına haber vermeyin.
Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu
sordu, hanımı:
- Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.

Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i
Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:
- Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?

- Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri
verilmeli.
- O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.

Ebu Talha bu sözü duyunca :
- Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına
döneceğiz, der ve şükreder.

Sabah olunca gidip Resulullah'a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):

- Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha'ya ver, diye dua
eder.

Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur.
Çocuk, Peygamberimizin himayelerinde büyürler, İslam Tarihinde önmeli
bir şahsiyet olur.

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler :

AYIBLARA SAĞIR OLMAK


Salı, Ağustos 12, 2006 · Kategori: ibretler

Hatem bin Yûsuf, Belh'de doğmuş ve miladi 852 yılında vefat etmiştir. Hatemi Esam diye anılmaktadır. Esam sağır demektir. Bu lakabla anılmasına şu hâdise sebep olmuştur:

Kendisi kundura tamirciliği yapmaktaydı. Bir gün dükkanına ayakkabısını tamir için gelen bir kadın, kazayla yellendi. Utancından yerin dibine girecek şekle geldi. Hatem ayakkabısını tamir edince, kadın fiyatını sordu. Hatem, kadının hatâsını anlamamış gibi davranarak:

Kadın, yüksek sesle konuş, duyamıyorum! diyerek sağır gibi davrandı.

Kadın, o kadar rahat bir nefes aldı ki, yeniden doğmuş gibi oldu.

Ve ondan sonra o kadının ölümüne kadar tam kırk yıl Hatem herkese sağır gibi davrandı. Bu yüzden kendisine Esamm(sağır) denildi.

Bir kimsenin ayıbını görüp, kılma zinhar aşîkar

Günde yüzbin aybın örter iken ol Cenab-ı Perverdigâr. (Perverdigâr: Bütün mahlukâtı besleyen ve yetiştiren.)

Hani kerem, hani ayıb örtücülük, hani haya?

Binlerce ayıb örterdi Enbiya ve Evliyâ

Lokman Hekim'in yüzük taşında şöyle yazılı idi:

Gördüğünü gizlemek, şüphe ettiğini açıklamaktan daha güzeldir.

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler :

AÇLIKTAN ÖLDÜREN SERVET


Pazartesi, Ağustos 4, 2006 · Kategori: ibretler

Bir zamanlar Yemen'de çok şiddetli bir sel ortalığı alt-üst eder. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda görülür ki, bu ceset, Hımyerî hükümdarlarından Zu Şefer'in kızı olan Tace adındaki bir kadına aittir.

Yusuf (a.s) zamanında yaşadığı anlaşılan Tace'nin cesedinin boynunda yedi inci gerdanlık, kollarında yedişer kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli yedişer halhal, yani ayak bileziği ve on parmağında da muhteşem mücevher yüzüklerin bulunduğu görülür. Ayrıca baş tarafında çok kıymetli eşya ile doldurulmuş hazine gibi bir tabut parladığı da dikkatlerden kaçmaz.

Bu tabutun ön kısmındaki levhada yazılı olanlar, en az mücevherler kadar ilgi çekicidir:
"Ben Zu Şefer'in kızı Tace'yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere Mısır Maliye Nazırı olan Yusuf Aleyhisselam'a adam yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adam gelmeyince, adamlarımızdan bazı kimselere bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip, herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmelerini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de yine bulamadıkları için inci öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu hikayemi işitenler halime acısınlar! Acaba dünyada benden başka hangi kadın bu kadar muhteşem zinetler içinde açlıktan ölmüştür?"

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler :