GİRİŞ

Salı, Mart 14, 2006 · Kategori: piyes

          1963 yılı... Ülkemizde işsizliğin ve sıkıntının zirvede olduğu yıllar. O yıllarda insanımız, ekmek parası kazanabilmek gayesiyle Avrupa kapılarında... Tanımadığı, bilmediği çevreler, şehirler ve insanlarla karşı karşıya. Hepsinin ortak düşüncesi, bir kaç yıl çalışıp, biraz sermaye edinip, tez elden geri dönmek.  Memleketinde iş yeri açıp, orada yaşamak.

           Rızık davası için, vatanlarından ve sevdiklerinden kopup geldikleri ülkelerin başında, Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, Avusturya ve İsviçre gibi ülkeler gelmekte. Dil başka, örf adet başka, yaşayış biçimi başka, velhasıl her şey bambaşka. Anadolu’nun yiğit delikanlıları, Hasan’lar, Ahmet’ler, İlyas’lar sadece bedenlerinin ait olduğu bir ortamda buldular kendilerini. Birçoğu askerlik hariç daha köyünden dışarı çıkmamışken, Avrupa’nın en büyük şehirlerinde yarışmaya başladılar. Kömür ocaklarında, 2000 metre yer altlarında çalıştılar. En ağır inşaat işlerinde ve daha  pek çok zor işlerde  gençliklerini, enerjilerini tükettiler.

           60’lı yıllarda giden işçilerimiz bir başkaydı. Çoğunun yol masraflarını geldikleri ülke hükümetleri karşılamıştı. Uzun ve meşakkatli yolculuktan sonra, geldikleri tren  istasyonlarında, hükümet yetkilileri  ve papazların yanında, kalabalık topluluklarla, bandolar eşliğinde karşılandılar. Köln’de, Brüksel’de ve birçok Avrupa kentinde bu manzaralar yaşandı. İnsanımız bu ilginin onurunu  bir müddet yaşayabildi. Çünkü; o  zamanlar, her Avrupalı bir Türk’ü çok merak ediyor, her hareketini ilgiyle takip ediyordu.

            Kırk yıldır Avrupa ülkelerinde çalışmakta olan Türk insanı, maddi problemlerini  halletmiş gibi görünmekte ise de, kültürel farklılıklar nedeni ile değişik bir kimliğe bürünmüştür. Son yıllarda çoğalan sosyal ve kültürel ağırlıklı etkinlikler insanımızı bir nebze olsun asli hüviyetine çekmeyi başarabilmiştir.

           İzleyeceğiniz bu oyun; Almanya, Hollanda, Avusturya, Fransa, Belçika ve İsviçre’de bulunan gurbetçi kardeşlerimizin ilk yıllardaki çektikleri sıkıntılardan, günümüzdeki durumlarına kadar, bir çok olayın kendilerinden dinlenmesi neticesinde yazılmıştır. Piyese konu edilen olaylar ve şahıslar tamamen gerçek olup, yurtdışında görev yapan bir din görevlisinin bakış açısıyla kaleme alınmıştır.

           Avusturya ve Almanya’nın 5 ayrı şehrinde sahnelenen Gurbetçi, 1994 yılında Avusturya’nın Feldkirch şehrindeki Arbeiter Kammer kuruluşu tarafından yabancıların kültürel etkinliklerine katkısı sebebi ile ödüle lâyık görüldü. Ayrıca Hollanda,  İsviçre, Almanya ve İngiltere’deki bazı Türk dernekleri bu oyunun metnini isteyerek, bu  eseri  kendilerince  sahnelemek istemişlerdir. Almanya’da bazı Türk derneklerimiz tarafından halen sergilenmektedir.

           Yurtdışında, gurbetçi diye adlandırdığımız insanımızın ilgi alanına giren konuların işlendiği, her izleyicinin özellikle, Avrupa’ya ilk giden gurbetçilerimizin yaşantısından bir kesit bulduğu bu eserle, işçilerimizin problemlerine ışık tutmaya çalıştık. Bu oyun, ilk defa 1992 yılında Avusturya’nın Dornbirn şehrinde yazdım. 1993 yılında muhtelif tarihlerde değişik salonlarda sahnelendi. Ayrıca, Avusturya’nın Dornbirn şehrinde ilerlemiş yaşına rağmen iş hayatına devam ederken, bir gece yarısı geçirdiği kalp krizi neticesinde hayatını kaybeden, çok sevdiğim, değerli ağabeyim Düzce’li Osman ATAY’ın ölümü, bu piyesin yazılmasına sebep olmuştur. Bu vesile ile, onu da rahmetle anıyorum. 

            Daha sonra bu çalışma, Ocak 1999 da, Almanya Frankfurt-Offenbach’daki genç kuşak tarafından sahnelenmesinin istenmesi üzerine, yeniden gözden geçirilerek, tashihi yapılıp,  kitapçık haline getirildi.

 

 

 

2

 

           Gurbet, milyonlarca gurbetzedenin boğazında düğümlenen bir hıçkırıktır. Yâd ellerde, çan sesleri dinleyerek, minare gölgesinden  uzak, ezan seslerine hasret yaşar gurbetçi;           

            Vatanından, ezanından, bayrağından ve sevdiklerinden ayrı, ekmek parası kazanabilmek için, ecnebi  memleketlerinde  ömrünü ve bedenini çürüten cefakâr biridir gurbetçi;

            Çimenlerine uzandığı çayırları, meyvelerinden koparıp yediği ağaçları, bulutlarını seyrettiği mavi gökleri, saklambaç oynadığı köyünün bahçeleri, çocukluk hatıralarını sakladığı, anılarını gömdüğü  memleketinden uzak, gurbetin burukluğunu yaşar gurbetçi...

 Türkiye sınırları  dışında  kalan  Türkler, hangi  coğrafyada yaşarsa  yaşasınlar, zaman   zaman haksız muamelelere maruz kalmışlardır. Buna  rağmen, Türk insanının karakteri icabı,  nereye giderse gitsin, ne iş yaparsa yapsın, ne kadar menfaat sağlarsa sağlasın, vatanını düşünmeden, ara sıra gidip görmeden rahat etmeyeceği kesindir. Türk vatandaşlığından çıkartılanların dahi, kendilerine tekrar vatandaşlık hakkı verildiğinde, ilk işleri hemen doğup büyüdükleri topraklara dönmek, hatta uçaktan iner inmez secdeye kapanırcasına vatan toprağını öptüklerini müşahede etmekteyiz. Böylesine vatan   sevgisiyle bezenmiş insanımız için, yazılar kaleme alınmış, çeşitli eserler verilmiştir.

           Bizde, bu çalışmamızda ülke dışında hayat süren, özellikle batı Avrupa ülkelerine işçi olarak giden ve Gurbetçi diye adlandırdığımız işçilerimizin yaşantılarını konu edindik. Birinci perde, Anadolu’nun bir köyünde Avrupa’ya gitme özlemi duyan gençlerin yolculuk öncesi hazırlık ve heyecanlarını yansıtmaktadır. İkinci perde de ise, Avrupa’ya işçi olarak gelmiş üç kişilik bir arkadaş grubunun birlikte kaldıkları odalarında, hayat hikayeleri işlenmektedir. Bu üç  kişi, Avrupa’da yaygın Türk işçi tiplemelerine örnek teşkil etmektedir.

         Aradan yıllar geçti. Bu geldiğimiz ülkelere görünmez bağlarla bağlanmaya başladık.   Ailelerimizi ve çocuklarımızı da getirdik. Derken onlar yetişip büyüdüler, okumaya başladılar.  Hatta iş sahibi oldular. Evlendiler, torunlarımız bile oldu. Bazıları yabancılarla evlilik dahi  yaptı. Toplumlar sosyo-kültürel açıdan birbirine kaynaştı. Ama, yine de vatanımız hala  burnu- muzda  tütüyor. Çünkü, sağlıkla orada da yaşamak istiyoruz. Yıllarca hasretiyle kavrulduk. Mutlu  bir  haber duyduğumuzda  birlikte sevindik. Acı  bir  haber aldığımızda  hep birlikte üzüldük. Vatan  gemisi batsa da çıksa da içindeyiz. Biliriz ki;“Vatan sevgisi imandandır.”

Çünkü; aynı ocakta askerlik yaptık, aynı kültürün mirasçılarıyız. Gurbette olsak da vatan  bizim burnumuzda tüter. 

Bu vesile ile, gönlü vatan ve millet sevgisiyle dolu gurbetçilerimize selam ediyor, esenlikler diliyorum.        

     Mehmet    KANTARCI

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!

Etiketler :

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »