BABA : Fakirlik suç mu be oğlum! Elbet bir insan evladı bulunur. Hem bu evin bir kadına ihtiyacı var. Torun torba görmek istemek, benim de hakkım değil mi?
ALİ : Tamam baba, tamam. Önce fakirlik bitecek, sonra bu eve gelin gelecek.
BABA : Ama bu nasıl olacak oğlum?
ALİ : (Yüksek sesle) Avrupa ! Avrupa !
BABA : (Yerinden kalkar) Ne dedin, ne dedin ?
ALİ : Hiç baba. Almanya’ya giden herkes, altında Mercedes ile geliyor. Havaları o biçim. Oturdukları yerden düğmeye basıp çalışıyorlarmış. İşe giderken bile kravat takıyorlarmış. Benim neyim eksik onlardan?
BABA : Oğul, senin hiç bir şeyin eksik değil onlardan, ama davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelirmiş, sen yine de inanma.
ALİ : Hadi eyvallah, ben kahvedeyim.
(Ceketini giyer, kapıdan çıkıp gider.)
BABA : Oğlum, bir şeyler yeseydin. Fe sübhanallah! Aklını bulandırmışlar bizim oğlanın! Mevlâ neylerse güzel eyler. Sen bilirsin Yâ Rabbi !...
(... 30 saniye kadar bir sessizlikten sonra, Mehmet içeri girer.)
MEHMET: Emin amca! Ali yok mu?
BABA : Şimdi kahveye çıktı, Mehmet oğlum.
MEHMET: Kusura bakma, hatırını sormadık, nasılsın iyi misin?
BABA : İyiyim iyi. Hayrola ne bu telaş?
MEHMET: Hiç hiç, yok bir şey, ben gidiyorum.
(Mehmet çıkar gider, yine 30 saniye kadar bir sessizlik olur. Bu esnada baba evde gezinip, orayı burayı düzeltmektedir. Evin oğlu Ali tekrar gelir.)
ALİ : Selâmün aleyküm.
BABA : Aleyküm selâm, gel oğlum yemek yiyelim.
ALİ : Yok baba istemiyorum.
(Ali, ellerini ovuşturarak, heyecanlı bir şekilde)
Baba, şey...
BABA : Ne var oğlum?
ALİ : Yok bir şey, yalnız...
5
BABA : Otur şöyle bakalım. Senin sıkıntın var galiba, konuşalım.
(Ali diz üstü babasının yanına oturur.)
BABA : Oğlum, aklından geçenleri tahmin edebiliyorum. Şimdi kulaklarını aç ta beni iyi dinle. Bak, atalarımız çok güzel söylemişler. “Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.” diye. Nereden aklına koydun ecnebi memleketlerini bilmem ama, benim tahminim öyle kravatlı işlerde bizim Türkleri pek çalıştırmazlar.
ALİ : Niye baba? Herkes öyle anlatıyor.
BABA : Kim anlatıyor oğlum?
ALİ : Emmilerin Hasan.
BABA : Tövbe tövbe... Hasan’ın ipiyle kuyuya inilir mi? Bütün bunları o mu soktu senin aklına? Bir hadiseyi abartarak anlatmayı babası gibi çok sever. Bak oğul, ecnebi memleketler bizi sevmez. Çünkü tarihimiz boyunca onlarla hep harp etmişiz. Dinimiz, dilimiz ayrı, nasıl konuştuklarını dahi bilmeyiz. Bana göre onlar Türkleri en ağır işlerde çalıştırırlar.
ALİ : Baba, sanki sen de oraya gitmiş de gelmiş gibi konuşuyorsun.
BABA : Gitmedim görmedim oğlum, ama seziyorum. Hem az önce Mehmet geldi, seni sordu. Galiba onun sıkıntısı da aynı. O da mı Avrupa’ya gitmek istiyor?
ALİ : Kim söyledi baba?
BABA : Hiç kimse söylemedi, sadece tahmin ettim.
ALİ : Evet baba, Mehmet ile birlikte karar verdik. İzin vereceğini pek tahmin etmediğim için, konuyu sana açmaya çekindim.
BABA : Oğlum, Mehmet’ler 6 kardeş, bir tanesinin gurbete gitmesi o aileyi fazla etkilemez. Ama sen benim tek çocuğumsun. Yine de bilmem ki? Biliyorsun annen öleli 2 yıl oldu. Evimizin bir kadına ihtiyacı var. Askerden geleli, neredeyse 2 yıl olacak. Bak bir yuva kuramadın, şimdi de Almanya’ya gitmeye kalktın. Henüz aç kalmadık, borcumuz da yok. Bizim memlekette kıtlık mı oldu? Hadi İstanbul’a gidiyorum desen neyse. Bu uzak memleketler de nereden çıktı, bir türlü anlayamadım.
(Baba odada bir iki tur atar.)
Bak Ali, sen şu Mehmet’i de al. Başka kim varsa hepsini topla. Gelin şu meseleyi adam gibi konuşalım. Tamam mı oğlum?
ALİ : Olur baba, hemen şimdi, arkadaşları çağırayım.
(Sevinçle çıkıp gider.)
....PERDE KAPANIR.....
Etiketler :