Bugün "18 Mart." Aklımıza hemen milli şairimiz Mehmet Akif'in "Bir Hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor!" mısralarıyla hafızalarımıza kazınmış "Çanakkale" geliyor.
Çanakkale nedir?
Yabancı bir işgale karşı direnişten çok daha ötesidir..
Mahremiyete uzanan elin kırılmasıdır.
Bir ülkenin sınırları da, inançları da, bağımsızlığı da "harim-i İsmet"e girer şüphesiz.
Ve Çanakkale harim-i ismetin müdafaasıdır.
Unutmayalım, Çanakkale Osmanlı toplumunun her bir unsurunun katıldığı "milli" savunmayı simgeliyor.
Çanakkale Şehitlikleri'ni gezenler hatırlarlar..
Şehit künyelerindeki şehirlerin bugün çoğu Türkiye dışındadır.. Azerbaycan'dan Filistin'e, Kuzey Kafkasya'dan Makedonya'ya, Bulgaristan'dan Lübnan'a, Kosova'dan Mısır'a, Arnavutluk'tan Suriye'ye, Bosna-Hersek'ten Cezayir'e, Sancak'tan Irak'a kadar uzanır Çanakkale Şehidanlar Coğrafyası.
Osmanlı'nın harim-i ismetine uzanan eli kırmak için o gün başka başka devletlerin uyruğunda oldukları halde gelip Çanakkale'de saf tuttular..
Türkü, Kürdü, Arnavudu, Boşnakı, Arabı, Gürcüsü, Çerkesiyle birlikte.
Hepsine de şükran borçluyuz.
* * *
Ve Çanakkale'de çocuklar vardı..
Beşiktaşlılar, Galatasaraylılar vardı.. Çanakkale'de kadınlar vardı.. Nezahat Onbaşı, Mücahide Hatice Hanım, Zeynep Mido Çavuş gibi..
Yüzbaşı Ragıb Bey'in eşi Alman hemşire Erica Hanım da cephede görev yapmış..
Yaralı askerleri tedavi ederken gelen bir top mermisiyle hayatını kaybeden Erika bacımızın mezarı şimdi Eceabat'ın Yalova köyünde. O bir Alman'dı, ama şimdi bizim parçamız. Gayrimüslim Osmanlı yurtseverlerini de unutmayalım.
Hele bir vaka var ki beni çok etkilemiştir.. Biliyorsunuz, Çanakkale'de İngilizler safında savaşan 'Siyonist Yahudiler' vardı.. Siyonistlerin mevzisinden bir Musevi halk şarkısı duyulur. Osmanlı siperlerinden bu şarkıya aynen eşlik edilir..
Çünkü bu mevzide Osmanlı Musevileri vardır ve kendi soydaşlarıyla karşı karşıyadırlar..
Aynı şarkıyı terennüm ediyorlar, ama safları bambaşkaydı..
Çanakkale budur. Hepsinin de ruhları şad olsun.
* * *
Ne yazık ki, unutuyoruz..
Birlikte varolmanın tadını unutuyoruz. Aynı karanavaya kaşık salladığımızı unutuyoruz.
Aynı hendekte, dondurucu kış soğuğunda birbirimize sarılıp ısındığımızı unutuyoruz.
Birbirimizin kucağında şehit düştüğümüzü unutuyoruz.
Ailelerimizi, çocuklarımızı birbirimize emanet ettiğimizi unutuyoruz. Aynı türküleri çığırdığımızı da unutuyoruz.
Unutmayalım kardeşlerim.. Ne Çanakkale'yi, ne Milli Mücadele'yi.
Bu vatanın harcını birlikte yoğurduk..
Şu oldu, bu oldu, evet.. Ama sel gider, kumu kalır.
Yine omuz vereceğiz birbirimize..
Peki üstümüze düşeni yapıyor muyuz?
Çanakkale'den yepyeni bir bilinç oluşturabiliyor muyuz?
Edebiyatımıza, şiirimize yeterince katıyor muyuz bu ruhu?
"Evet" demek isterdim. ----devami yeni safak gazetesi
Abdullah Muradoğlu