Vurulup tertemiz alnından Uzanmış da yatıyor Bir hilal uğruna Yarab! Ne güneşler batıyor
linkte alintilar yapilan dosyalara ulasabilirsiniz
http://dingorevlileri.blogcu.com/canakkale/
http://dingorevlileri.blogcu.com/canakkale/page2
http://dingorevlileri.blogcu.com/canakkale/page3
http://dingorevlileri.blogcu.com/canakkale/page4
http://dingorevlileri.blogcu.com/canakkale/page5
- Salı, Mart 17, 2009 - {0} -
http://www.canakkale.gov.tr/musicplayer.html
Çanakkale Türküleri 1- Çanakkale Sehitlerine - Şiir 2- Eledim Eledim - Anonim Türkü 3- Hey Onbeşli Onbeşli - Anonim 4- Istiklal Marsi - Şiir 5- Çanakkale Türküsü - Anonim 6- Çanakkale Türküsü - Enstrümental 7- Çanakkale Marşı - 90. YIL
- Pazartesi, Şubat 23, 2009 - {0} -
www.dingorevlileri.blogcu.com/canakkale bir cok dosya orada mevcuttur
http://zaman.com.tr/multimedya.do?tur=foto&aktifgaleri=3360 resimlerden bazilari
Kâinatın Efendisi (asm), “Bana fânî âlemden ne hediye getirdin ey İkbal!” diye sorduğunda edebinden iki büklüm kesilen şâir, “Bizim gibi gedâlar sizin gibi sultanlara ne hediye getirebilir? Şu anda elimde yarısına kadar dolu bir bardak renkli su var. Bunu Cennet ırmaklarıyla değişmem. Bu Çanakkale’de ve Trablusgarb’ta dökülen Müslüman kanıdır” diye cevap veriyor.
Bu sözler, henüz Hindistan’dan ayrılıp bir devlet kuramamış, 1948’de kurulacak olan Pakistan’ın Mehmet Âkif’i sayılan Muhammed İkbal’a ait.
18 Mart denilince gerçekten İkbal’in “Cennet ırmaklarıyla değişmem” dediği mübarek kanları; Âkif’in lisanında “şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ” şeklinde ifadesini bulan, Cennetmisâl, misk kokulu mübarek topraklarda kefensiz yatan, “Çanakkale geçilmez” destanını yazdıran ve yine Âkif’in “Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlıydı” diye kahramanlıklarını anlatmaya çalıştığı müstesna insanları hatırlamamak mümkün değil.
Yine Âkif’in terennümleriyle “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! / Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner aşarım; / Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım…” diye dillenen, doğduğundan beridir hür yaşamış, esâreti aslâ semtine uğratmamış bir neslin evlâtları bu kahramanlar…
253 bin şehidin kanlarıyla sulandı bu topraklar. Payitahta giden yol bu kapıdan geçiyordu. Burayı ele geçiren payitahta hâkim olurdu. Asırlardır payitaht İstanbul’a karşı hâin emeller besleyen düşmanlar bütün güçleriyle burayı zorlamış, ama kale gibi duran îman dolu göğüslere çarpıp yıkılmışlardı.
İtilâf Devletleri adıyla anılan bu kuvvetler, 3 Kasım 1914’te Çanakkale’nin Seddülbahir’inden hücuma kalkmışlardı. Ne var ki 18 Mart Deniz Zaferi, onların belini kırdı. Nusret Mayın Gemisi komutanı kahraman asker Hakkı Beyin, Karanlık Limanı’nın yukarı kısmına döşediği 20 mayın, manevra yapmak isteyen Fransız Bouvet gemisini denizin dibine indirdi. Yerine gelen İngiliz harb gemisi Irresistible de iki saat içerisinde aynı âkibete uğradı. Daha sonra imdadlarına gelen Ocean zırhlısı da bu sondan kurtulamamıştı. Mecidiye Tabyasında mücadele veren Seyyid Onbaşının eline kaptığı yaklaşık 276 kilo ağırlığındaki top mermisi Ocean gemisini arkadan vuracaktı. Fransız Suffren ve Gaulois zırhlıları da ağır hasar almışlardı. Cevad Paşa emrindeki Çanakkale istihkâmları düşman güçlerine karşı büyük bir zafer kazanıyordu.
Denizden geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Kuvvetleri, İngiliz General Hamilton emrine verilen 75.000 kişilik bir kuvvetle karadan geçmeyi zorlayacaklardı. Fakat onca imkânsızlıklarına rağmen kahraman Mehmetçiğin îmanlı göğsü karşısında dökülüp gideceklerdi.
İtilâf Devletleri, 3 Kasım 1914’te Çanakkale’ye vuruyor, 7-8 Mart’ta Nusret Mayın Gemisinin mayınlarıyla karşılaşınca şoke oluyor, 18 Kasım 1915’te Çanakkale geçilmez destanı yazılıyor ve büyük bir deniz zaferi kazanılıyordu.
Bu millet, yeri ve zamanı gelince nice kahramanlıklar sergileyecek güçtedir.
Şaban DÖĞEN-yeniasya
- Salı, Mart 18, 2008 - {0} -
Bugün "18 Mart." Aklımıza hemen milli şairimiz Mehmet Akif'in "Bir Hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor!" mısralarıyla hafızalarımıza kazınmış "Çanakkale" geliyor.
Çanakkale nedir?
Yabancı bir işgale karşı direnişten çok daha ötesidir..
Mahremiyete uzanan elin kırılmasıdır.
Bir ülkenin sınırları da, inançları da, bağımsızlığı da "harim-i İsmet"e girer şüphesiz.
Ve Çanakkale harim-i ismetin müdafaasıdır.
Unutmayalım, Çanakkale Osmanlı toplumunun her bir unsurunun katıldığı "milli" savunmayı simgeliyor.
Çanakkale Şehitlikleri'ni gezenler hatırlarlar..
Şehit künyelerindeki şehirlerin bugün çoğu Türkiye dışındadır.. Azerbaycan'dan Filistin'e, Kuzey Kafkasya'dan Makedonya'ya, Bulgaristan'dan Lübnan'a, Kosova'dan Mısır'a, Arnavutluk'tan Suriye'ye, Bosna-Hersek'ten Cezayir'e, Sancak'tan Irak'a kadar uzanır Çanakkale Şehidanlar Coğrafyası.
Osmanlı'nın harim-i ismetine uzanan eli kırmak için o gün başka başka devletlerin uyruğunda oldukları halde gelip Çanakkale'de saf tuttular..
Türkü, Kürdü, Arnavudu, Boşnakı, Arabı, Gürcüsü, Çerkesiyle birlikte.
Hepsine de şükran borçluyuz.
* * *
Ve Çanakkale'de çocuklar vardı..
Beşiktaşlılar, Galatasaraylılar vardı.. Çanakkale'de kadınlar vardı.. Nezahat Onbaşı, Mücahide Hatice Hanım, Zeynep Mido Çavuş gibi..
Yüzbaşı Ragıb Bey'in eşi Alman hemşire Erica Hanım da cephede görev yapmış..
Yaralı askerleri tedavi ederken gelen bir top mermisiyle hayatını kaybeden Erika bacımızın mezarı şimdi Eceabat'ın Yalova köyünde. O bir Alman'dı, ama şimdi bizim parçamız. Gayrimüslim Osmanlı yurtseverlerini de unutmayalım.
Hele bir vaka var ki beni çok etkilemiştir.. Biliyorsunuz, Çanakkale'de İngilizler safında savaşan 'Siyonist Yahudiler' vardı.. Siyonistlerin mevzisinden bir Musevi halk şarkısı duyulur. Osmanlı siperlerinden bu şarkıya aynen eşlik edilir..
Çünkü bu mevzide Osmanlı Musevileri vardır ve kendi soydaşlarıyla karşı karşıyadırlar..
Aynı şarkıyı terennüm ediyorlar, ama safları bambaşkaydı..
Çanakkale budur. Hepsinin de ruhları şad olsun.
* * *
Ne yazık ki, unutuyoruz..
Birlikte varolmanın tadını unutuyoruz. Aynı karanavaya kaşık salladığımızı unutuyoruz.
Aynı hendekte, dondurucu kış soğuğunda birbirimize sarılıp ısındığımızı unutuyoruz.
Birbirimizin kucağında şehit düştüğümüzü unutuyoruz.
Ailelerimizi, çocuklarımızı birbirimize emanet ettiğimizi unutuyoruz. Aynı türküleri çığırdığımızı da unutuyoruz.
Unutmayalım kardeşlerim.. Ne Çanakkale'yi, ne Milli Mücadele'yi.
Bu vatanın harcını birlikte yoğurduk..
Şu oldu, bu oldu, evet.. Ama sel gider, kumu kalır.
Yine omuz vereceğiz birbirimize..
Peki üstümüze düşeni yapıyor muyuz?
Çanakkale'den yepyeni bir bilinç oluşturabiliyor muyuz?
Edebiyatımıza, şiirimize yeterince katıyor muyuz bu ruhu?
"Evet" demek isterdim. ----devami yeni safak gazetesi
Abdullah Muradoğlu
- Salı, Mart 18, 2008 - {0} -
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak Gerisini okumaya gerek yok sanırım. Türk tarihinin en önemli savaşlarından birinin, hatta belki en önemlisinin bir şair kalbindeki yansımaları bunlar. |
| Bu savaş yalnızca Türklüğün değil bütün bir Avrupa milletlerinin de kaderini etkileyen savaştı. İstanbul'u yeniden Konstantinepol yapabilmenin beş yüz yıllık rüyasını sayıklayan Avrupa'nın bütün gücüyle yüklendiği, ama Türk adı önünde eğilmeye mecbur kaldığı bir savaştı. O yalnızca İtilaf devletleriyle hasta adamın savaşı değil, ham hayaller ile biçare hakikatlerin; tanrılaştırılmış madde ile Tanrı'ya iman eden gönüllerin; gurura kapılmış mahmuzlu çizmeler ile altı delik yemenilerin de savaşı idi. İtilaf devletleri her şeyleriyle yükleniyor, bombalıyor, yakıyor, yıkıyor; dahası, siperlerden gelen cılız karşılıklarla alay bile ediyordu. Amiral Robeck 18 Mart'ta Çanakkale'yi geçerek yakında Konstantinepol'de olacağına dair telgrafı Londra'ya çekmiş Queen Elizabeth, Inflexible, Lord Nelson, Agamemnon, Ocean, Irresstible, Wengeance Majestic, Prince, Bouvet, Suffren gibi savaş gemilerinden oluşan üç filoluk gemilerini yola çıkarmıştı. Ama Robeck, bu arada küçük bir şeyi unutmuştu: Savaştığı millet Türk milletiydi. Kaşgarlı Mahmud'a göre adını bizzat Ulu Tanrı'nın verdiği bu millet, tarih sahnesinde bulunduğu hiçbir dönemde esaret altına alınamamış, özgürlüğünden hiç vazgeçmemişti. Ve şimdi de Çanakkale'de olup bitenleri, özgürlüğüne vurulmak istenen bir zincir gibi görüyordu. Bu yüzden Bedr'in aslanları kadar şanlı bir orduyu orada şehit verdi, hilal uğruna güneşlerini feda etti. Ve tarih, o gün bir ismi hafızasına kaydetti: Nusret.
Nusret, teknoloji yüklü gemiler yanında muhallebi çocuğu cesametinde bir mayın gemisiydi ama bağrında aslan yürekler taşıyordu. O serdengeçti ruhtur ki yarı aydınlık bir gecenin sonrasında düşmanın haşmetli gemilerinden bazılarını Boğaz'ın derinliklerine gönderdi. İtilaf devletlerinin mağrur kumandanları Boğaz'dan öte yol bulunamayacağını anlayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale'de kara savaşları başlıyordu. Atatürk'ün, cephanesi biten askerlere:
- Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum, dediği gündü o gün.
Bütün cephelerinde 250 binin üzerinde askerimizin şehit düştüğü Çanakkale Savaşları bir destanın ta kendisidir. Ve o destanı yaratanlar 'Çanakkale geçilmez' derken bu ülkenin Müslüman-Türk kimliğine vurgu yapıyorlar, geçilemeyecek olan hattın bir kuru toprak parçası değil o toprağın içini dolduran ruh olduğunu düşünüyor ve o uğurda çarpışıyor, vuruşuyor, şehit oluyorlardı. Şairin;
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın
dediği Mehmetçik, işte o ruh uğruna can vermişti.
Peki şimdi bir kere daha soralım kendimize: Çanakkale geçildi mi?
Çevrenize bakınız, geleceğimizin teminatı olacak gençlerimizin eğlence biçimlerine, eroin partisinde can veren çocuklarımıza, televizyon ekranlarından üzerimize sıçrayan bayağılıklara, turistik (!) ülkemizde yine turistik diye her türlü rezalete baş üstüne deyişimize, internet cafelerde sigara dumanlarına esir olan yavrularımıza, topluma örnek gösterilen insanların sapkınlıklarına veya sapkın insanlara, okumayı unutan toplumumuza, alışveriş merkezlerini mabet haline getiren halkımıza... Ayrıca burada anmaya gerek görmediğimiz onlarca, yüzlerce çarpık uygulamaya bakınız, bakınız da Çanakkale geçilmiş mi; geçilememiş mi kendinize yeniden sorunuz. Galiba İstanbul'un Müslüman kimliğinden rahatsız olup onu Konstantinepol yapmak isteyenler Çanakkale'yi geçmişler.
CUMHURİYETİ BÖYLE (Mİ) KURDUK
Her yıl 18 Mart yaklaştığında yayın organlarında çıplak ayaklı, yırtık giysileriyle iki çocuk askerin resimleri yayınlanır. Altında da genellikle şöyle bir cümle olur: "Cumhuriyeti biz böyle kurduk." Bazı resimlerde de aynı türden yoksul halkın askere mermi taşıyan kağnılar başındaki pejmürde halleri, kadınların ve çocukların trajediyi andıran görüntülerini görürsünüz. Vatanseverliğin bu siyah beyaz fotoğrafları, o insanların siyah beyaz kaderleri misali ne yazık ki amacının dışında kullanılmaya başlandı. Bazı sergilerde, afişlerde, pankartlarda sloganlara dönüştürüldü. İşin hazin tarafı, bütün bunları hazırlayanlardan çoğu, maalesef Çanakkale'den düşmana geçit vermeyen o asil ruhun hatırlatılmasına karşı çıkmaktadır. Mesela Çanakkale'de şehitliklerin mahşer kalabalıkları gibi ziyaretçi bulmasından rahatsız olurlar. Şehitlerin ruhuna Fatiha okuyan insan manzaraları onları rahatsız eder nedense. Çünkü altına sloganlar yazdıkları resimlerden hiçbiri onların dedelerine ait değildir. Ankara'da Cumhuriyet'i kuranlar ile Çanakkale'de, Sakarya'da, Arabistan'da, Galiçya'da Cumhuriyet'in kurulması için can verenler arasında bir statü farkı, bir er-zabit rütbesi, bir seçkin-köylü ayrımı vardır. Cumhuriyet kurulduktan sonra bunlardan birileri yöneten, diğerleri yönetilen rollerine geri döndüler. Garip olanı, şimdi o resimlerden pankartlar üretenler, aynı pankartları o resimlerin asıl sahiplerine karşı açmaktalar. Resimlerin sahiplerine gelince; onlar tarihin hiçbir döneminde vatan uğruna can vermenin adını anmadılar, can vermekle yetindiler.
| www.dingorevlileri.blogcu.com/canakkale buradan dosyalari takip edebilirsiniz
- Salı, Mart 18, 2008 - {0} -
| Canakkale. 25 kalesi ile geçit vermedi |
| |
| Dünyaya "Buradan, izin alınmadan geçilmez" mesajının verildiği Canakkale, şehrin değişik noktalarındaki kaleleriyle de tarihi ihtişamını koruyor. | |
|
|
Tarihin bütün uygarlıkları için stratejik önem taşıyan canakkalede, 25 kale bulunuyor. İlki İstanbul'un fethinden bir yıl önce 1452'de Fatih Sultan Mehmet tarafından, boğazın en stratejik noktalarına gözetleme ve savunma amaçlı yaptırılan kalelerin bir kısmı, yüzyıllardır ihtişamını korurken, kalelerin bazıları ise yıkılan surlarıyla dikkat çekiyor. Özellikle denizden gelecek saldırıları önlemek amacıyla boğazın iki yanına inşa edilen Kilitbahir ve Çimenlik kaleleri, ilk günkü gibi dimdik ayakta duruyor. Canakkale'de, özellikleri ve mimari yapılarıyla ön plana çıkan kalelerden belli başlılarını şunlar oluşturuyor:
Kilitbahir Kalesi
Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılan Kilitbahir Kalesi, 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarıldı. Kale daha sonra, Sultan Abdülaziz tarafından restore edildi ve top takviyesi yapıldı. Dış duvarları 2 metre genişliğinde, 500 metre uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğinde olan kale, CanakkaleBoğazı'ndaki en önemli tarihi mimari yapılar arasında bulunuyor. Bölgede Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan bir başka kale ise Çimenlik Kalesi. 1452'de İstanbul'un fethinden önce yapımına başlanan kalenin inşaatı, 93 gün gibi kısa bir sürede, bin işçiyle tamamlandı. Dış kalenin duvarları ortalama 5 metre kalınlığında, iç kalenin eni 29, boyu 44, yüksekliği ise 22 metre. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, 1551'de etrafı büyük surlarla çevrilen ve boğazın en dar yerinde bulunan kale, daha sonraki yıllarda Sultan Abdülaziz tarafından tamir ettirildi. Canakkale Boğaz ve Garnizon Komutanlığı idaresindeki kale, Canakkale Savasi malzemelerinin sergilendiği açık hava müzesi konumunda.
Bölgede en fazla ziyaret edilen yerlerden biri olan Seddülbahir Kalesi ise 1659 yılında 4. Mehmet döneminde Mimar Mustafa Ağa tarafından yapıldı. Kale yapımı için Valide Hatice Sultan gerekli parayı verince, Seddülbahir Kalesi'ne 'Kale-i Sultaniye' ismi verildi. Koç Topluluğu, yıllara meydan okuyan ve Gelibolu Yarımadası'ndaki Seddülbahir köyünde yer alan bu kaleyi, 'Deniz Muharebeleri Tanıtım Merkezi'ne dönüştürmek üzere 'Seddülbahir Onarım Projesi'ni üstlendi. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde anlattığına göre, Rumeli kıyısında bulunan Gelibolu Kalesi, 6 köşeli dik ve kesik kayalar üzerine kuruldu. 70 kulesi bulunan kale içinde, 300'e yakın tek ya da iki katlı asker evleri, kethüda, topçubaşı ve cebecibaşının konakları inşa edildi. Cephanelikleri, ambarları, su sarnıçları ile Hünkar Cami, hazinesi, imam ve müezzin evlerinin de bulunduğu kaleden günümüze yalnızca bir burç kaldı.
Çimpe Kalesi
Gelibolu ilçesiyle Bolayır beldesi arasında bulunan kale, tarihte Çimpe, Çimbi, Cimbini, Cibni ve Çimen gibi adlarla anıldı. Çimpe Kalesi, Türklerin Rumeli'de ilk aldıkları kale olma özelliğini taşıyor. Osmanlı tarihçilerine göre; Gazi Süleyman Paşa, 1357'de Anadolu yakasındaki Çardak'tan 2 sala bindirdiği 80 savaşçıyla, bugün Namaztepe olarak bilinen Rumeli kıyısına gelip, Bizanslıların elindeki hisara gizlice girerek burayı fethetti. Batılı tarihçilere göre ise bu küçük kale, Türklerin Bizanslılara yardım ederek, 1352'de Sırp-Bulgar ordusunu dağıtıp, Bizanslıların olan Edirne'yi kurtarması karşılığında hediye edildi. Gazi Süleyman Paşa, bu kaleyi üs olarak kullanıp Bolayır ve Gelibolu'yu fethederek Rumeli fethine başladı.
Canakkale ve çevresinde ayrıca, 2. Mahmut, 3. Selim, 4. Murat, 3. Ahmet ile Finikeliler ve Cenevizliler tarafından inşa edilen 20 kale daha bulunuyor. aa |
|
- Cuma, Mart 14, 2008 - {0} -
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/canakkale/canakkale.asp
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/canakkale/canakkale4.asp
|
|
| Canakkale Savaslarina katılan Avustralyalı gazeteci Charles Bean, kaleme aldığı "The Story of Anzac'' adlı kitapta,Canakkale savaslarina katılan Anzak askerlerinin yarımadayı boşalttıkları sırada kazdıkları tünellere döşediği 11,5 ton dinamitin, yerin 5 ile 15 metre altında hâlâ durduğunu iddia etti. | |
|
|
<****** language=**********> swfobject.embedSWF("http://content.zaman.com.tr/pics/reklam/bankasya_haberalti01.swf", "Banner#322", "200", "160", "8");******>
|
Gazeteci Bean'in Avustralya hükümetinin isteği üzerine kaleme aldığı "The Story of Anzac'' adlı kitabın, ilk baskısı 1924 yılında yapıldı. Arıburnu'nda yapılan kara savaslarinda da Mehmetçik'in savunması karşısında daha fazla ilerleyemeyeceklerini anlayan Avustralya ve Yeni Zelanda (Anzak) askerleri, yarımadayı kayıpsız boşaltmak için oldukça sistemli bir plan hazırladı. Gelibolu Yarımadası'ndan çekilmeden önce Türk askerlerinin bulunduğu siperlere doğru açtıkları çok sayıdaki tünele, Mehmetçik'in baskın yapma ihtimali sebebiyle 15 ton dinamit yerleştiren Anzaklar, 20 Aralık 1915 tarihinde Cesaret Tepe'deki 3,5 ton dinamiti patlattı. Kitaptaki iddiaya göre, savaştan sonra Gelibolu Yarımadası'nda 4 ayrı bölgedeki tünellere yerleştirilen 11,5 ton dinamit hâlâ duruyor.
Gelibolu Yarımadası Tarih Danışma Kurulu Başkanı Kenan Çelik, iddiaları doğruluyor. 11,5 ton dinamitin ilk günkü gibi yerinde durduğunu ifade eden Çelik, şunları kaydetti: "Gelibolu turizme açıldığı ve yeni bir yol yapımı planlandığı için dinamitlerin bulunduğu bölgeler temizlenmeli. Dinamitler, yerin 5 ile 15 metre altında.''Canakkale Valisi Orhan Kırlı, Gelibolu Yarımadası'nda savaştan kalma dinamit olduğu yolunda kendisine bir bilgi gelmediğini, ayrıca bölgede yeni yol yapımıyla ilgili proje bulunmadığını belirtti. aa |
- Çarşamba, Mart 12, 2008 - {0} -
|
Hakkımda
güzel bir forum adresi....
www.nurforum.org/forum/index.php
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet Avrupa Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
-DESTEK-Dingorevlisi-DuaDemeti-GULLERIN-EFENDISI-hutbeornekleri-hutbedualari-ilmihal-KUTLU-DOGUM-NAMAZ-Yorum-MakalelerALLAHAlmancaAnneBASINbaziilgicekendinibilgilercanakkaleCocukDiyanet_Hac_SorulariDiyanetSinavSorularigenc kalemlerGÜNCELhadisHATIMHikayeAlintilarihurafeibretlerIZLE-DINLEKulakverinizkuranikerimlinklerMERAK-ETTIKLERINIZMillilerimizNE-GUZELneypiyesRAMAZANVEKADIRGECESISAHABEsiirtarihTERIMLERYARDIMYazKuranKursu
Son Yazılar
- Asıl değişen sizin kalbiniz
- Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek
- YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
- etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
- Ramazan Bayramı Mesajı
- KADİR GECESİ MESAJI
- DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
- 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
- 3 ay yaz tatiline girilmistir
- Üç Aylar ve Regâip Kandili
- Na't-ı Şerîf
- Gel Uyan Gecelerde
- Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
- Canlara Cânân Diye Sevdim
- İlâhi
- Yoga ve Düşündürdükleri
- Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
- diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
- VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
- Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
- DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
- katliama tepki
- Diyanet
- Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
- mardindeki katliam
|