Mehmet Doğan
tmehmetd@hotmail.com
Ticaret ehlince söylenen bir söz vardır: “Yıl var ayı besler, ay var yılı besler.”diye. Yani, bir yılda elde edilen kazanç, bazen bir ay yetmeyebilir. Bir ayda elde edilen kazançla da bazen bir yıl idare edilir.
Bu bakışla metafizik planda da benzer durumlar görmek mümkündür. Toplumları ayakta tutan güç, ahlak ve inançtır. Adil ve huzur içinde yaşanan bir aylık bir toplum hayatı, o topluma bir yıl yetecek mutluluk kaynağı olabilir. Tam aksine, bir günlük bir zulüm de bir toplumu yıllarca, asırlarca huzursuz edebilir.
Toplumlar, adaletle, doğrulukla ayakta dururlar. Aldatma ve zulümle de yıkılıp giderler. Zulmün ve yalanın yuvası olmaz. Alınan mazlumların ahı aheste aheste çıkar.
Zalim ve mazlumu ayırt etmek de önemlidir. Nice mazlum görünenler vardır ki, aslında zalimdirler, ama başka zalimlerce cezalandırılmaktadırlar. Mazlum kılıklı zalimler, kendi özlerine ihanet eden, sahip oldukları ahlaki değerlere uymayan, ahde vefa nedir bilmeyen, inançlarının gereğini yerine getirmeyen, dolayısıyla kendilerine zulmedenlerdir. Kendi kendilerinin zalimidirler. Bir başka zalim veya zalimler tarafından cezalandırılırlar.
Allah, zalimin intikamını zalimden alır, sonra da dönüp zalimi cezalandırır. Zalimler, Allah'ın intikam kılıncıdırlar.
Her mazlum, mutlaka derin bir nefs muhasebesi yapmalıdır. Ben bu zulme neden maruz kaldım? Nerede bir hata yaptım ki bu zulüm başıma geldi? Enine boyuna kendini hesaba çekmek zorundadır. Bu, bir fert de olabilir, bir toplum da. Muhasebe, murakabe ve tövbe kantarında tartılmadan, dönüşsüz tövbelerle yunmadan kul arınmaz, zulümden kurtulamaz.
Dünya bir zulüm topu haline geldi. Kan ve gözyaşı vadilerinde yuvarlanıp gidiyor. Zalimler bir avuç görünüyor, silahlı, teşkilatlı, korunaklı. Mazlumlarsa yığın yığın, ama silahsız, teşkilatsız, hamisiz, korunaksız.
Zalimler, her türlü maddi gücü ellerinde en verimli şekilde kullanıyor. Paranın, silahın, propagandanın ulaşmadığı, satın almadığı tek nokta bırakmak istemiyor, bırakmıyor. Elindeki gücü Firavun kadrosu büyücüleriyle öylesine mahirane kullanıyor ki, doğruyu eğri, eğriyi doğru gösteriyor, bütün dünyayı aldatıyor. Aldanmayanların da sesini soluğunu kesip duyulmasına mani oluyor. Zalimken, hem de en şedid, en şirret bir zalimken, mazlum postuna bürünüyor, mazlum gibi görünüyor.
Az, ama teşkilatlı zulüm kutbu, çok, ama dağınık hak ehli mazlum topluluklara galebe çalıyor. Mazlumlar, ne zaman, aralarında ittifak oluşturup, sahip oldukları maddi-manevi imkânları birliklerinin emrine amade kılarlar, zalimlere sundukları güçlerini geri çekerler, zalimin zulmüne ortak olmaktan vaz geçerler, birbirleri için olmayı inançlarının gereği görürler, gerçek tevhide ererler, işte o zaman zulmün gücü biter, günü yiter.
Zulmü bilerek veya bilmeyerek besleyen herkes zalimdir. Bilerek veya bilmeyerek zalime destek olan herkes zalimdir.
Müslümanlar, zulmün neresindeler? Öznesi midirler, yoksa nesnesi mi? Nesnesi gibi göründükleri yerlerde bile, yani mazlum gibi göründüklerinde bile, inanç, hak ve adalet aynasına çok, ama çok iyi bakmalıdırlar.
Birinci cihan harbi, Müslümanları ne hale getirdi? İkinci cihan harbi Müslümanları ne halde bıraktı? Bu savaşlardan, kimler karlı, kimler zararlı çıktı? Âlem-i İslam çapında bunun muhasebesi yapılmadı. Bu anlamda kurban bayramları, hac mevsimleri, kaybedilmiş en kıymetli zamanlardı. Allah'ın evinde, Allah'ın ailesi, bu zamanlarda hep kardeşleri Yusuf'u kuyuya atan Yakuboğulları gibi bir araya geldiler.
İkinci cihan harbi sonrası, Yakuboğullarının hasret ve kıtlık yılları gibi geçti, İslam ülkelerinin yılları. Baba Yakup, kalbinin sancılarıyla yaşarken, oğullar hep midelerinin sancılarıyla yaşadılar, midelerinin sevkiyle yaşadılar.
Kalb ve kafa mideye galebe çalmadan, mideyi emrine almadan, ruhun, ruhların kurtuluşu, zulmün defolup gidişi imkânsız görünüyor.
Çölün ortasında yuva yapmış, bir avuç kopra, sahipsiz civcivler gibi kendi vahalarında vakit dolduran dağınık, sahipsiz sürüleri birer birer oyalıyor, avlıyor. Bu zalim av, daha da devam edeceğe benziyor. Ta ki, birtakım civcivler, kartallaşıp, katmerleşip, keyfiyet ve kemiyet kutbunda birleşip Simurg gibi Zümrüdü Ankalaşıncaya kadar devam edeceğe benziyor.
Üçüncü bir cihan harbinin çanları mı çalıyor yoksa? Sürüp giden savaş sirenleri bu savaşın sesleri mi acaba? Menhus ruh, kopra ve engerek ittifakı bülbül avına mı çıkıyor? Ne demek bülbül avına mı çıkıyor; bülbülleri kafesten çıkarmıyor ki. Bülbüllere Gül aşkına büyük görevler düşüyor. Yusuflara, yurt aşkına, Yakup aşkına yekinmek, yükselmek, yol almak düşüyor. Yüce Yaratıcının rızası yolunda yeniden birlik ve beraberlik bayrağını, tevhid sancağını gönül gönül, gürül gürül kaldırmak, içinde tutuldukları kafesleri kırmak düşüyor.
İlmin, ahlakın, sanatın, savaşın hakkını tam verenler; bütün bunların üslerini dünyanın dört bir yanında, münevverleri, sanatçıları, siyasetçileri, kısaca bütün aydın kadrosuyla yükseltenler, Allah'ın ailesini sevgi, şefkat, merhamet ve dostlukla kucaklayıp toplayanlar, el ele tutuşturup kucaklaştıranlar, dünyanın kanını ve gözyaşını dindirecek, yıkılan, harab edilen dünyayı yeniden onaracak olanlardır.
Mazlum ülkelerin kafa ve kalb güçleri, vahdet-i ruhiyelerini bulmadıkça bu zulüm devam eder. Ne zaman, bu güç, bir hac mevsiminde asıl evine dönüp pişmanlık gözyaşlarıyla dönülmez tövbeye yönelir, zemzemle yunup arınır, lazer topu gibi dünyanın zulüm urunun merkezine iner, işte o zaman Allah'ın izniyle zulüm geberir. Adalet yeniden göverir. İnsanlık yeniden dirilir.
Etiketler : Bu zulüm nereye kadar?