Hasan YENİBAŞ
Giriş
İnşikak-ı kamer (ayın yarılması), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatında meydana gelen önemli olaylardan biridir. Tefsir, hadîs ve kelâm âlimlerinin çoğunluğu, ilgili âyet ve hadîslere dayanarak inşikâk-ı kamerin gerçekleştiğini kabul etmişlerdir.
Birçok konuda olduğu gibi, bu hususta da farklı kanaate sahip olanlar ve böyle bir hâdisenin meydana gelmediğini iddia edenler bulunmaktadır.
Biz, bu çalışmamızda konuyu dört bölümde ele alacağız:
1. Konuyla İlgili Nasslar;
2. İnşikâk-ı Kameri Kabul Edenler ve Delilleri;
3. İnşikâk-ı Kameri Kabul Etmeyenler ve İddiaları;
4. Sonuç ve Değerlendirme;
1. Konuyla İlgili Nasslar
İnşikak-kamerle ilgili rivâyetler, başta Buhârî, Müslim ve Tirmizî olmak üzere Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak es-San’ânî, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Abd b. Humeyd, Ebû Ya’lâ, Taberânî, Hâkim en-Neysabûrî, Ebû Nuaym ve Beyhakî gibi muhaddislerin eserlerinde yer almıştır.
Bu konudaki hadîsler sahabeden Abdullah b. Mes’ûd, Abdullah b. Abbas, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’îm, Huzeyfe b. el-Yemân tarafından rivâyet edilmiştir.
Abdullah b. Mes’ûd Rivâyeti
İnşikak-ı kameri nakleden sahâbîlerden sadece Abdullah b. Mes’ûd, olaya şahit olduğunu açıkça ifade etmiştir.1 Bundan dolayı İbn Mes’ûd en önemli râvî konumundadır. Buhârî ve Müslim gibi muhaddisler de öncelikle onun rivâyetlerine yer vermişlerdir.
a. “Resûlullâh (s.a.s.) devrinde ay iki parçaya ayrıldı; bir parçası dağın üstünde, diğer parçası da öbür tarafında idi. Resûlullâh (s.a.s.), “Şâhid olun” buyurdu”.2
b. “Resûlullah (s.a.s.) devrinde ay yarıldı. Kureyşliler: ‘Bu, Ebû Kebşe’nin oğlunun büyüsüdür’ dediler. Bazıları: ‘Diğer beldelerden gelen yolcuları bekleyin. Muhammed, bütün insanlara büyü yapacak değil ya,’ dediler. Gelenler oldu, sordular; onlar da ayın yarıldığını gördüklerini söylediler” (Tayalisî, 38; Ebu Nuaym, 2:281; Beyhakî, 2:266-267). Semerkandî’nin nakline göre bu sihir fikrini ortaya atan Ebû Cehil’dir. Etraftan gelenler olayı doğrulayınca, “Bu, devam eden bir sihirdir” dediler (Semerkandî, 3:297). İbn Mes’ûd’dan gelen başka bir rivâyette bu hadisenin üzerine, “Saat yaklaştı ve ay yarıldı” (Kamer, 54/1) âyetinin nâzil olduğu ifâde edilmektedir.3
Cübeyr b. Mut’im’den gelen rivâyet de bu ikincisiyle aynı çerçevededir. Ona ayrıca yer vermeyeceğiz.4
Abdullah b. Abbas Rivâyeti
Abdullah b. Abbas’tan gelen birkaç rivâyet varsa da bunlardan biri sahîh, diğerleri zayıftır. Sahîh olan: “Resûlullâh (s.a.s.) zamanında ay ikiye bölündü” şeklindeki rivâyettir.5 Hâdisenin detaylarına dair bilgi ihtiva eden bir rivâyetle,6 ayın yarıldığını değil de tutulduğunu belirten rivâyet7 zayıftır.
Enes b. Mâlik Rivâyeti
“Mekke halkı, Resûlullah’ın kendilerine bir mu’cize göstermesini istediler. Hz.Peygamber onlara ayın iki parçaya ayrılmasını gösterdi.8 Ayın iki parçasını Hira dağınının iki yanında gördüler.9 Bunun üzerine ‘Kıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı. Bir mu’cize gördükleri zaman yüz çevirirler ve bu devam eden bir sihirdir, derler’ âyetleri indi.10
Enes ibn Malik’ten gelen bazı rivâyetlerde yarılmanın iki defa gerçekleştiğini ifade için “merrateyn” ‘iki defa) lafzı geçmekte ise de,11 hadîs şârihleri bunun “firkateyn” (iki parça) anlamında olduğunu belirtmişlerdir (İ. Hacer, 7:222; Mübarekfurî, 9:174).
Abdullah b. Ömer Rivâyeti
“Resûlullâh (s.a.s.) devrinde ay iki parçaya ayrıldı; bir parçasını dağ örttü, diğer parçası da dağın üstünde idi. Resûlullâh (s.a.s.) “Şâhid olun” buyurdu.”12
Huzeyfe ibn el-Yemân Rivâyeti
Taberî, Ebû Nuaym, İbn Abdilber ve Abdurrezzak, Abdurrahman es-Sülemî’den şunu nakletmektedirler: “Medâin’e indik. Kente bir fersah mesafe kaldığı anda Cum’a vakti girdi. Babam ve ben namaz kılmaya gittik. Huzeyfe hutbe okudu ve hutbede şunları söyledi: “İyi biliniz ki Allah, ‘Kıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı’ buyuruyor. İyi biliniz ki kıyâmet yaklaşmış ve ay yarılmıştır. Dikkat edin, bugün hazırlık, yarın koşu günüdür. Yarışı kazanan Cennet’e ulaşacak, kaybeden de Cehennem’e. Babama dedim ki: ‘Yarın insanlar yarışacak mı’? Dedi ki: ‘Evladım, sen bilmiyorsun, bu yarış amel yarışıdır’.” (Abdürrezzak, 3:193-194; Ebu Nuaym, 1:280-281).
Değerlendirme
Görüldüğü gibi, inşikâk-ı kamerle ilgili çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Olayı nakleden sahabîler, hadîs rivâyetiyle meşhur olan Abdullah ibn Mes’ûd, Abdullah ibn Abbâs, Enes ibn Mâlik, Abdullah ibn Ömer başta olmak üzere Cübeyr ibn Mut’im ve Huzeyfe ibn el-Yemân’dır. Bu konudaki bütün hadîslere “sahîh” demek elbette mümkün değildir. Ama, Buharî, Müslim, Tirmizî gibi en güvenilir hadis kitaplarında yer alan mevcut sahih rivâyetleri görmezlikten gelmek de imkânsızdır.13
2. İnşikak-ı Kameri Kabul Edenler ve Delilleri
Bu hâdise, âlimlerin çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ancak bunların ismini sıralamak çok zordur. Bir fikir vermesi açısından örnek göstermek gerekirse, Katâde, Mücâhid, Taberî, Hattâbî, Kâdî İyâz, Gazzâlî, İbn Hazm, İbn Kesîr, İbn Hacer, Aynî, Suyûtî, Nesefî, Ebussuûd, Cürcânî, Mâturîdî, Taftazânî, İbn Teymiye, Nûreddin es-Sâbûnî ve Pezdevî gibi âlimleri bunlar arasında zikredebiliriz.
a. İnşikâk-ı Kamerin Mu’cize Olması
Mu’cize; “a-c-z” kökünden türetilmiş olup, “if’âl”babından ism-i fâildir. Âciz bırakan, güçsüz kılan, karşı konulamaz harika olay; kudretsizlik, tâkatsizlik veren anlamlarına gelir (Gölcük-Toprak, 337). Mu’cize, Peygamber’in elinde, nübüvvet davâsında doğruluğunu ispat için Allah tarafından “tabiat kanunları”na aykırı olarak yaratılan hârikulâde olay olup, başkaları tarafından benzeri getirilemez (Taftazanî, 5:11).
Mâturidî, Peygamberimizin hissî (beş duyuya hitap eden, duyularla idrak edilen) mu’cizelerini sayarken, ayın yarılmasını ilk sırada zikretmiştir (Maturidî, 203). Aynı şekilde, Hemezânî, Mâverdî, İbn Hazm, Zemahşerî, Kâdı İyâz, Ebû Hayyân, İbn Kesîr, Bikâî, Alûsî, Kâsımî, Nebhânî, Harpûtî gibi pek çok âlim, inşikâk-ı kamer’e Peygamberimizin mu’cizeleri arasında yer vermişlerdir.
b. Kur’ân-ı Kerîm’de Yer Alması
Kamer Sûresinin ilk âyetlerinde “Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Bir mu’cize görseler yüz çevirirler ve ‘bu devam eden bir büyüdür,’ derler” buyurulmaktadır. Tefsirciler, bu ayetlerin iniş sebebi olarak ayın yarılmasına ilişkin rivâyetleri zikretmişlerdir.
Birinci âyette, “Saat yaklaştı” denilmektedir. Müfessirler bu âyeti “kıyâmetin kopacağı saat yaklaştı” veya “kıyamet yaklaştı” şeklinde anlamışlardır. Pek çok müfessir, âyeti lâfzî anlamda yorumlayarak, “ayın yarılmasından” maksat, bilinen gökteki aydır. Bir gök cismi olan ay, âyette bildirildiği şekliyle gerçekten iki parçaya ayrılmıştır, demiştir (Taberî, 27:73; İbn Kesir, 4:262; Alûsî, 27:77).
c. Konuyla İlgili Hadîslerin Sahîh Olması
İnşikâk-ı Kamer’in vukuunu isbat edecek yeterlilikte sahîh hadisin bulunduğu daha önce geçmişti. Büyük müfessir Alûsî: “Ayın yarılmasıyla ilgili çok sayıda sahîh hadîs vardır. Bu hadîslerin mütevâtir olup olmadığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazı âlimler mütevâtir olmadığını söylemişlerdir” (Alûsî 27:74) diyerek, ihtilâfın konuyla ilgili hadîslerin sahîh olup olmaması hakkında değil de, rivâyetlerin tevâtür derecesine ulaşıp ulaşmadığı hususuyla ilgili olduğunu beyan etmektedir. Ancak, Ali el-Kârî, söz konusu rivâyetlerin lâfzen mütevatir olup olmadığı konusunda ihtilâf bulunsa da, bunların mânen mütevatir olduğunu belirtir. Ayrıca, Buhârî, Müslim ve Tirmizi gibi üç önemli hadisçinin bu konudaki hadislere eserlerinde yer vermeleri de, söz konusu rivâyetlerin güvenilirliği hususunda önemli bir delil oluşturmaktadır.
d. Tefsir, Hadîs ve Kelâm Alimlerinin Çoğunluğunun İnşikâk-ı Kameri Kabul Etmeleri
İnşikâk-ı kamer, tefsir, hadîs ve kelâm âlimlerinin tamamına yakını tarafından kabul edilmiştir. Hatta, Kâdı İyâz ve Kastallânî gibi bâzı âlimler, söz konusu ulemânın bu konuda icmâ ettiklerini bile söylemişlerdir (Iyaz, 1:248; Kastallanî, 2:522). Bu âlimlerin isimlerine daha önce temas ettiğimiz için tekrar etmeye gerek görmüyoruz.
e. Müşriklerin Olayı Yalanlamamaları
Kur’ân-ı Kerîm, bu olayı, gerçekleştiği sırada açıkça ilan ettiği halde, müşriklerin bunu yalanladıklarına dair herhangi bir rivayet yoktur. Eğer bir açık kapı bulsalardı olayı yalanlarlar, hiç değilse âyetler hakkında yaptıkları türden bir demagoji yoluna başvurarak, onu tartışma konusu yaparlardı. Böyle bir yola başvurmadıklarına göre, hâdise, kendilerine hiçbir yalanlama bahanesi bırakmayacak somutlukta ve kesinlikte vukû bulmuş olmalıdır (Kutub, 6:3426). Oysa ki onlar, rivâyetlerden öğrendiğimize göre, sadece bu olayın “büyü” olduğunu iddia etmekle yetinmişlerdir. Pek çok âlimle beraber önemli bir noktaya işaret eden Ali el-Kârî, “Bir mu’cize görseler yüz çevirirler” âyetinin olayın gerçekleştiğini gösterdiğini, çünkü ay yarılmadan önce gerçek anlamda bir yüz çevirmeden bahsedilemeyeceğini söylemektedir (el-Kârî, 1:584).
İnşikak-ı kamer (ayın yarılması), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatında meydana gelen önemli olaylardan biridir. Tefsir, hadîs ve kelâm âlimlerinin çoğunluğu, ilgili âyet ve hadîslere dayanarak inşikâk-ı kamerin gerçekleştiğini kabul etmişlerdir.
Birçok konuda olduğu gibi, bu hususta da farklı kanaate sahip olanlar ve böyle bir hâdisenin meydana gelmediğini iddia edenler bulunmaktadır.
Biz, bu çalışmamızda konuyu dört bölümde ele alacağız:
1. Konuyla İlgili Nasslar;
2. İnşikâk-ı Kameri Kabul Edenler ve Delilleri;
3. İnşikâk-ı Kameri Kabul Etmeyenler ve İddiaları;
4. Sonuç ve Değerlendirme;
1. Konuyla İlgili Nasslar
İnşikak-kamerle ilgili rivâyetler, başta Buhârî, Müslim ve Tirmizî olmak üzere Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak es-San’ânî, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Abd b. Humeyd, Ebû Ya’lâ, Taberânî, Hâkim en-Neysabûrî, Ebû Nuaym ve Beyhakî gibi muhaddislerin eserlerinde yer almıştır.
Bu konudaki hadîsler sahabeden Abdullah b. Mes’ûd, Abdullah b. Abbas, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’îm, Huzeyfe b. el-Yemân tarafından rivâyet edilmiştir.
Abdullah b. Mes’ûd Rivâyeti
İnşikak-ı kameri nakleden sahâbîlerden sadece Abdullah b. Mes’ûd, olaya şahit olduğunu açıkça ifade etmiştir.1 Bundan dolayı İbn Mes’ûd en önemli râvî konumundadır. Buhârî ve Müslim gibi muhaddisler de öncelikle onun rivâyetlerine yer vermişlerdir.
a. “Resûlullâh (s.a.s.) devrinde ay iki parçaya ayrıldı; bir parçası dağın üstünde, diğer parçası da öbür tarafında idi. Resûlullâh (s.a.s.), “Şâhid olun” buyurdu”.2
b. “Resûlullah (s.a.s.) devrinde ay yarıldı. Kureyşliler: ‘Bu, Ebû Kebşe’nin oğlunun büyüsüdür’ dediler. Bazıları: ‘Diğer beldelerden gelen yolcuları bekleyin. Muhammed, bütün insanlara büyü yapacak değil ya,’ dediler. Gelenler oldu, sordular; onlar da ayın yarıldığını gördüklerini söylediler” (Tayalisî, 38; Ebu Nuaym, 2:281; Beyhakî, 2:266-267). Semerkandî’nin nakline göre bu sihir fikrini ortaya atan Ebû Cehil’dir. Etraftan gelenler olayı doğrulayınca, “Bu, devam eden bir sihirdir” dediler (Semerkandî, 3:297). İbn Mes’ûd’dan gelen başka bir rivâyette bu hadisenin üzerine, “Saat yaklaştı ve ay yarıldı” (Kamer, 54/1) âyetinin nâzil olduğu ifâde edilmektedir.3
Cübeyr b. Mut’im’den gelen rivâyet de bu ikincisiyle aynı çerçevededir. Ona ayrıca yer vermeyeceğiz.4
Abdullah b. Abbas Rivâyeti
Abdullah b. Abbas’tan gelen birkaç rivâyet varsa da bunlardan biri sahîh, diğerleri zayıftır. Sahîh olan: “Resûlullâh (s.a.s.) zamanında ay ikiye bölündü” şeklindeki rivâyettir.5 Hâdisenin detaylarına dair bilgi ihtiva eden bir rivâyetle,6 ayın yarıldığını değil de tutulduğunu belirten rivâyet7 zayıftır.
Enes b. Mâlik Rivâyeti
“Mekke halkı, Resûlullah’ın kendilerine bir mu’cize göstermesini istediler. Hz.Peygamber onlara ayın iki parçaya ayrılmasını gösterdi.8 Ayın iki parçasını Hira dağınının iki yanında gördüler.9 Bunun üzerine ‘Kıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı. Bir mu’cize gördükleri zaman yüz çevirirler ve bu devam eden bir sihirdir, derler’ âyetleri indi.10
Enes ibn Malik’ten gelen bazı rivâyetlerde yarılmanın iki defa gerçekleştiğini ifade için “merrateyn” ‘iki defa) lafzı geçmekte ise de,11 hadîs şârihleri bunun “firkateyn” (iki parça) anlamında olduğunu belirtmişlerdir (İ. Hacer, 7:222; Mübarekfurî, 9:174).
Abdullah b. Ömer Rivâyeti
“Resûlullâh (s.a.s.) devrinde ay iki parçaya ayrıldı; bir parçasını dağ örttü, diğer parçası da dağın üstünde idi. Resûlullâh (s.a.s.) “Şâhid olun” buyurdu.”12
Huzeyfe ibn el-Yemân Rivâyeti
Taberî, Ebû Nuaym, İbn Abdilber ve Abdurrezzak, Abdurrahman es-Sülemî’den şunu nakletmektedirler: “Medâin’e indik. Kente bir fersah mesafe kaldığı anda Cum’a vakti girdi. Babam ve ben namaz kılmaya gittik. Huzeyfe hutbe okudu ve hutbede şunları söyledi: “İyi biliniz ki Allah, ‘Kıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı’ buyuruyor. İyi biliniz ki kıyâmet yaklaşmış ve ay yarılmıştır. Dikkat edin, bugün hazırlık, yarın koşu günüdür. Yarışı kazanan Cennet’e ulaşacak, kaybeden de Cehennem’e. Babama dedim ki: ‘Yarın insanlar yarışacak mı’? Dedi ki: ‘Evladım, sen bilmiyorsun, bu yarış amel yarışıdır’.” (Abdürrezzak, 3:193-194; Ebu Nuaym, 1:280-281).
Değerlendirme
Görüldüğü gibi, inşikâk-ı kamerle ilgili çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Olayı nakleden sahabîler, hadîs rivâyetiyle meşhur olan Abdullah ibn Mes’ûd, Abdullah ibn Abbâs, Enes ibn Mâlik, Abdullah ibn Ömer başta olmak üzere Cübeyr ibn Mut’im ve Huzeyfe ibn el-Yemân’dır. Bu konudaki bütün hadîslere “sahîh” demek elbette mümkün değildir. Ama, Buharî, Müslim, Tirmizî gibi en güvenilir hadis kitaplarında yer alan mevcut sahih rivâyetleri görmezlikten gelmek de imkânsızdır.13
2. İnşikak-ı Kameri Kabul Edenler ve Delilleri
Bu hâdise, âlimlerin çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ancak bunların ismini sıralamak çok zordur. Bir fikir vermesi açısından örnek göstermek gerekirse, Katâde, Mücâhid, Taberî, Hattâbî, Kâdî İyâz, Gazzâlî, İbn Hazm, İbn Kesîr, İbn Hacer, Aynî, Suyûtî, Nesefî, Ebussuûd, Cürcânî, Mâturîdî, Taftazânî, İbn Teymiye, Nûreddin es-Sâbûnî ve Pezdevî gibi âlimleri bunlar arasında zikredebiliriz.
a. İnşikâk-ı Kamerin Mu’cize Olması
Mu’cize; “a-c-z” kökünden türetilmiş olup, “if’âl”babından ism-i fâildir. Âciz bırakan, güçsüz kılan, karşı konulamaz harika olay; kudretsizlik, tâkatsizlik veren anlamlarına gelir (Gölcük-Toprak, 337). Mu’cize, Peygamber’in elinde, nübüvvet davâsında doğruluğunu ispat için Allah tarafından “tabiat kanunları”na aykırı olarak yaratılan hârikulâde olay olup, başkaları tarafından benzeri getirilemez (Taftazanî, 5:11).
Mâturidî, Peygamberimizin hissî (beş duyuya hitap eden, duyularla idrak edilen) mu’cizelerini sayarken, ayın yarılmasını ilk sırada zikretmiştir (Maturidî, 203). Aynı şekilde, Hemezânî, Mâverdî, İbn Hazm, Zemahşerî, Kâdı İyâz, Ebû Hayyân, İbn Kesîr, Bikâî, Alûsî, Kâsımî, Nebhânî, Harpûtî gibi pek çok âlim, inşikâk-ı kamer’e Peygamberimizin mu’cizeleri arasında yer vermişlerdir.
b. Kur’ân-ı Kerîm’de Yer Alması
Kamer Sûresinin ilk âyetlerinde “Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Bir mu’cize görseler yüz çevirirler ve ‘bu devam eden bir büyüdür,’ derler” buyurulmaktadır. Tefsirciler, bu ayetlerin iniş sebebi olarak ayın yarılmasına ilişkin rivâyetleri zikretmişlerdir.
Birinci âyette, “Saat yaklaştı” denilmektedir. Müfessirler bu âyeti “kıyâmetin kopacağı saat yaklaştı” veya “kıyamet yaklaştı” şeklinde anlamışlardır. Pek çok müfessir, âyeti lâfzî anlamda yorumlayarak, “ayın yarılmasından” maksat, bilinen gökteki aydır. Bir gök cismi olan ay, âyette bildirildiği şekliyle gerçekten iki parçaya ayrılmıştır, demiştir (Taberî, 27:73; İbn Kesir, 4:262; Alûsî, 27:77).
c. Konuyla İlgili Hadîslerin Sahîh Olması
İnşikâk-ı Kamer’in vukuunu isbat edecek yeterlilikte sahîh hadisin bulunduğu daha önce geçmişti. Büyük müfessir Alûsî: “Ayın yarılmasıyla ilgili çok sayıda sahîh hadîs vardır. Bu hadîslerin mütevâtir olup olmadığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazı âlimler mütevâtir olmadığını söylemişlerdir” (Alûsî 27:74) diyerek, ihtilâfın konuyla ilgili hadîslerin sahîh olup olmaması hakkında değil de, rivâyetlerin tevâtür derecesine ulaşıp ulaşmadığı hususuyla ilgili olduğunu beyan etmektedir. Ancak, Ali el-Kârî, söz konusu rivâyetlerin lâfzen mütevatir olup olmadığı konusunda ihtilâf bulunsa da, bunların mânen mütevatir olduğunu belirtir. Ayrıca, Buhârî, Müslim ve Tirmizi gibi üç önemli hadisçinin bu konudaki hadislere eserlerinde yer vermeleri de, söz konusu rivâyetlerin güvenilirliği hususunda önemli bir delil oluşturmaktadır.
d. Tefsir, Hadîs ve Kelâm Alimlerinin Çoğunluğunun İnşikâk-ı Kameri Kabul Etmeleri
İnşikâk-ı kamer, tefsir, hadîs ve kelâm âlimlerinin tamamına yakını tarafından kabul edilmiştir. Hatta, Kâdı İyâz ve Kastallânî gibi bâzı âlimler, söz konusu ulemânın bu konuda icmâ ettiklerini bile söylemişlerdir (Iyaz, 1:248; Kastallanî, 2:522). Bu âlimlerin isimlerine daha önce temas ettiğimiz için tekrar etmeye gerek görmüyoruz.
e. Müşriklerin Olayı Yalanlamamaları
Kur’ân-ı Kerîm, bu olayı, gerçekleştiği sırada açıkça ilan ettiği halde, müşriklerin bunu yalanladıklarına dair herhangi bir rivayet yoktur. Eğer bir açık kapı bulsalardı olayı yalanlarlar, hiç değilse âyetler hakkında yaptıkları türden bir demagoji yoluna başvurarak, onu tartışma konusu yaparlardı. Böyle bir yola başvurmadıklarına göre, hâdise, kendilerine hiçbir yalanlama bahanesi bırakmayacak somutlukta ve kesinlikte vukû bulmuş olmalıdır (Kutub, 6:3426). Oysa ki onlar, rivâyetlerden öğrendiğimize göre, sadece bu olayın “büyü” olduğunu iddia etmekle yetinmişlerdir. Pek çok âlimle beraber önemli bir noktaya işaret eden Ali el-Kârî, “Bir mu’cize görseler yüz çevirirler” âyetinin olayın gerçekleştiğini gösterdiğini, çünkü ay yarılmadan önce gerçek anlamda bir yüz çevirmeden bahsedilemeyeceğini söylemektedir (el-Kârî, 1:584).
3. İnşikak-ı Kameri Kabul Etmeyenler ve İddiaları
İlk dönemlerde felsefecilerin dışında ayın yarıldığını kabul etmeyen kimse çok azdır. İlk dönem kaynaklarında bu yönde görüşe sahip olan sadece Hasan el-Basrî ile Atâ ibn Osman’dır. Onların dışında bazı Mu’tezile imamlarının ve Bâtınîlerin de bu görüşte olduklarını yine bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Ayın yarılmasını kabul etmeme yönündeki eğilim, son bir-iki asırda yaygınlık kazanmış bulunmaktadır. Bu görüşü benimseyenler, zaten kevnî mucizeleri kabul etmeyen ve modernist çizgiyi takip eden bazılarıdır.
a. Hz. Peygambere Kevnî Mu’cize Verilmemiştir?
İnşikak-ı kameri kabul etmeyenlerin iddialarına göre, Peygamberimize kevnî mu’cize verilmemiştir. Bu görüşte olanlara göre, İslâm evrensel bir dindir; onun mu’cizesi de evrensel olmalıdır. Bu nitelikteki yegane mu’cize ise, Kur’ân’dır (Abduh, 68; Rıza: 64). Şu âyet de bu konuda gerekçe olarak gösterilir: “Bizi mu’cize göndermekten alıkoyan, onlardan öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud’a mu’cize olarak deve gönderdik. Ama onlar zulmettiler. Biz mu’cizeleri ancak korkutmak için göndeririz” (İsra, 17/59). Bu gerekçenin altında yatan şudur: Önceki ümmetler mu’cizeleri kabul etmeyince sünnetullah gereği helak olmuşlardır. Mekkeliler de inşikak-ı kameri kabul etmediklerinden dolayı helak olmalıydılar. Helak olmadıklarına göre bu hadise gerçekleşmemiştir.
Hemen şunu belirtelim ki, söz konusu âyet, kâfirlerin istediği türde bir mu’cize verilmeyeceği hakkındadır. İkinci olarak, Kur’an en büyük ve üzerinde herkesin birleştiği bir mu’cize olduğu halde onu kabul etmemeleri, toptan helâklarına sebep olmamıştır. Üçüncü olarak, önceki kavimlerin helâkine sebep olan mucizeler, artık sona doğru ve onların başka türlü inanmalarına mümkün görünmeyen bir zamanda gösterilmiştir. Oysa, ay yarılması mucizesi, Mekke’de gerçekleşmiş, o anda, önceki kavimlerin aksine Mekke içinde bir hayli iman eden olmuş, inanmamakta ısrar edenler, Medine döneminde yapılan savaşlarda ölüp helâk olmuş, hayatta kalanlar ise İslâm’ı kabûl etmiştir. Dördüncü olarak, İslâm’ın evrenselliği, ilk gerçekleşme dönemindeki muhataplarına mu’cize gösterilmesine mani değildir. Bir diğer husus da şudur: Allah (c.c.), bu ümmeti öncekilerden üstün kılmıştır. Ona rahmetiyle muamele etmiştir. Arkadan gelen nesiller içinden Allah’a samimi kulluk yapan insanlar geleceği için öncekileri toptan helak etmemiştir (Bikaî, 11:455-456). Şu halde, Kur’an ve hadislerde yer alan mu’cizeleri de dikkate alırsak, bu gerekçe pek tutarlı değildir.
b. Ay, Kıyamet’ten Önce Yarılacaktır?
Hadislerde anlatıldığı şekliyle Peygamberimiz zamanında inşikak-ı kamerin gerçekleştiğini kabul etmeyenler, “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” ayetini “Kıyamet yaklaştı ve ay yarılacak” şeklinde tefsir etmektedirler. Bu anlayışta olanlara göre, Kur’an’da, bu hadisenin mutlaka gerçekleşeceğini ifade için “geçmiş zaman kipi” kullanılmıştır (Ateş, 9:154).
İlgili ayete gelecek zaman anlamı verilmesi tefsirlerde şaz görüş olarak yer almıştır. Elmalılı, mazinin (geçmiş zaman) muzari (gelecek zaman) manasına geldiği ve gerçekleşmesine işaret için gelecek zamanın mazi sigasıyla ifade edildiği yerlerin Kur’an’da çok olduğunu, ama burada böyle bir te’vilin manasız olacağını, çünkü önündeki “Eğer bir mu’cize görseler yüz çevirirler ve bu devam eden bir büyüdür, derler” ayetinin bunu reddettiğini belirtmektedir (Yazır, 7:336). Gerçekten, bir mu’cize gösterilmeden hakiki anlamda bir yüz çevirmeden söz etmek imkânsızdır.
c. Olay Tarih Kitaplarında Yer Almamıştır?
Tarih kitaplarında ayın yarılmasına dair açık bir bilgi bulunmamaktadır. Yine bu olay, çok yaygınlaşmış da değildir. İnşikak-ı kamer, gerçekten vuku bulmuş olsaydı, bütün yeryüzünün bunu bilmesi ve bu haberlerin mütevatir olarak bize kadar nakledilmesi gerekirdi, şeklinde bir inkarın da gerekçesi yoktur (Iyaz, 1:249; I. Hacer, 7:22).
Kadı Iyaz, bu mu’cizenin gece vakti gerçekleştiğini belirttikten sonra şu ifadelere yer vermektedir: Normalde insanlar geceleyin işlerini bırakıp evlerinde istirahata çekilirler ve gökyüzünde neler olduğunu bilemezler. Ancak özel olarak gözetlemekle bilebilirler. Bu yüzden bir çok ülkede ay tutulması meydana geldiği halde, onların çoğunda insanlar ancak başkalarının haber vermesi ile öğrenebilirler (Iyaz, 1:250). Ayın dünyanın her yerinden ayna anda görünmemesini, bulut gibi tabii engellerin de bulunmasını bunlar arasında zikredebiliriz. Kaldı ki, Mekke dışından da yarılma hadisesini görenlerin olduğu daha önce geçmişti. Ayrıca, mucizeler, özellikleri gereği, kime veya hangi topluluğa gösterilecekse, onlar tarafından görülür.
Mizzi’nin nakline göre, bazı seyyahlar, Hindistan’da, üzerinde “Bu bina ayın yarıldığı gece yapılmıştır” yazısı olan bir binadan söz etmişlerdir (İbn Kesir, 1981, 3:120).
Bu konuda şöyle bir haber de vardır: Hz. Peygamberin sağlığında Chakravati Fermas Hindistan’da Malabar hükümdarı iken, bir gece ayın çatlayıp bölündüğünü görerek hayrete düşmüştü. O, bu işi araştırmaya koyulmuş ve neticede dedelerinin bıraktığı vasiyetnamede bunun, Son Peygamber’in bir mu’cizesi olacağına dair bir kayıt bulmuştu. Bunun üzerine Mekke’ye gelip Müslüman olmuştu. Hz. Peygamber ona, ülkesine dönüp orada İslâm’ı yaymasını tavsiye etti. Dönerken yolda hastalandı ve Yemen’in Zafar şehrinde vefat etti. Onun kabri asırlar boyunca “Hint hükümdarının mezarı” olarak ziyaret edilmiştir (Hamidullah, 701).
d. Ayın Yarılması Fizik Kanunlarına Aykırıdır?
Allah’ın kainatı son derece ahenkli ve muntazam yarattığını belirten Reşid Rıza, kainattaki bu ahengin ilahi kanunlardan kaynaklandığını, sünnetullah denen bu kanunların da asla değişmeyeceğini ifade ederek, inşikak-ı kamerin sünnetullaha aykırı olduğunu iddia etmektedir (Rıza, 30:363). Hasbunnebi de, benzeri görüşleri savunmaktadır (Sabri, 4:94).
Son dönem müelliflerinden Mustafa Sabri, mu’cizenin tabiat kanunlarına aykırı olmasının mümkün bulunduğunu, zaten istenenin de bu olduğunu belirttikten sonra, tabiat kanunlarına aykırı olan bir şeyin akla da aykırı olması gerekmediğini söyleyerek, mu’cizenin akla değil, tabiat kanunlarına aykırı olduğunu, bu farkı dikkate almayanların mu’cizenin aklen gerçekleşmesinin imkânsızlığına hükmettiklerini beyan etmektedir (Sabri, a.y.).
Mu’cizenin temel karakteri tabiat kanunlarına aykırı olmasıdır. Mucizelerin ise asla inkâr edilemeyeceği açıktır; Kur’an-ı Kerim’de de, sahih sünnette de bunun pek çok misali ve delili vardır. İnşikak-ı kamer de bir mu’cizedir ve elbette fizik kanunlarına aykırı olacaktır.
5. Rivayetlerin İlletli Olması?
a. Senedde bulunan illetler: Senedle ilgili tenkitler sahabe ravilerde yoğunlaşmaktadır. Abdullah ibn Mes’ud’un dışındaki sahabiler, olayı bizzat görmedikleri için rivayetleri sahabe mürseli kategorisinde yer almaktadır. Yani onlar bu olayı başka sahabilerden duymuş olmalıdır (Rıza, 30:263-266).
Hadis usulü açısından bu itirazın kabul edilebilir tarafı yoktur. Âlimlerin büyük çoğunluğu sahabe mürselini zayıf görmeyerek amel etmektedirler. Zira Hz. Peygamber’den bizzat duymadığı bir hadisi rivayet eden bir sahabi, çoğu zaman onu Resulullah’tan aldığından şüphe edilmeyen diğer bir sahabiden dinlemiştir ve bu sahabinin senedden düşmüş olması senede zarar vermez (İbnü’s-Salâh, 166).
b. Metinde bulunan problemler: Rivayetlerde hadisenin vuku bulduğu ve ayın
parçalarının göründüğü yer isimlerinde farklılıklar vardır. Mina, Hira Dağı, Süveyda, Kaykuan ve Ebu Kubeys bunlar arasında zikredilebilir. Hadislerde farklı yer isimlerinin bulunması da tenkit edilmiş ve bu konudaki hadislerin güvenilir olmadığına kanıt olarak kullanılmak istenmiştir (Rıza, 30:263-266).
Ancak, hadislerde yer alan farklı mekân isimlerinin ortak noktası, hepsinin Mekke’nin bir parçası olmalarıdır. Kaldı ki bu isimler, mutlak olarak değil de yaklaşık olarak söylenmiş ifadelerdir. Halk arasında bu tür yaklaşık ifadelerin kullanılması yaygındır. Bu farklı ifadelerin hadislerin güvenilirliğini zedeleyecek birer kusur gibi değerlendirilmesini doğru değildir. Ayın yarılması bir olaydır. Farklı şahıslar tarafından nakledilmiştir. Şahısların değişik anlatımlarından kaynaklanan lafız farklılıklarının bulunması tabii olup, olayın özünü etkilemez. Hadislerin ortak noktası ayın yarılmış olmasıdır. Bütün rivayetler bunda müttefiktir. Kaldı ki, farklı yerlerdeki insanlar, elbette bulundukları konuma göre farklı yerlerde görecektir.
4. Sonuç ve Değerlendirme
Ayın yarılmasını kabul etmeyenler, zorlamalı yorumlara girmişlerdir. Zorlamadan öte bazı yorumlar usûl açısından fevkalâde hatalıdır. Bazı hadîsleri, sahâbî mürseli diye kabul etmemenin, kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Ne yazık ki, pek çok eleştiri bu noktadan gelmiştir. Hadîslerin, Kur’ân’ın mücmelini beyan etmesi bilinen bir usûl prensibidir. Âyetler mücmel gelmiş olabilir. Ama, o konuda hadîslerde açıklayıcı bilgiler varsa, mutlak olarak mücmeli kabul edip, değişik yorumlara gitmek, tekellüflü bir tavırdır.
Oysa, inşikâk-ı kamerin mu’cize olduğunu kabul etmeye mani hiçbir şey yoktur. Fakat, bunu redde diretenlerin, Hz. Peygamber’e kevnî mu’cize verilmediği gibi, Peygamber Efendimiz’in, hadis kitaplarında, pek çok sahih rivayetlerle nakledilen yüzlerce mucizesini de inkârı gerektirir. Ayrıca böyle bir iddia, kelam ilmine de aykırıdır.
Ayın yarılmasının fizik kanunlarına aykırı olması da, onun olmadığı manâsına gelmez. Çünkü bu yaklaşım, temelden yanlıştır. Mucize zaten, âdeti, yani fizik kanunlarının aksine, onları yırtan bir hadisedir. Bu hususu, klasik Fıkıh Usûlü kitaplarında bir kaç sayfada anlatılan vaz’î hükümlerden biri olan sebep konusuna yaklaşık yetmiş sayfa yer veren ve konunun kelâmî ve tasavvufî yönünü de ele alıp sistemleştiren Şâtıbî’nin şu yaklaşımıyla ifadelendirmek istiyoruz. Şâtıbî (v. 790/1388) şöyle diyor: “Sebeplerin bizâtihî fâil olmadıklarına, fâilin ancak ve ancak sebeplerin müsebbibi Allah (c.c.) olduğuna; ancak O’nun yaratmada cârî olan sünnet-i ilâhîsinin süreklilik arzettiğinden, buradan (âdetullah denilen kanunlar ve) âdetler istinbat edildiğine; Allah’ın, dilediği zaman ve dilediği kimseler için bu âdetleri yırtarak onların üzerine çıktığına inanmak her mü’min üzerine vâcibtir (Şatıbî, 1:184).
Dip notlar:
Buhârî, “Tefsir,” 54:1; Müslim, “Sıfâtu’l-Münafikîn,” 44-45; Ahmed b. Hanbel, I, 447, 456.
2 Buhârî, “Tefsir,” 54:1, “Menâkıbu’l-Ensar,” 36; Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 44,45; Tirmizî, “Tefsir,” 54; Ahmed b. Hanbel , I, 447,456.
3 Şâşî, el-Müsned, I, 402; Abdurrezzak, Tefsiru’l-Kur’an, Riyad, 1410/1989, 2: 257; Hâkim, 2:472.
4 Bkz. Tirmizi, “Tefsir,” 54; Ahmed b. Hanbel, 4: 82.
5 Buhârî, “Menâkıb,” 27, “Menâkıbu’l-Ensâr,” 36, “Tefsir,” 54:1; Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 48.
6 Ebû Nuaym, Delâil, 1:280.
7 Abdurrezzak, el-Musannef, III, 104-105; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 11:200.
8 Buhârî, “Menâkıb,” 27 ve “Tefsir,” 54:1 ve Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 46’daki rivâyetlerde hadîsin metni buraya kadardır.
9 Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr 36.
10 Tirmizî, “Tefsir,” 54; Ahmed ibn Hanbel, 3:165; Abd b. Humeyd, Müsned, 356-357.
11 Aynı yer.
12 Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 45; Tirmizî, “Tefsir,” 54, “Fiten,” 20.
13 Konuyla ilgili tarafımızdan bir çalışma yapılmış ve bu konudaki rivâyetler sened ve metin açısından incelenerek sahih ve zayıf olanlar tesbit edilmiştir. Burada zayıf olduğunu belirtmediğimiz hadîslerin sahîh olduğunu ifade edebiliriz. Geniş bilgi için bkz. Yenibaş, Hasan, Ayın Yarılmasına Dair Rivâyetlerin Değerlendirilmesi, İstanbul, 2000 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi).
14 Bkz. Hemezanî, Tesbîtu Delâili’n-Nübüvve, Beyrut, ts. 1:55; Mâverdî, en-Nüket ve’l-Uyun, Beyrut, 1982, 5:409/410; İbn Hazm, el-Muhallâ, Kahire, ts. 1:8; Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut, ts. 4:35; Kâdı İyâz, eş-Şifâ, Beyrut, ts. 1:250; Ebû Hayyan, Bahru’l-Muhît, Kahire, 1329, 8:178; İbn Kesîr, Mu’cizât, 45; Bikâî, Nazmu’d-Dürer, Haydarabad, 1398/1978, 19:88; Alusî, Rûhu’l-Meânî, Beyrut, ts. 27:75; Kâsımî, Mehâsinu’t-Te’vîl, Beyrut, 1398/1978, 15:261; Nebhânî, Huccetullâh ale’l-Âlemîn, Diyarbakır, ts. 395; Abdullatif Harputî, Tenkîhu’l-Kelâm, İstanbul, 1330, 293:
Diğer Kaynaklar
Abduh, el-İslâm ve’n-Nasrâniyye, Mısır, 1367.
Abdurrezak, el-Musannef, cilt:3.
Ali el-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ, Beyrut, ts. c: 1.
Alûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 27.
Ateş, Süleyman, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1991, c: 9.
Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, Beyrut, 1405/1985, c: 2.
Ebû Nuaym, Delâilün-Nübüvve, Beyrut, 1412, 2:281.
Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Eevliya, ys. 1394/1974, cilt: I.
Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts. c: 8.
Gölcük, Şerafettin-Toprak, Süleyman, Kelâm, Konya, 1993.
İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Kahire, 1407/1987, c: 7.
İbn Kesîr, Tefsir, Beyrut, 1416/1996, c: 4.
––––: el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, 1981, c: 3.
İbnü’s-Salah, Ulumü’l-Hadis, Dımeşk, 1404/1984.
Kastallânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniyye, Beyrut, 1412/1991, c: 2.
Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, İstanbul, 1979.
Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1980.
Mustafa Sabri, Mevkıfu’l-Akl, Beyrut, 1401/1981, c: 4.
Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahfezî, Medine, ts. c: 9.
Reşid Rızâ, el-Vahyu’l-Muhammedî, Kahire, 1380/1960.
Semerkandî, Bahru’l-Ulûm, Beyrut, 1983, c: 3.
Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’an, Beyrut, 1405/1985, c: 6.
Şâtıbî, el-Muvâfakât, Beyrut, 1417/1997, c: 1.
Taberî, Câmiu’l-Beyân, Beyrut, 1407/1987, c: 28.
Taftazânî, Şerhu’l-Makâsıd, Beyrut, 1409/1989, c: 5.
İlk dönemlerde felsefecilerin dışında ayın yarıldığını kabul etmeyen kimse çok azdır. İlk dönem kaynaklarında bu yönde görüşe sahip olan sadece Hasan el-Basrî ile Atâ ibn Osman’dır. Onların dışında bazı Mu’tezile imamlarının ve Bâtınîlerin de bu görüşte olduklarını yine bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Ayın yarılmasını kabul etmeme yönündeki eğilim, son bir-iki asırda yaygınlık kazanmış bulunmaktadır. Bu görüşü benimseyenler, zaten kevnî mucizeleri kabul etmeyen ve modernist çizgiyi takip eden bazılarıdır.
a. Hz. Peygambere Kevnî Mu’cize Verilmemiştir?
İnşikak-ı kameri kabul etmeyenlerin iddialarına göre, Peygamberimize kevnî mu’cize verilmemiştir. Bu görüşte olanlara göre, İslâm evrensel bir dindir; onun mu’cizesi de evrensel olmalıdır. Bu nitelikteki yegane mu’cize ise, Kur’ân’dır (Abduh, 68; Rıza: 64). Şu âyet de bu konuda gerekçe olarak gösterilir: “Bizi mu’cize göndermekten alıkoyan, onlardan öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud’a mu’cize olarak deve gönderdik. Ama onlar zulmettiler. Biz mu’cizeleri ancak korkutmak için göndeririz” (İsra, 17/59). Bu gerekçenin altında yatan şudur: Önceki ümmetler mu’cizeleri kabul etmeyince sünnetullah gereği helak olmuşlardır. Mekkeliler de inşikak-ı kameri kabul etmediklerinden dolayı helak olmalıydılar. Helak olmadıklarına göre bu hadise gerçekleşmemiştir.
Hemen şunu belirtelim ki, söz konusu âyet, kâfirlerin istediği türde bir mu’cize verilmeyeceği hakkındadır. İkinci olarak, Kur’an en büyük ve üzerinde herkesin birleştiği bir mu’cize olduğu halde onu kabul etmemeleri, toptan helâklarına sebep olmamıştır. Üçüncü olarak, önceki kavimlerin helâkine sebep olan mucizeler, artık sona doğru ve onların başka türlü inanmalarına mümkün görünmeyen bir zamanda gösterilmiştir. Oysa, ay yarılması mucizesi, Mekke’de gerçekleşmiş, o anda, önceki kavimlerin aksine Mekke içinde bir hayli iman eden olmuş, inanmamakta ısrar edenler, Medine döneminde yapılan savaşlarda ölüp helâk olmuş, hayatta kalanlar ise İslâm’ı kabûl etmiştir. Dördüncü olarak, İslâm’ın evrenselliği, ilk gerçekleşme dönemindeki muhataplarına mu’cize gösterilmesine mani değildir. Bir diğer husus da şudur: Allah (c.c.), bu ümmeti öncekilerden üstün kılmıştır. Ona rahmetiyle muamele etmiştir. Arkadan gelen nesiller içinden Allah’a samimi kulluk yapan insanlar geleceği için öncekileri toptan helak etmemiştir (Bikaî, 11:455-456). Şu halde, Kur’an ve hadislerde yer alan mu’cizeleri de dikkate alırsak, bu gerekçe pek tutarlı değildir.
b. Ay, Kıyamet’ten Önce Yarılacaktır?
Hadislerde anlatıldığı şekliyle Peygamberimiz zamanında inşikak-ı kamerin gerçekleştiğini kabul etmeyenler, “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” ayetini “Kıyamet yaklaştı ve ay yarılacak” şeklinde tefsir etmektedirler. Bu anlayışta olanlara göre, Kur’an’da, bu hadisenin mutlaka gerçekleşeceğini ifade için “geçmiş zaman kipi” kullanılmıştır (Ateş, 9:154).
İlgili ayete gelecek zaman anlamı verilmesi tefsirlerde şaz görüş olarak yer almıştır. Elmalılı, mazinin (geçmiş zaman) muzari (gelecek zaman) manasına geldiği ve gerçekleşmesine işaret için gelecek zamanın mazi sigasıyla ifade edildiği yerlerin Kur’an’da çok olduğunu, ama burada böyle bir te’vilin manasız olacağını, çünkü önündeki “Eğer bir mu’cize görseler yüz çevirirler ve bu devam eden bir büyüdür, derler” ayetinin bunu reddettiğini belirtmektedir (Yazır, 7:336). Gerçekten, bir mu’cize gösterilmeden hakiki anlamda bir yüz çevirmeden söz etmek imkânsızdır.
c. Olay Tarih Kitaplarında Yer Almamıştır?
Tarih kitaplarında ayın yarılmasına dair açık bir bilgi bulunmamaktadır. Yine bu olay, çok yaygınlaşmış da değildir. İnşikak-ı kamer, gerçekten vuku bulmuş olsaydı, bütün yeryüzünün bunu bilmesi ve bu haberlerin mütevatir olarak bize kadar nakledilmesi gerekirdi, şeklinde bir inkarın da gerekçesi yoktur (Iyaz, 1:249; I. Hacer, 7:22).
Kadı Iyaz, bu mu’cizenin gece vakti gerçekleştiğini belirttikten sonra şu ifadelere yer vermektedir: Normalde insanlar geceleyin işlerini bırakıp evlerinde istirahata çekilirler ve gökyüzünde neler olduğunu bilemezler. Ancak özel olarak gözetlemekle bilebilirler. Bu yüzden bir çok ülkede ay tutulması meydana geldiği halde, onların çoğunda insanlar ancak başkalarının haber vermesi ile öğrenebilirler (Iyaz, 1:250). Ayın dünyanın her yerinden ayna anda görünmemesini, bulut gibi tabii engellerin de bulunmasını bunlar arasında zikredebiliriz. Kaldı ki, Mekke dışından da yarılma hadisesini görenlerin olduğu daha önce geçmişti. Ayrıca, mucizeler, özellikleri gereği, kime veya hangi topluluğa gösterilecekse, onlar tarafından görülür.
Mizzi’nin nakline göre, bazı seyyahlar, Hindistan’da, üzerinde “Bu bina ayın yarıldığı gece yapılmıştır” yazısı olan bir binadan söz etmişlerdir (İbn Kesir, 1981, 3:120).
Bu konuda şöyle bir haber de vardır: Hz. Peygamberin sağlığında Chakravati Fermas Hindistan’da Malabar hükümdarı iken, bir gece ayın çatlayıp bölündüğünü görerek hayrete düşmüştü. O, bu işi araştırmaya koyulmuş ve neticede dedelerinin bıraktığı vasiyetnamede bunun, Son Peygamber’in bir mu’cizesi olacağına dair bir kayıt bulmuştu. Bunun üzerine Mekke’ye gelip Müslüman olmuştu. Hz. Peygamber ona, ülkesine dönüp orada İslâm’ı yaymasını tavsiye etti. Dönerken yolda hastalandı ve Yemen’in Zafar şehrinde vefat etti. Onun kabri asırlar boyunca “Hint hükümdarının mezarı” olarak ziyaret edilmiştir (Hamidullah, 701).
d. Ayın Yarılması Fizik Kanunlarına Aykırıdır?
Allah’ın kainatı son derece ahenkli ve muntazam yarattığını belirten Reşid Rıza, kainattaki bu ahengin ilahi kanunlardan kaynaklandığını, sünnetullah denen bu kanunların da asla değişmeyeceğini ifade ederek, inşikak-ı kamerin sünnetullaha aykırı olduğunu iddia etmektedir (Rıza, 30:363). Hasbunnebi de, benzeri görüşleri savunmaktadır (Sabri, 4:94).
Son dönem müelliflerinden Mustafa Sabri, mu’cizenin tabiat kanunlarına aykırı olmasının mümkün bulunduğunu, zaten istenenin de bu olduğunu belirttikten sonra, tabiat kanunlarına aykırı olan bir şeyin akla da aykırı olması gerekmediğini söyleyerek, mu’cizenin akla değil, tabiat kanunlarına aykırı olduğunu, bu farkı dikkate almayanların mu’cizenin aklen gerçekleşmesinin imkânsızlığına hükmettiklerini beyan etmektedir (Sabri, a.y.).
Mu’cizenin temel karakteri tabiat kanunlarına aykırı olmasıdır. Mucizelerin ise asla inkâr edilemeyeceği açıktır; Kur’an-ı Kerim’de de, sahih sünnette de bunun pek çok misali ve delili vardır. İnşikak-ı kamer de bir mu’cizedir ve elbette fizik kanunlarına aykırı olacaktır.
5. Rivayetlerin İlletli Olması?
a. Senedde bulunan illetler: Senedle ilgili tenkitler sahabe ravilerde yoğunlaşmaktadır. Abdullah ibn Mes’ud’un dışındaki sahabiler, olayı bizzat görmedikleri için rivayetleri sahabe mürseli kategorisinde yer almaktadır. Yani onlar bu olayı başka sahabilerden duymuş olmalıdır (Rıza, 30:263-266).
Hadis usulü açısından bu itirazın kabul edilebilir tarafı yoktur. Âlimlerin büyük çoğunluğu sahabe mürselini zayıf görmeyerek amel etmektedirler. Zira Hz. Peygamber’den bizzat duymadığı bir hadisi rivayet eden bir sahabi, çoğu zaman onu Resulullah’tan aldığından şüphe edilmeyen diğer bir sahabiden dinlemiştir ve bu sahabinin senedden düşmüş olması senede zarar vermez (İbnü’s-Salâh, 166).
b. Metinde bulunan problemler: Rivayetlerde hadisenin vuku bulduğu ve ayın
parçalarının göründüğü yer isimlerinde farklılıklar vardır. Mina, Hira Dağı, Süveyda, Kaykuan ve Ebu Kubeys bunlar arasında zikredilebilir. Hadislerde farklı yer isimlerinin bulunması da tenkit edilmiş ve bu konudaki hadislerin güvenilir olmadığına kanıt olarak kullanılmak istenmiştir (Rıza, 30:263-266).
Ancak, hadislerde yer alan farklı mekân isimlerinin ortak noktası, hepsinin Mekke’nin bir parçası olmalarıdır. Kaldı ki bu isimler, mutlak olarak değil de yaklaşık olarak söylenmiş ifadelerdir. Halk arasında bu tür yaklaşık ifadelerin kullanılması yaygındır. Bu farklı ifadelerin hadislerin güvenilirliğini zedeleyecek birer kusur gibi değerlendirilmesini doğru değildir. Ayın yarılması bir olaydır. Farklı şahıslar tarafından nakledilmiştir. Şahısların değişik anlatımlarından kaynaklanan lafız farklılıklarının bulunması tabii olup, olayın özünü etkilemez. Hadislerin ortak noktası ayın yarılmış olmasıdır. Bütün rivayetler bunda müttefiktir. Kaldı ki, farklı yerlerdeki insanlar, elbette bulundukları konuma göre farklı yerlerde görecektir.
4. Sonuç ve Değerlendirme
Ayın yarılmasını kabul etmeyenler, zorlamalı yorumlara girmişlerdir. Zorlamadan öte bazı yorumlar usûl açısından fevkalâde hatalıdır. Bazı hadîsleri, sahâbî mürseli diye kabul etmemenin, kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Ne yazık ki, pek çok eleştiri bu noktadan gelmiştir. Hadîslerin, Kur’ân’ın mücmelini beyan etmesi bilinen bir usûl prensibidir. Âyetler mücmel gelmiş olabilir. Ama, o konuda hadîslerde açıklayıcı bilgiler varsa, mutlak olarak mücmeli kabul edip, değişik yorumlara gitmek, tekellüflü bir tavırdır.
Oysa, inşikâk-ı kamerin mu’cize olduğunu kabul etmeye mani hiçbir şey yoktur. Fakat, bunu redde diretenlerin, Hz. Peygamber’e kevnî mu’cize verilmediği gibi, Peygamber Efendimiz’in, hadis kitaplarında, pek çok sahih rivayetlerle nakledilen yüzlerce mucizesini de inkârı gerektirir. Ayrıca böyle bir iddia, kelam ilmine de aykırıdır.
Ayın yarılmasının fizik kanunlarına aykırı olması da, onun olmadığı manâsına gelmez. Çünkü bu yaklaşım, temelden yanlıştır. Mucize zaten, âdeti, yani fizik kanunlarının aksine, onları yırtan bir hadisedir. Bu hususu, klasik Fıkıh Usûlü kitaplarında bir kaç sayfada anlatılan vaz’î hükümlerden biri olan sebep konusuna yaklaşık yetmiş sayfa yer veren ve konunun kelâmî ve tasavvufî yönünü de ele alıp sistemleştiren Şâtıbî’nin şu yaklaşımıyla ifadelendirmek istiyoruz. Şâtıbî (v. 790/1388) şöyle diyor: “Sebeplerin bizâtihî fâil olmadıklarına, fâilin ancak ve ancak sebeplerin müsebbibi Allah (c.c.) olduğuna; ancak O’nun yaratmada cârî olan sünnet-i ilâhîsinin süreklilik arzettiğinden, buradan (âdetullah denilen kanunlar ve) âdetler istinbat edildiğine; Allah’ın, dilediği zaman ve dilediği kimseler için bu âdetleri yırtarak onların üzerine çıktığına inanmak her mü’min üzerine vâcibtir (Şatıbî, 1:184).
Dip notlar:
Buhârî, “Tefsir,” 54:1; Müslim, “Sıfâtu’l-Münafikîn,” 44-45; Ahmed b. Hanbel, I, 447, 456.
2 Buhârî, “Tefsir,” 54:1, “Menâkıbu’l-Ensar,” 36; Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 44,45; Tirmizî, “Tefsir,” 54; Ahmed b. Hanbel , I, 447,456.
3 Şâşî, el-Müsned, I, 402; Abdurrezzak, Tefsiru’l-Kur’an, Riyad, 1410/1989, 2: 257; Hâkim, 2:472.
4 Bkz. Tirmizi, “Tefsir,” 54; Ahmed b. Hanbel, 4: 82.
5 Buhârî, “Menâkıb,” 27, “Menâkıbu’l-Ensâr,” 36, “Tefsir,” 54:1; Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 48.
6 Ebû Nuaym, Delâil, 1:280.
7 Abdurrezzak, el-Musannef, III, 104-105; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 11:200.
8 Buhârî, “Menâkıb,” 27 ve “Tefsir,” 54:1 ve Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 46’daki rivâyetlerde hadîsin metni buraya kadardır.
9 Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr 36.
10 Tirmizî, “Tefsir,” 54; Ahmed ibn Hanbel, 3:165; Abd b. Humeyd, Müsned, 356-357.
11 Aynı yer.
12 Müslim, “Sıfâtu’l-Münâfikîn,” 45; Tirmizî, “Tefsir,” 54, “Fiten,” 20.
13 Konuyla ilgili tarafımızdan bir çalışma yapılmış ve bu konudaki rivâyetler sened ve metin açısından incelenerek sahih ve zayıf olanlar tesbit edilmiştir. Burada zayıf olduğunu belirtmediğimiz hadîslerin sahîh olduğunu ifade edebiliriz. Geniş bilgi için bkz. Yenibaş, Hasan, Ayın Yarılmasına Dair Rivâyetlerin Değerlendirilmesi, İstanbul, 2000 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi).
14 Bkz. Hemezanî, Tesbîtu Delâili’n-Nübüvve, Beyrut, ts. 1:55; Mâverdî, en-Nüket ve’l-Uyun, Beyrut, 1982, 5:409/410; İbn Hazm, el-Muhallâ, Kahire, ts. 1:8; Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut, ts. 4:35; Kâdı İyâz, eş-Şifâ, Beyrut, ts. 1:250; Ebû Hayyan, Bahru’l-Muhît, Kahire, 1329, 8:178; İbn Kesîr, Mu’cizât, 45; Bikâî, Nazmu’d-Dürer, Haydarabad, 1398/1978, 19:88; Alusî, Rûhu’l-Meânî, Beyrut, ts. 27:75; Kâsımî, Mehâsinu’t-Te’vîl, Beyrut, 1398/1978, 15:261; Nebhânî, Huccetullâh ale’l-Âlemîn, Diyarbakır, ts. 395; Abdullatif Harputî, Tenkîhu’l-Kelâm, İstanbul, 1330, 293:
Diğer Kaynaklar
Abduh, el-İslâm ve’n-Nasrâniyye, Mısır, 1367.
Abdurrezak, el-Musannef, cilt:3.
Ali el-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ, Beyrut, ts. c: 1.
Alûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 27.
Ateş, Süleyman, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1991, c: 9.
Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, Beyrut, 1405/1985, c: 2.
Ebû Nuaym, Delâilün-Nübüvve, Beyrut, 1412, 2:281.
Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Eevliya, ys. 1394/1974, cilt: I.
Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts. c: 8.
Gölcük, Şerafettin-Toprak, Süleyman, Kelâm, Konya, 1993.
İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Kahire, 1407/1987, c: 7.
İbn Kesîr, Tefsir, Beyrut, 1416/1996, c: 4.
––––: el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, 1981, c: 3.
İbnü’s-Salah, Ulumü’l-Hadis, Dımeşk, 1404/1984.
Kastallânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniyye, Beyrut, 1412/1991, c: 2.
Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, İstanbul, 1979.
Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1980.
Mustafa Sabri, Mevkıfu’l-Akl, Beyrut, 1401/1981, c: 4.
Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahfezî, Medine, ts. c: 9.
Reşid Rızâ, el-Vahyu’l-Muhammedî, Kahire, 1380/1960.
Semerkandî, Bahru’l-Ulûm, Beyrut, 1983, c: 3.
Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’an, Beyrut, 1405/1985, c: 6.
Şâtıbî, el-Muvâfakât, Beyrut, 1417/1997, c: 1.
Taberî, Câmiu’l-Beyân, Beyrut, 1407/1987, c: 28.
Taftazânî, Şerhu’l-Makâsıd, Beyrut, 1409/1989, c: 5.
Etiketler : kurani kerimdeki mucizeler