AİLEDE DİN EĞİTİMİ

 

Ahmet Yapıcı

Üçyüzlü Çeşme Camii İmam-Hatibi

 

TOPLUMU oluşturan en küçük birim olan ve insan neslinin devamını da sağlayan aile, insanın sosyal, psikolojik ve biyolojik ihtiyaçlarını gideren bir kurumdur. (Mustafa Aydın, Kurumlar Sosyolojisi, s. 35) Tarihin çeşitli devirlerinde ailenin büyüklüğü veya küçüklüğü, aile bireylerinin sayısı ve ailenin dayandığı otoriter yapı değişse de ailenin cinsel, dinsel, sosyal, psikolojik ve biyolojik fonksiyonları genelde hep aynı kalmıştır.

Aile, insan için neslin devamını sağlayan, insana huzur ve mutluluk veren ve insanı günahlardan koruyan bir özelliğe sahiptir. (TDV İslâm Ansiklopedisi, Aile maddesi) Ailenin şekli ve aile bireylerinin sayısı zaman, bölge, sosyal ve iktisadî yapı gibi farklılıklardan dolayı farklılık gösterse de genelde aile anne, baba ve çocuklardan oluşan bir topluluk olarak tanımlanır. Aile içinde çocuğun ayrı bir yeri vardır. Çocuk hem ebeveyn için bir mutluluk kaynağı hem de bir sorumluluk vesilesidir.

İslâm nazarında çocuk Allah’ın insanlardan dilediğine (Şura, 49, 50) bahşettiği bir lütuf, insan için dünyada imtihan vesilesi, (Enfal, 28) dünya hayatının tatlı bir süsü (Kehf, 46) ve Allah’ın insana bir emanetidir. Kur’an, çocukların birer emanet olduğu gerçeğinden hareketle, onları ateşin azabından korumayı telkin etmektedir. (Tahrim, 6) Çocuklarımızı ateşten korumanın yolu ise onlara dini terbiye vermektir. Bu konuda Hz. Ömer’in Peygamberimize, "Kendimizi ateşten koruruz ama çocuklarımızı nasıl koruyacağız?" sorusuna Peygamberimizin, "Allah’ın sizi yasakladığı şeylerden onları engellersiniz. Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. Böylece onları korumuş olursunuz." (Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 7/426) şeklindeki cevabı, bu korumanın nasıl olacağı hususunda bize bir yol göstermektedir.

Çocukları dinî bilgi ve terbiye ile büyütmek anne-baba için vazifedir. Çünkü İslâm’a göre herkes tasarrufu altındakilerden sorumludur."Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden sorumlusunuz" (Buhari, Kitabu’l-Ahkâm, 2) hadisi bu gerçeği ifade eder. Peygamberimiz (a.s.): "Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın." (İbn Mace, Edeb, 3) "Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakmış olamaz." (Tirmizi, Birr, 33) buyurarak, bu vazifenin kutsallığına ve önemine dikkat çekmiştir. Çocukları en güzel şekilde eğitmek, onlara dinî ve millî terbiyelerini vermek, her anne-babanın arzu ettiği ancak her anne-babanın bunu başaramadığı bir gerçektir.

Allah, Kur’an’da aile ortamını karşılıklı sevgi ve merhamet olarak tarif etmiştir. (Rum, 21) Buna göre aile ortamı, karşılıklı sevgi ve merhamet ortamıdır. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler sevgiye dayalı olmalıdır. Karşılıklı sevgi ve saygı, aile bireylerini birbirine daha çok yakınlaştıracaktır. Çocuk sevgi ortamında büyümelidir. Çünkü çocuğun göreceği sevgi veya sevgisizlik onun kişiliğine etki edecektir. (Abdurrahman Dodurgalı-Din Eğitiminde İlkeler ve Yöntemler, s. 108) Aile ortamında çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgi ve şefkattir. Bundan dolayı anne-baba, çocuklarına sevgi ve şefkat göstermelidir.

Peygamberimizin çocukları sevdiğini, öptüğünü gören bir bedevinin bunu yadırgaması ve çocuklarını hiç öpmediğini itiraf etmesi üzerine Peygamberimizin, "Allah senin kalbinden merhameti almışsa, ben ne yapabilirim." (Buhari, Edeb, 18) buyurması konunun ehemmiyetini gösterir. Aile ortamının sevgi ve şefkatinden mahrum olan çocuk, sosyal hayatta bunun kötü sonuçlarını görecektir. Ana baba, aile içinde sevgi, şefkat ve huzuru temin etmeli ve çocuklarından sevgi ve merhameti esirgememelidir. Çünkü ailesinden sevgi görmeyen çocuk, zamanla sevgisiz büyür, sevgiyi unutur ve insanları sevmediği gibi onlardan da sevgi beklemez hâle gelir. Herkesi düşman görür, başkaları ile arasına set koyar ve kendini başkalarından korumaya çalışır. (Dodurgalı, age, s. 111)

Ana baba, çocuklarına karşı sevgide âdil olmalı ve bir tarafa ağırlık verip diğeri ihmal edilmemelidir. Peygamberimiz (a.s.) bu konuda, "Allah'tan korkunuz ve çocuklarınız arasında adaletli olunuz." (Ebû Davud, Büyû, 83) tavsiyesinde bulunur. Anne babanın çocuklarına karşı adaletli olması, aile içinde kaynaşmayı ve huzuru artırır, çocukların anne-babaya olan sevgi ve saygıları artar. Çocuklar arasında kız veya erkek diye bir ayrım yapmak, İslâm’a göre cahiliye anlayışıdır ve bundan sakınmak gerekir. Nitekim Peygamberimiz kız ve erkek çocuk arasında ayrım yapmayı hoş görmemiştir. (Buharî, Edeb, 12-13) Allah, Kur’an’da birçok ayette bu tür bir tavrı şiddetle yermiş ve böyle bir davranışın Allah’ın hükmünü beğenmeyen bir cahiliye tavrı olduğunu beyan etmiştir. (Nahl, 58, 59) Peygamberimiz (a.s.) de cahiliye devri Arap toplumunda kız-erkek ayrımı yapılmasından ve kız çocuklarının hor görülmesinden dolayı, bir çok hadiste kız çocukları ile ilgili övücü sözler söylemiş, bu cahiliye inancını kırmaya çalışmıştır. (Ebu Dâvud, Edeb, 130, (5147); Tirmizî, Birr, 13 (1913)) Onun için anne-baba, çocukları arasında bu tür bir ayrım da yapmamalıdır.

Aile içinde ana-baba, çocuğa sevildiğini göstermelidir. Çeşitli sözlerle, davranışlarla, ona değer verildiği ve sevildiği hissettirilmelidir. Bunun da en güzel yolu çocuğa zaman ayırmak, onunla meşgul olmak, onunla oynamak, konuşmak ve onu dinlemektir. Günümüzde ailelerin en büyük sıkıntılarından biri de çocukları ile aralarındaki bu iletişim kopukluğudur. Oysa çocukla konuşulmalı, sıkıntılarını rahatça anlatmasına fırsat verilmeli ve konuştuğu zaman dinlenmelidir. Çocuk, fikirlerini söylediği zaman azarlanmamalı, dinlenmeli ve gerekli makul açıklama yapılmalıdır. Bu, çocuğun özgüven kazanmasını, fikirlerini çekinmeden ifade edebilmesini ve ana babasına daha çok bağlanmasını ve güvenmesini sağlayacaktır. (Bilgin, age,  s. 53)

İsmin, kişinin üzerinde psikolojik bir etkisinin olduğu açıktır. Anne-babaya düşen ilk görev, çocuğa güzel bir isim vermektir. İsmin anlamının güzel olması, tavsiye edilen hususlardandır. Çocuğa dinî, millî değeri olan güzel ve kulağa hoş gelecek isimler verilmelidir. Halk arasında, Kur’an’da geçen bir ismi çocuklara vermek gerektiği şeklindeki kanaat, çoğu zaman yanlış anlamalara yol açmaktadır. Kur’an’da övülen bir ismin çocuğa verilmesi elbette güzeldir ancak esas olan, ismin Kur’an’da geçen bir isim olması değil, anlamının güzel olmasıdır. Peygamberimiz (a.s.)’in uygulamasında da bunu görmekteyiz. Peygamberimiz (a.s.) çocuklarımıza güzel isim koymamızı emretmiş ve kendisi kötü manalı ismi olanların isimlerini değiştirmiştir. Mesela, Zahim (sıkıntılı) ismini Beşir’e (neşeli); Hazne (zorluk) ismini Süheyl’e (kolaylık) çevirmiştir. (Bilgin, age, s. 45)

Çocuk, dünyaya gözlerini aile ortamında açar ve aile ortamında kendini güvende hisseder. Çocuğun ailesinden alacağı güven duygusu, onun gelecekteki hayatını da etkiler. (Haluk Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk, s. 15, 9) Bunun için anne-baba çocuğa bu güveni, sevgi ve şefkati vermelidir. Çocuk, okul öncesi dönemde kendisine model olarak anne-babasını alır. Onların değer yargılarını örnek olarak benimser, hareket, tutum ve konuşma gibi davranışlarını taklit etmeye çalışır. Bu model alma, çocuğun gelecekteki kişiliğinin şekillenmesinde etkili olur. Kız, anneyi; erkek, babayı örnek alır. Bu dönemde anne baba, çocuğun nazarında en üstün, en güzel ve en yakışıklıdır. (Haluk Yavuzer, age, s. 22-23) Ancak burada anne babanın kötü alışkanlıklardan sakınması önemli bir husustur. Çünkü çocuk, anne-babasında gördüğü bu davranışları benimseyecek ve bunlara özenecektir. Ana-baba, çocukların yanında sigara ve alkol kullanmamalı, kumar gibi kötü davranışlardan uzak durmalıdır. Erken yaşta sigaraya başlayan çocukların, ana-babalarına özenerek zararlı alışkanlıklara bulaştıkları bilinen bir husustur. Anne-babası sigara ve alkol kullanan gençlerin suç işleme ve zararlı davranışlara bulaşma ihtimali daha yüksektir. Dolayısıyla çocuk, aile içindeki havayı teneffüs ettiği için özellikle aile bireylerine çok önemli görevler düşmektedir. Eğer çocuk, aradığı sevgi, şefkat ve ilgiyi kendi ailesinde bulamamışsa, özellikle ergenlik ve sonrası dönemde bunun zararlı sonuçlarını görecektir. Bu aşamada çocuk beğendiği veya toplumda ön plana çıkan bir takım insanları (sanatçı, sporcu gibi) kendisine model olarak alacak, kendisini onlarla özdeş kabul edecektir. Bu tür bir tavrın ise olumlu sonuçları olabileceği gibi, olumsuz sonuçlarının daha fazla olması kuvvetle muhtemeldir.

Eğitimde örnek davranışın ve model olmanın ne kadar önemli ve etkili bir yol olduğu bilinen bir husustur. Kur’an’da bu gerçeği zaman zaman ifade eder ve önce kişinin kendisinin iyi davranışları yapmasını, kötü davranışlardan sakınmasını ve daha sonra başkalarına telkinde bulunmasını emreder.   (Saf, 2) Din eğitiminde ise bu ilke son derece önemlidir. Çünkü din, inanç temelli olduğu kadar, esas pratikte yaşanan ilahi mesajlardır. (İnanç+amel+ahlâk=Din) Çocukta ise öğrenmenin ilk şekli taklittir ve çocuk çevresinde gördüğü davranış biçimlerini taklit etmeye çalışır. Bu dönemde çocuk örnek davranışlara ihtiyaç duyar ve çocuğun önündeki en büyük örnek anne-babadır ve onların örnek davranışları, çocuk için başkalarının davranışlarından daha etkilidir. (Dodurgalı, age, s. 139) Bu yüzden çocuk dinî bilginin yanında, pratik dinî davranış şekillerine ihtiyaç duyar. Evde namaz kılmak, beraber camiye gitmek, çocuğu teravihlere götürmek, Kur’an okumak, oruç tutmak, sahura kalkmak, iftar etmek, iyilik yapmak, yaşlılara hürmet etmek, fakirlere yardım etmek gibi davranışlar ve ibadetler, çocuk için örnek davranışlar olacaktır. Bunlar aynı zamanda çocuğun gönül dünyasında iz bırakacağı gibi, çocuğu iyilik ve ibadet yapmaya alıştıracaktır. (Dodurgalı, s. 204) Hz. Peygamber (s.a.s.) torunlarıyla beraber namaz kılmış, secdeye varınca omzuna binen torununu eliyle yere indirmiştir. (Buhari, Salat, 106, Edeb, 18)

Bundan dolayıdır ki, çocuklara bazı kolay duaları öğretmek, Allah’ın isimlerini öğretmek, vakit namazlarına, özellikle Cuma, bayram ve teravih namazlarına götürmek, oradaki ulvî havayı teneffüs etmelerini sağlamak, oruç ibadeti ile onları tanıştırmak, onlara Kur’an okumak veya Kur’an okumasını öğretmek, onların dinle hemhâl olmalarına katkıda bulunacaktır. Peygamberimizin çocuklara yedi yaşından itibaren namazı öğretmeyi emrettiğini (Ebû Davud, Salat, 26) dikkate alırsak, namazın önemli bir görev olduğunu ve çocukları evde ve camide namaza ısındırmak gerektiğini söyleyebiliriz. Dinî hayatın vazgeçilmez mekanlarından biri olan camilere çocukları alıştırmak, onların cami ile bağlarını sürdürmelerini sağlamak hususunda herkese büyük görevler düşmektedir. Çocuklara camiyi sevdirmenin aksine camiye gelen çocuklara bağırmak, onları kovmak veya dövmek, çocukların ruh dünyasında onulmaz yaralar açacak, onların camiden ve dinden soğumasına sebep olacaktır. Nitekim bunun örnekleri çokça görülmüştür. Bu hususta anne ve babalar kadar, din görevlileri ile cami cemaatına önemli görevler düşmektedir. (Din Eğitimi ve Öğretimi, Halis Ayhan, 3. Bsk. s. 166 ve devamı)

Mûsikînin insan üzerinde önemli bir etkisinin olduğu malumdur. Bu sebeple çocuğa güzel mûsikî eserlerini dinletmek, onları uyuturken güzel ninniler mırıldanmak, onlara Kur’an dinletmek, güzel ilahiler öğretmek, onların bilinçaltında ve ruh dünyasında etki bırakacaktır. Bu hususta Türk-İslâm edebiyatımızda zengin bir birikimin olduğunu ve bir çok ninninin asırlardır çocuklarımıza anneler tarafından okunduğunu ve hâlâ okunmakta olduğunu biliyoruz. Yine onlara Kur’an öğretmek, onları yaz kurslarına göndermek, dinî terbiye açısından önemli birer adımdır. Zira Peygamberimiz, çocuklara Kur’an okumayı öğretmeyi, onları bu hususta yetiştirmeyi ümmetine tavsiye etmiştir. (Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, İ. Canan, s. 129)

Sevginin insan hayatındaki önemi ve gereği hemen hemen tüm pedagoglar ve psikologlarca belirtilen bir gerçektir."Allah sevgisi, insanda yaratılıştan mevcut olan bir duygu olup, Allah’a karşı sevgi telkin etmeyen bir dinin düşünülmesi ise insanlık duygusuna aykırıdır... Günümüz eğitim anlayışında, üzerinde en çok durulması gereken duygunun sevgi duygusu olduğu şüphesizdir. Eğer çocuk, Allah sevgisine ulaşan bir insan olabilirse, başta insanlar olmak üzere, bütün yaratıkları sevecektir... Çocuk psikolojisi alanında yapılan araştırmalarda, hem psikolojik, hem de din bakımından en önemli kavramın Allah sevgisi olduğu vurgulanmıştır."(Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım, M. Emin Ay, s. 104) Ancak dinin özünün sevgi olduğu gerçeğinden yola çıkarak, çocuklara Allah, peygamber gibi dinî değerler öğretilirken, bu eğitim, korku üzerine değil sevgi temeline oturtulmalıdır. Çocuğu ilk planda Allah, cehennem gibi değerlerle korkutmak, çocuğun Allah’a öfke duyması, dinden nefret etmesi gibi olumsuz neticeler doğurabilir. Bundan dolayı, "Allah yakar, taş eder" türünden ifadelerden sakınılmalıdır. (Ayhan, sh, 113) Çocuklar, ibadetlere veya ahlâki değerlere zorlanmamalı, severek, isteyerek yapmaları sağlanmalıdır. Bunlara soğuk bakıyorsa sebepleri araştırılmalı ve isteyerek güzel davranışlarda bulunmaya özendirilmelidir. (Ayhan, age, s. 167-168)

Eğitimde mükafatlandırma bir yöntem olduğu gibi, cezalandırma da bir yöntemdir. Çocuğa ceza vermeden önce davranışın yanlışlığı konusunda ona bilgi vermek gerekiyor. (M. Emin Ay, Ailede ve Okulda İdeal Din Eğitimi, s. 56) Yani önceden tedbir alarak çocuğun yanlış yapmasını önlenmelidir. Çocuk yanlış bir davranışta bulunduğu zaman, o davranışın niçin yanlış olduğu ona anlatılmalı, onun doğru olanı gösterilmeli ve çocuk doğru davranış yapmaya özendirilmelidir. Yapılan yanlış davranışın olumsuz sonuçları çocuğa gösterilerek, çocuğun pişman olması ve bir daha ondan uzak durması sağlanmalıdır. Gerekiyorsa ceza vererek caydırıcı olunmalıdır. (Dodurgalı, s. 152) Ancak cezada aşırı gidilmemeli, şiddet kullanılmamalıdır. Çocuğa karşı şiddet kullanmak olumsuz sonuç doğurur ve günümüzde aile içinde, özellikle çocuklara yönelik şiddetin ne kadar kötü sonuçlar doğurduğuna şahit olmaktayız. İslâm kaynaklarında, Peygamberimiz (a.s.)’in çocukları dövdüğüne dair hiçbir rivayet yoktur. Aksine Peygamberimiz, çocuklara sevgi ve merhametle muamele etmeyi, onlarla oynamayı, onlara değer vermeyi ve onlarla bir büyük gibi konuşmayı telkin etmiş ve bizzat hayatında bunu yaşamıştır. Dayak, çocuk eğitiminde faydalı bir yöntem olmadığı gibi, çocukta olumsuz izler bırakacaktır. Çocuk, dayak sonucu ailesine karşı korku ve nefret içinde olabileceği gibi, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretecektir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !