Allahım,senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka herşeyi olanlara acırım- konfüçyüs

musab bin umeyr

Kategori: SAHABE

Hz. Mus’ab, Mekke’nin en soylu, en yakışıklı ve en güzel giyinen delikanlılarından biriydi. Efendimizin de amcazadelerindendi. Annesi Hamne’nin durumu müsait olduğu için oğlunu güzelce giydirir ve ona en iç bayıltıcı kokular sürerdi. Dolaştığı yerler burcu burcu kokar, geçtiği yerlerdeki tüm kızların gözleri onun üzerinde olurdu. Hayatı, tabir caizse, eller üstünde geçiyordu. Bu hayat, İslâm’ı kabulüne kadar sürmüştü. Hz. Mus’ab zengin bir ailenin çocuğu idi ama şımarık değildi, akıllıydı. Böyle akıllı bir gencin İslâm’a bigane kalması düşünülemezdi. Nihayet bu genç, Resûl-i Ekrem İbn Erkam’ın evinde iken Müslüman oldu. İslâm’ı kabul ettiği andan itibaren tüm hayatı birden değişivermişti. Çünkü annesi henüz İslâm’ı kabul etmemiş ve oğlunun da İslâm’ı kabulüne razı olmamıştı.

İslâm’da İlk Yılları

Hz. Mus’ab’ın Müslüman olmasına kızan annesi tüm servetini geri çekmişti. Genç adam, birden en fakir insanlardan biri oluvermişti. Mekkelilerin en güzel giyinen delikanlılarından biri, bir bez parçasına veya koyun pöstekisine sarınır hâle gelmişti. Müşriklerin yaptığı eza ve cefa da katlanılır gibi değildi. Annesi onu evde hapsetmişti.

Hz. Mus’ab, bu çile yıllarında Habeşistan’a hicret edileceğini duyunca, artık Mekke’de daha fazla duramamış, her şeyini geride bırakarak, Allah Resûlü’nün emri doğrultusunda Habeşistan hicretine katılmıştı. Bu ilk hicrete katılanlardan bazıları, Mekke’deki işkenceler karşısında korumasız mazlumlar olmasına mukabil, bazıları da, İslâm’ın merkezi olabilecek bir yer arayışı içinde idiler. Habeşistan, bu iş için, gerçi hazır gibiydi; en azından hükümdarları Necaşi, Resûl-i Ekrem Efendimiz’i benimsemişti. Fakat, halkının da buna hazır olması gerekiyordu.

Bu ilk Habeş muhacirleri, Habeşistan hayatına intibak etmeye çalışırken, Mekke toptan iman etti haberini aldılar. Hemen geri döndüler. Heyhat, Mekke’yi, bıraktıklarından daha şirretleşmiş ve azgınlaşmış buldular. Mekke için iman henüz oldukça uzakta idi.

Dönüp gelenler arasında Hz. Mus’ab da vardı. Efendimiz onu, Habeşistan’a dönen diğerleriyle tekrar göndermedi. Taif seferinde hayatının en işkenceli günlerini yaşayan Resûl-i Ekrem’in, İslâm için merkez arayışları devam ediyordu. Mekke’ye, hac için dışarıdan gelen kabilelerle ilgileniyor, onlarla tanışıyor, onlara İslâm’ı anlatıyordu. Böyle ziyaretlerinden birinde Akabe denilen yerde Medine’den geldiklerini öğrendiği bir kaç kişiyle tanışmıştı. Onlara İslâm’ı anlatınca hemen ilgilenmişler ve daha fazla malûmat istemişlerdi.

Bu zevat, Medine’ye dönünce orada Resûl-i Ekrem’den ve İslâm’dan bahsetmeye başlamışlar, bir sonraki sene, haccetmek için yine gelmişlerdi. Orada Efendimiz’e iman ve biat edip, kendilerine İslâm’ı anlatacak, onu hem de Medine’de yayacak bir muallim istemişlerdi. Efendimiz’in zihnindeki muallim, Hz. Mus’ab’dan başkası değildi. İkna kabiliyeti müthişti. Yüzündeki melahet, insanları kendisine cezbediyordu. Çünkü gideceği yerde İslâm’ın tüm izzetini ayakta tutacak, muhataplarıyla eşit seviyede konuşacak kabiliyette birine ihtiyaç vardı. Medine’de Ehl-i Kitap Yahudiler de vardı.. Hz. Mus’ab için, Ehl-i Kitab olan Habeşe yaptığı hicret, bir nevi staj gibi olmuştu.

Medine’de İlk Muallim

Şimdi Hz. Mus’ab’ın önünde yeni bir dünya açılmıştı. Bu yeni dünyada müşrikler ve Yahudiler vardı. İkinciler şimdilik, kendilerini ilgilendirmediğini düşündükleri bu işe alâka duymuyorlardı.

Hz. Mus’ab, Es’ad b. Zürare hazretlerinin Zafer oğulları oymağındaki evine inmişti. Tebliğe orada devam edecekti. İlk Müslümanlar da orada veya oraya yakın oturuyorlardı. Yeni birisinin geldiğini duyan ve o sırada henüz İslâm’la müşerref olmamış bulunan Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr hemen işe el attılar. Birisinin Es’ad b. Zürare ile görüşmesi gerekiyordu. Aralarında akrabalık olduğu için bu görüşmeyi Sa’d’ın yerine Üseyd b. Hudayr’in yapmasına karar verdiler.

Üseyd, Hz. Mus’ab ve Esad b. Zürare’nin yanına gelerek her ikisine birden "Siz ne diye bizim zayıflarımızı bir takım beyinsiz hareketlere teşvik ediyorsunuz? Hemen buradan gidin" dedi. Hz. Mus’ab, aralarındaki anlaşmaya bağlı olarak Üseyd’e "Hele bir kere otur da dinle. İşine gelirse kabul edersin, işine gelmezse söylersin. Biz seni işine gelmeyen bir şeye zorlayacak değiliz" diyerek oturttu. Üseyd de bu makul söze uydu, dinlemeye başladı.

Hz. Mus’ab, ona İslâm’ı anlatmaya başladı. İnsanların içinde bulundukları sefil hayattan bahsetti. Allah’ın insanlara âlâ-yı illiyyîne ulaşan yolları göstermek üzere Hz. Peygamber Efendimiz’i gönderdiğini söyledi. İslâm’ın iman esaslarından söz etti, âyetler okudu. Bunları can kulağıyla dinleyen Üseyd’in, birden yüzü ışıldadı. "Bu dine nasıl girilir?" diye sordu. Hz. Mus’ab da "Önce yıkanır, üstünü başını temizlersin, sonra da kelime-i şehadeti getirirsin" dedi. Hz. Üseyd de denilenleri yaparak İslâm’a girdi. Ardından da Hz. Mus’ab’a şunu söyledi. "Burada bir adam var ki, size katılacak olursa, onların kavminden hiçbiri size katılmak hususunda geri kalmaz." Hemen kalkıp gitti. Doğruca Sa’d b. Muaz’ın yanına geldi. Onun gelişini merakla bekleyen Sa’d, uzaktan onu görünce "Bu, gittiği suratla dönmüyor" diye söylendi. Hz. Üseyd, "Onlarla konuştum, onlarda zararlı bir şey görmedim" açıklamasında bulundu. Buna canı sıkılan Sa’d, Üseyd’den bir de tahrik edici bir haber duydu: "Es’ad b. Zürare’yi öldürmek isteyenler varmış." Es’ad’la teyze çocukları olan Sa’d, hemen fırladı, Es’ad b. Zürare’nin yanına geldi. Onların huzur içinde oturduklarını görünce, Üseyd’in maksadını anladı. Es’ad’a, "Aramızda akrabalık olmasaydı sen beni bu kadar yumuşak bulmazdın." diye çıkıştı. Hz. Mus’ab da ona, Üseyd’e nasıl tebliğde bulundu ise, aynı şekilde tebliğde bulundu. Sözü bittiğinde Sa’d da, "Bu dine girmek için ne yapılır’ diye sordu. Gerekli cevabı alan Sa’d b. Muaz da artık Müslümanların safına katılmıştı. Sonra, Hz. Üseyd’i yanına alarak, kavmi Abdüleşhel oğullarının yurduna vardı. Akşama kalmadan, oradaki herkes, Allah’ın izniyle Müslüman olmuştu. (Asr-ı Saadet, 2/196-98).

Daha sonra Hz. Mus’ab, dini telkin ve tebliğ etmek için aynı yere gitti ve onlara İslâm’ı öğretmeye başladı. Anlaşılıyordu ki, İslâm’ın Medine’deki geleceği ve Medine’nin de İslâm’la kazanacağı gelecek parlaktı.

İlk Cuma Namazı

Medine’de İslâm çığ gibi yayılıyor, halka her gün biraz daha genişliyordu. Hz. Mus’ab da onlara İslâm’ı öğretmek için gecesini gündüzüne katıyordu. Efendimiz’e müracaat ederek, onları bir araya getirip beraber namaz kılmak isteğini arz etti. Efendimiz da ona izin verdi. Cuma gününde namaz kılmalarını ve onlara hutbe okumasını emretti. Böylece ilk Cuma namazı Hz. Mus’ab’ın imametiyle Sa’d b. Hayseme’nin evinde kılındı. Böylece, ilk cuma kıldırma şerefi Hz. Mus’ab’a ait oldu. (İbn Sa’d, Tabakat, 3/118).

İkinci Akabe

Bir yıl içinde Medine hemen hemen bir İslâm şehri olmuştu. Kabul etmeyen birkaç kabile kaldıysa da onlar da kabul ederlerdi. Hz. Mus’ab, yanına aldığı 75 Müslümanla hac için Mekke’ye geldi. Efendimiz’i görüp yaptıklarını arz etti. Yeni gelen âyetleri öğrendi. Annesinin yanına uğradı. Onun nerede olduğundan haberi olmayan anne sitem etti. Yaptıklarını söyledi. Annesi kızsa da, Mus’ab’ın imanı karşısında hiçbir şey diyemedi.

Medineli Müslümanlar Resûl-i Ekrem Efendimizi şehirlerine davet ettiler. Onu orada canlarından daha aziz bilip koruyacaklarını garanti ettiler.

Gazveleri

Hz. Mus’ab, ikinci Akabe biatından sonra Medine’ye döndü. Bir müddet sonra da Resûl-i Ekrem Medine’ye teşrif buyurdular. Efendimiz’in de gelişiyle Medine birden nurlandı ve İslâm, Allah’ın izniyle her eve girmiş oldu. Bundan rahatsız olan Mekke’deki müşrikler, Medine’deki münafıklarla irtibat kurarak, asker toplayıp Medine üzerine yürüdüler. Fakat, Bedir durağında Müslümanlardan ciddî bir darbe yediler. Hz. Mus’ab bu kez de, savaş meydanında üstüne düşeni yerine getirdi. Müşriklerle yaka paça oldu, kahramanca savaştı.

Bedir’in intikamını almak için bir sonraki yıl, Medine’ye gelen Mekke müşriklerini Efendimiz Uhud’da karşıladı. Bu çetin savaşın ikinci safhası Müslümanların aleyhine gelişti. Yetmiş şehit verildi. Şehidlerin arasında Hz. Mus’ab da vardı.

Hz. Mus’ab, şeklen Efendimiz’e benzerdi. Savaşta da O’nun sancağını taşıyor ve önünde savaşıyordu. Savaşın en korkunç anlarından birinde müşrik İbn Kamie, Resûl-i Ekrem’in üzerine saldırdı. Onu öldürüyorum diyerek Hz. Mus’ab’ı şehid etti. Daha sonra da sevinçle kendi arkadaşlarının arasına döndü. Belki de Hz. Mus’ab’ın İslâm’a son hizmeti Efendimiz’in yerine şehid olmak olmuştu.

Techiz ve tekfini yapılırken üzerindeki elbiseden başka hiçbir şeyinin olmadığı görülmüştü. Bu elbise, kefen olarak vücudunu örtmeye yetmemişti. Ayak örtülse baş açık kalıyor, baş örtülse ayaklar örtülmüyordu. Durum Efendimiz’e arz edilince başını örtmelerini, ayaklarını da otla kapamalarını emretmişti.

Ahlâkı ve Şemaili

Hz. Mus’ab, orta boylu, oldukça yakışıklı, nazik bir insandı. Allah yolunda her şeyini feda etmişti. Efendimiz, onu eski bir elbise içinde görünce, Mekke’deki şa’şaalı günlerini düşünmüş, üzülmüş ve gözleri yaşarmıştı.

Hz. Mus’ab, ismiyle müsemma bir hayat yaşamıştır. Daima çetin hayat şartlarıyla karşılaşmış, bunlarla Allah’ın izniyle başetmesini bilmiştir. Ömrü de kısa sürmüştür. (Umeyr, ömrü kısa anlamına da gelir). 40 yaşında vefat eden bu kutlu zat, Hamne bint-i Cahş ile evlenmiş, ondan Zeynep isimli bir kızı olmuştur.

Allah, hayatını, Allah Resûlü’nün emirleri doğrultusunda yaşayan, O’nun her emrini hiçbir beklentiye girmeksizin uygulayan ve hayatını yine O’nun dininin korunması uğrunda noktalayan bu kutlu muhacirin şefaatine bizi nail kılsın. (Allah rahmet eylesin.)

- Perşembe, Mart 13, 2008 - yorum {15} - yorum yaz


Âişe Vâlidemiz’in Evlilik Yaşı

Kategori: SAHABE

özet

Resit Haylamaz

Yeni Ümit dergisi 

 

Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir

Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’ beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit etmektedir

Demek ki Âişe Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman olmuştur

 

Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşında iken evlenmiş olsa bile o günkü toplum telakkilerine göre bu çok tabii ve doğal olmakla birlikte hadiseye daha genel bakıldığında onun, 17 veya 18 yaşlarında iken ‘Mü’minlerin Annesi’ hüviyetini kazandığı anlaşılmaktadır.

İfk Hadisesi karşısında ortaya koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fâtıma Vâlidemiz’le arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra gerçekleşmiş olması, model bir şahsiyet olarak Efendimiz’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması, onun yaşı ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu, o günkü yaşını ifade ederken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, şüphe ifade eden "altı veya yedi" tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir. Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten önce dünyaya geldiği, on dört veya on beş yaşlarındayken nişanlandığı ve on yedi veya on sekiz yaşlarındayken de Allah Resûlü (s.a.s.) ile evlendiği şeklindeki kanaati kuvvetlendirmektedir.


Burada akla, "Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu şekilde gündeme gelmedi?" şeklinde bir soru gelmektedir. Başta da ifade edildiği gibi yakın zamana kadar bu hususta olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne Ebû Cehil gibi her fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl gibi olmadık yerden fitne ve iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden bu evliliğe herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur. O günkü telakkilere göre her iki durum için de tabii bir kabullenme söz konusudur ve muhtemelen bu durum, konuya farklı yaklaşıp yeni bir bakış açısı getirme ihtiyacını da netice vermemiş, dolayısıyla söz konusu haberlerin doğruluğu veya alternatif bilgilerin varlığı hususunda İslâm âlimlerinin farklı bir mütalaada bulunmaları da mümkün olmamıştır.

 

- Saturday, Ocak 5, 2008 - yorum {0} - yorum yaz


Abdullah İbn Abbas’ın, Kendisine Misafir Olan Ebû Eyyüb el-Ensârî’ye Hizmet Etmesi

Kategori: SAHABE

Abdullah İbn Abbas’ın, Kendisine misafir olan  Ebû Eyyüb el-Ensârî’ye Hizmet Etmesi

      

- Hz. Ebu Eyyüb el-Ensârî, Muaviye’ye giderek borçlu olduğunu söyleyip ondan bu konuda kendisine yardımcı olmasını istedi. Fakat Muaviye’den, gereken ilgiyi göremedi. Bunun üzerine

“Hz. Peygamber’in “Benden sonra sizden başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz” dediğini bizzat işitmiştim” dedi. Muaviye

“Peki o size daha başka neler söyledi?” diye sorunca da Ebu Eyyüb

“Sabretmemizi tavsiye etti” dedi. Muaviye de

“O halde sabrediniz!” dedi. Bu sözler üzerine Ebu Eyyüb, Muaviye’ye hitâben

“Allah’a yemin ederim ki bundan böyle senden hiç bir şey istemeyeceğim” dedi. Sonra da Şam’dan Basra’ya geçerek İbn Abbas’a  misafir oldu. İbn Abbas onun için evini boşalttı ve

“Senin Hz. Peygamber’e hizmet ettiğin gibi bugün de ben sana hizmet edeceğim” dedi. Aile efrâdını evden çıkardıktan sonra Ebu Eyyüb’e

“Evde ne var ne yoksa hepsi senindir” deyip ayrıca da kırkbin dirhemle yirmi köle vererek onu en güzel bir şekilde ağırladı 1

 Ebu Eyyüb el-Ensârî, Hz. Ali’nin Basra’ya vali tayin ettiği İbn Abbas’ın yanına vardı. İbn Abbas onu çok güzel karşıladı ve

“Ey Ebâ Eyyüb! Sen evini Hz. Peygamber’e terketmiştin. Aynı şekilde ben de evimi sana vermek istiyorum” dedi. Sonra ailesini evden çıkararak orasını tamamen Ebu Eyyüb el-Ensârî’ye bıraktı. İbn Abbas daha sonra da Medine’ye gitmek üzere ayrılacağı sırada ona ihtiyacının ne olduğunu sordu. Ebu Eyyüb de

“Dört bin dirhem borcum ve işlerimde çalıştırmak üzere sekiz köleye ihtiyacım vardır” dedi. İbn Abbas ise onun bu isteklerini beşe katlayarak kendisine yirmibin dirhem ve kırk tane de köle verdi.2


 


1 Kenz VII/95 (Ruyani ve İbn Asakir, Habib b. Ebi Sabit’ten. Ayrıca Hakim’in de Mukassım tarikiyle rivayet ettiği ve ‘İsnadı sahihtir; fakat Müslim ve Buhari tarafından rivayet edilmemiştir’ dediği zikredlir).

2 Mecma IX/323 (Taberani’den. Heysemi şöyle der: ‘Taberani hadisi iki sentle rivayet etmiştir. Birisinin ravileri sahihin ravileridir. Ancak Habib b. Ebi Sabit şahsen Ebu Eyyüb’den hadis dinlememiştir); Hakim III/461 (Yine Habib b. Ebi Sabit tarikiyle).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/394.

- Pazar, Mart 25, 2007 - yorum {0} - yorum yaz


SUHEYB EL-RUMI

Kategori: SAHABE

vallahi ben rasülullah sas dan size hadisleri bile bile nakletmiyorum

isterseniz gelin size rasülullah sas in savaslarini ve beraberinde göründügüm seyleri anlatayim

fakat -peygamber efendimiz söyle buyurdu -

demeye gelince ben onu yapamam

TABAKAT ADLI ESERDE GECER CILT 3

Resûlullah efendimiz Süheyb'i çok severdi. Buyurdu ki:
- Bir kimse Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsa, bir ananın evlâdını sevmesi gibi Sühebi sevsin.

YANI RASÜLULLAH SAS DEN DUYDUGU SEYLERI BILE SÖYLERKEN YALAN ISNAD ETMEKTEN KORKACAK KADAR MÜBAREK YÜCE SAHABI

 

Müslüman olacağım

Bir gün Hz. Ammâr bin Yâser, Hz. Erkam'ın evinin önünde Hz. Süheyb bin Sinan'a rastladı. O'na sordu:

- Burada ne yapıyorsun?

- Sen ne yapıyorsun?

- Ben içeri gireceğim ve Hz. Muhammed'in sözlerini dinleyip bildirdiği dîne gireceğim. Müslüman olacağım.

- Ben de aynı maksatla buraya geldim.

İkisi de aynı maksatla geldiklerini söyleyince, beraber içeri girdiler. O sırada Peygamber efendimiz de orada bulunuyordu. Müslüman oldular, akşama kadar orada kaldılar. Akşamdan sonra evlerine gittiler.

Peygamber efendimiz, İslâmiyeti tebliğden önce de Hz. Süheyb bin Sinan ile konuşurlar ve birbirlerini severlerdi. Süheyb bin Sinan, Abdullah bin Ced'an'ın azâdlı kölesi idi. Müslüman olduğunu açıklamaktan çekinmeyen yedi mücâhid Sahâbîden biri idi.

Hz. Süheyb, Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra Mekke'li müşriklerin, şiddetli hücum ve işkencelerine mâruz kaldı. Müşrikler daha çok, kimsesi olmayan zavallılara işkence ederlerdi. Hz. Süheyb, Mekke'de akrabası, dayanağı olmayan bir zât olduğu için, müşrikler kendisine çok zulmederler, konuşamıyacak hâle getirinceye kadar döverlerdi. Demir gömlek giydirirler, en sıcak günde, güneş altında tutulur, üstüne de yük bindirirlerdi.

Zevk alan kimseleriz

Bir gün, Hz. Habbâb ve Hz. Ammâr'la birlikte giderlerken, Kureyş müşriklerinden ba'zıları ile karşılaştılar. Müşrikler bunları görünce:

- İşte Muhammed'e tâbi olan kimseler, diye alay ettiler ve ba'zı uygunsuz sözler söylediler.

Hz. Süheyb onlara cevâben buyurdu ki:

- Evet! Allahü teâlânın Peygamberine tâbi olan, Onunla beraber bulunmaktan zevk alan kimseler biziz. Hz. Muhammed'e biz inandık, siz inanmadınız. Biz O'nun söylediklerinin, bildirdiklerinin hepsinin doğru olduğunu kabûl ettik. Siz yalanladınız. Bütün üstünlük ve fazîletler İslâmiyette, bütün zillet ve felâketler de müşrikliktedir. Müslümanlıkta aşağılık, müşriklikte üstünlük yoktur.

Hz. Süheb böyle söyleyince inanmıyanlar üzerine saldırdılar. Hz. Süheyb bin Sinan'ı dövdüler. Öyle ki, konuşamıyacak, ne söylediğini bilemiyecek hâle geldi.

Hz. Süheyb bütün bu işkencelere tahammül ediyordu. Yapılan eziyetler onun için, hak yolda sabır ve sebât için bir teşvik oluyordu. Îmânı kat kat artıyor, müşriklerin onu hak yoldan döndürme gayretleri boşa gidiyordu.

Hz. Süheyb, Mekke'de kendi gayretleriyle büyük bir servet elde edip hayli zengin oldu. Medîne-i münevvereye hicret edeceği müşrikler tarafından haber alınınca yolu kesildi. Dediler ki:

- Sen Mekke'ye fakir olarak geldin. Çok mal ve servete kavuştun. Şimdi hem kendin gideceksin, hem bunca malı götüreceksin buna izin vermeyiz.

Kendiniz bilirsiniz

Hz. Süheyb, onlara buyurdu ki:

- Ey müşrikler. Beni iyi tanırsınız ki, çok iyi ok atarım. Eğer üzerime gelirseniz, ok çantamdaki okların hepsini size atarım ve sonra kılıcımı çekerim. Bunlardan biri elimde bulundukça bana birşey yapamazsınız, kendiniz bilirsiniz.

Fakat Hz. Süheyb'in, Peygamber efendimize olan muhabbeti, bağlılığı ve O'na kavuşmak arzûsu ve Medîne-i münevvereye gidip ibâdetlerini rahatça edâ edebilmek isteği o kadar çoktu ki, yanında bulunan bütün mallarının ve alacaklarının, Peygamber efendimizin sevgisi yanında hiç kıymeti yoktu. Bu sebeple hiç vakit kaybetmemek, bunlarla oyalanmamak için onlara dedi ki:

- Yanımdaki ve Mekke'de bulunan mallarımı size verirsem önümden çekilir misiniz, yolumu açar mısınız?

Hak ve hakikatlerden nasîbi olmayan müşriklerin de arzûsu buydu. Hemen kabûl ettiler. Hz. Süheyb, yanında bulunan bütün mallarını verdi, Mekke'deki mallarının da yerini tarif edip müşriklerin elinden kurtuldu ve hiç parasız olarak yoluna devam etti.

Mekke ile Medîne arasındaki yolda binbir zahmet, tahammülü mümkün olmayan güçlüklerle karşılaştı. Fakat sevgili Peygamberimize kavuşmanın heyecanı ile bütün sıkıntılardan zevk alarak yoluna devam etti. Peygamber efendimiz, beraberlerinde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer olduğu hâlde Hz. Külsüm bin Hedm'in hânesine misâfirdiler. Önlerinde de ev sâhibinin getirdiği yaş hurmalar vardı.

Hz. Süheyb Peygamber efendimizin huzuruna geldiğinde gözü ağrıyordu. Yolda çok acıkmış ve susamıştı. Bu sebeple Peygamber efendimizin önlerinde hazır bulunan taze hurmalardan yemeye başladı. Hz. Ömer:

Yâ Resûlullah! Süheyb'i görüyor musunuz, hem gözü ağrıyor, hem yaş hurma yiyiyor, dedi.

Birisi sağlamdır

Peygamber efendimiz de Hz. Süheyb'e lâtife ile buyurdu ki:

- Gözlerinde rahatsızlık var, yine de hurma yiyorsun.

Hz. Süheyb de cevaben dedi ki:

Yâ Resûlallah! Gözümün birisi sağlamdır. Onun hakkını yiyorum.

Peygamber efendimiz ve orada bulunanlar, bu cevap hoşlarına gittiğinden tebessüm ettiler. Sonra Süheyb başından geçenleri anlattı:

Yâ Resûlallah, Mekke'den, Medîne'ye hicret etmek için yola çıktığım zaman, müşrikler beni yakaladılar. Onlara bütün servetimi teklif ettim. Onlar da kabûl ettiler. Bütün malımı vererek kendimi ve ailemi kurtararak huzurunuza geldim.

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Süheyb kazandı, Süheyb kazandı, Ebû Yahyâ kazandı! Satış kârlı çıktı. Satış kârlı çıktı.

Sonra Hz. Süheyb hakkında nâzil olan:

"İnsanlardan bir kısmı, Allahü teâlânın rızâsını isteyerek O'na ibâdet yolunda kendini ve malını fedâ ederler." [Bekara 207] meâlindeki âyet-i kerîmesini okudular.

Hz. Süheyb-i Rûmî, nişan almakta ve ok atmakta çok mahir idi. Başta, Bedir, Uhud ve Hendek olmak üzere bütün gazâlarda bulundu. Çok büyük gayret ve kahramanlıklar gösterdi. Buyurdu ki:

- Her zaman, Resûlullahın yanında bulundum. Bütün bîâtlerde, bütün gazâlarda ve seferlerde hep yanlarındaydım. Hiç bir zaman Resûlullah ile benim aramda bir düşman bulunmamıştır. O'na bir zarar gelmemesi için kendi vücudumu siper ettim. Bu durum, O âhirete irtihâl edinceye kadar devam etti.

Arabım dersin

Bir gün Hz. Ömer kendisine takıldı:

- Yâ Süheyb! Oğlunun adı Hamza olduğu hâlde, Ebû Yahyâ ya'nî Yahyâ'nın Babası diye tanınırsın. Rûmî olduğun hâlde, Arabım dersin. Bir de çok harcıyorsun. Niçin?

Hz. Süheyb gülerek, şu cevabı verdi:

- Ebû Yahya künyesini, bizzat Resûlullah efendimiz verdiler. Soyum Nemr neslindendir ama, Rumların eline esir düşmüşüz. Çok harcamama gelince, çok harcıyorum ama, hep Allah yolunda sarf ediyorum. Zîrâ sevgili Peygamberimizden duydum, buyurdu ki:

"Sizin hayırlınız, selâmı güzelce alıp veren. Bir de, çokca ikâm eden kimsedir."

Hz. Ömer, Hz. Süheyb'i çok severdi. Hz. Ömer, Ebû Lü'lû kâfiri tarafından yaralanınca, yerine geçecek halîfeyi seçmek için şûra ehlini tayin edip, yeni halîfe seçilinceye kadar Hz. Süheyb'in kendisinin yerine vekil olması ve cenâze namazını kıldırması için vasiyet etti.

Hz. Süheyb, üç gün müddetle cemâ'ate namazları kıldırdı. Bu mukaddes vazîfeyi büyük bir ihtimam ve hassasiyetle yerine getirdi. Hz. Ömer'in cenâze namazını da kıldırdı. Bu esnada gösterdiği dikkat ve itina ile herkesin takdir ve tasvibini kazandı.

Hz. Süheyb, herkese iyilik eder, çok yemek yedirirdi. İkrâm ve ihsânları çok idi. 70 yaşında, 658'de Medîne-i münevverede vefât etti. Bâki kabristanına defnolundu.

Orta boylu, buğday tenli, kırmızı benizli, saçları sık ve siyah, yakışıklı bir zât idi. Çocukları Habib, Hamza, Sa'd, Salih, Seyfi, Ubbâd, Osman ve Muhammed'dir.

 

- Perşembe, Kasım 23, 2006 - yorum {1} - yorum yaz


BESIR BIN AKREBE EL-CÜHENI R:A

Kategori: SAHABE

BESIR BIN AKREBE ANLATIYOR MÜBAREK SAHABI

 

UHUD GÜNÜ PEYGAMBER EFENDIMIZE RASTLADIM

--BABAM NEREDE DIYE SORDUM

--BABAN ALLAH CC RAHMET EYLESIN SEHID DÜSTÜ BUYURDU

BUNUN ÜZERINE DAYANAMAYIP AGLAMAYA BASLADIM

O DA BASIMI OKSADI VE BENI KUCAGINA ALDI

--ISTEMEZ MISIN KI BEN BABAN ,AISE ANNEN OLSUN DEDI

bezzar ibni asakir ibni mendeh -el isabe adli eserde de gecer

 

- Perşembe, Kasım 23, 2006 - yorum {0} - yorum yaz


SAHABENIN HÜRMETLERI

Kategori: SAHABE

ZEYD BIN SABIT RA BIR GÜN ATA BINIYOR
ABDULLAH BIN ABBAS RA
ONA YARDIMCI OLUYOR BINMESI ICIN ATIN ÜZENGISINDEN TUTUYOR
ONUNLA BIRLIKTE YAYA OLARAK YÜRÜYORDU
----SEN RASÜLULLAH SAS IN AMCASININ OGLUSUN KI HZ ABBAS AMCASIYDI
RICA EDERIM BÖYLE YAPMA DEDI
IBNI ABBAS ISE
---ILIM ADAMLARIMIZA BÜYÜKLERIMIZE SAYGI GÖSTERMEK BIZE EMROLONMUSTUR DEDI

ZEYD BIN SABIT RA DURUR MU BAKINIZ NE BUYURUYOR
---ELINI UZAT
IBNI ABBASIN ELINI ÖPTÜKTEN SONRA
----BIZE DE RASÜLULAHIN EHLINE BEYTINE KARSI BÖYLE DANMAK EMROLONMUSTUR DEDI

EL-KENZ ADLI ESERDE IBNI ASAKIR RIVAYET EDER HADISEYI AMMAR BIN EBI AMMAR ANLATMISTIR

- Perşembe, Kasım 23, 2006 - yorum {0} - yorum yaz


AGLAYAN NEBI VE ASHAB

Kategori: SAHABE

NECM SURESI 59-60 AYETI KERIMELERDE SÖYLE BUYURUR CENABI HAK


SIMDI SIZ BU SÖZE MI SASIRIYORSUNUZ
VE AGLAMANIZ GEREKIRKEN GÜLÜYORSUNUZ
ISTE BU AYETI KERIMELER NAZIL OLUNCA--


ASHABI SUFFE VE ORADAKI ASHAB AGLADILAR
RASÜLULLAH SAS ONLARIN AGLAMASINI HISSEDINCE ONLARLA BIRLIKTE AGLADI
DIGER ASHAB
RASÜLULLAH SAS I BU HALDE GÖRÜNCE ONLAR DA AGLAMAYA BASLADILAR
(HANI KALPTEN KALBE GIDEN YOL VARDIR YA)

RASÜLULLAH SAS BUYURDU BU HADISE ÜZERINE
ALLAH KORKUSUNDAN AGLAYAN KIMSE ATESE GIRMEZ
ISLEDIGI GÜNAH ÜZERINDE DIRETIP DURAN KIMSE DE
CENNETE GIREMEZ
EGER SIZ GÜNAH ISLEMEMIS OLSAYDINIZ
CENABI ALLAH KENDILERINI BAGISLAMAK ICIN GÜNAH ISLEYEN BIRILERINI GETIRECEKTI

HADISEYI ANLATAN EBU HUREYRE YANI KEDILERIN SEVGILISI BABASI O MÜBAREK SAHABI

NEREDE GECIYOR BU HADISE TERGIB ADLI ESERDE

- Perşembe, Kasım 23, 2006 - yorum {0} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
güzel bir forum adresi.... www.nurforum.org/forum/index.php
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet
Avrupa
Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
  • -DESTEK
  • -Dingorevlisi
  • -DuaDemeti
  • -GULLERIN-EFENDISI
  • -hutbeornekleri-hutbedualari
  • -ilmihal
  • -KUTLU-DOGUM
  • -NAMAZ
  • -Yorum-Makaleler
  • ALLAH
  • Almanca
  • Anne
  • BASIN
  • baziilgicekendinibilgiler
  • canakkale
  • Cocuk
  • Diyanet_Hac_Sorulari
  • DiyanetSinavSorulari
  • genc kalemler
  • GÜNCEL
  • hadis
  • HATIM
  • HikayeAlintilari
  • hurafe
  • ibretler
  • IZLE-DINLE
  • Kulakveriniz
  • kuranikerim
  • linkler
  • MERAK-ETTIKLERINIZ
  • Millilerimiz
  • NE-GUZEL
  • ney
  • piyes
  • RAMAZANVEKADIRGECESI
  • SAHABE
  • siir
  • tarih
  • TERIMLER
  • YARDIM
  • YazKuranKursu
  • Son Yazılar
    - Asıl değişen sizin kalbiniz
    - Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek
    - YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
    - etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
    - Ramazan Bayramı Mesajı
    - KADİR GECESİ MESAJI
    - DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
    - 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
    - 3 ay yaz tatiline girilmistir
    - Üç Aylar ve Regâip Kandili
    - Na't-ı Şerîf
    - Gel Uyan Gecelerde
    - Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
    - Canlara Cânân Diye Sevdim
    - İlâhi
    - Yoga ve Düşündürdükleri
    - Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
    - diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
    - VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
    - Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
    - DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
    - katliama tepki
    - Diyanet
    - Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
    - mardindeki katliam