Sırat-ı müstakimden sapmamak

Perşembe, Hazirane 15, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

Bir insan için hayatta en önemli mesele sırat-ı müstakim dediğimiz Kur’ân’ın gösterdiği dosdoğru yolda olabilmektir. Günde kırk defa okuduğumuz Fatiha Sûresinde Allah’tan dileklerimizden birisi, belki de en önemlisi sırat-ı müstakimde sürekli kılması, ayırmaması değil midir?

Sırat-ı müstakim; duygu ve yeteneklerin istikamette; ifrat ve tefritten, her türlü aşırılıktan uzak olduğu orta yolda olması demektir. Aklın hikmet, şehvetin iffet, öfkenin şecaatte ve bütün duygu ve yeteneklerin istikamette bulunması demektir.
Mü’mini, hiçbir meşguliyeti bu hedeften ve Hedefe götüren sırat-ı müstakimden ayıramaz. Her şey bu hedefe ulaşmasında yardımcı olur. Hiçbir şey onu rehavete atmaz, gevşetmez, aslî görevlerinden, üstlendiği hizmetten uzaklaştıramaz.

Eğer makam-mevki, şan-şöhret, para-pul, ticaret insanı bu hedefinden saptırıyorsa neyi kazanırsa kazansın bu kazanç değil, kayıptır.


Tam tersi kazandıkları onun mânen yükselişine, hedefine ulaşmasına vesile ve vasıta oluyor, kolaylaştırıyorsa kazançlıdır.

Kur’ân mü’minin bu hâlini ne güzel anlatır: “Onlar öyle kimselerdir ki, ne bir ticaret, ne bir alış veriş, Allah’ı anmaktan, namazlarını dos doğru kılmaktan ve zekâtlarını vermekten onları alıkoymaz. Onlar, kalblerin ve gözlerin dehşetten dönüvereceği bir günden korkarlar.”1


Hayata geçmişi, geleceği, dünyası, ahiretiyle bir bütün olarak bakan, burada yaptıklarının oradaki karşılıklarını iman gözüyle görebilen mü’mini elbetteki dünyanın hiçbir meşguliyeti hedefinden uzaklaştıramaz. Kendini iman ve Kur’ân hizmetine adamış büyük mücahid merhum Zübeyir Gündüzalp bu konuda nefsini şöyle susturur:


“Eğer ilim mâni olacaksa, yaşasın cehalet!


“Eğer zenginlik mâni olacaksa, yaşasın fakirlik!


“Eğer evlilik mâni olacaksa, yaşasın bekârlık!


“Eğer akıl mânî olacaksa, yaşasın cünûn!


“Eğer sinirlilik hizmete vesile olacaksa, yaşasın sinir! " 


Ne dersiniz, her gece yatarken o günün muhasebesini yaptığımızda bu hususta kendimize olumlu puan verebiliyor muyuz? Kendi kendimizi sorguladığımızda gönlümüz rahat olabiliyor mu? Hani ne diyordu Hz. Ömer, “Allah’ın huzurunda hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.”


Bütün mesele muhasebede kendimizi rahat hissedebilme, istikamet üzere olabilme, Allah’ın rızası dairesinde kalabilmedir.  


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

Şeytanın Giriş Yerlerinden Korunma Çareleri

Pazartesi, Hazirane 12, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

 

    Şüphesiz İslâm dini, şeytanî saldırılarla iblisî talimatlara karşı koyması için itısana yardım etmek gayesiyle ona birçok çare göstermiştir. Bu çareler, şeytanla yapacağı savaşta insanın sebat göstermesine yardımcı olacak ve en büyük düşmanının yenilmesini kolaylaştıracaktır. İslâm büyüklerinden birisi çareleri şöyle özetlemiştir:
    "Şeytanın hangi kapılardan insana geleceği hakkında düşündüm ve tefekkür ettim. Onun şu on kapıdan geleceğini tesbit ettim:

  1. Açgözlülük ve kötü düşünme kapısı: Ben, Allah'a güvenmek ve rızkına kanaat etmekle ona karşı koydum.
  2. Yaşamayı sevmek ve tükenmez arzu kapısı: Ben, ansızın gelen ölümden korkmakla ona karşı koydum.
  3. İstirahat ve nimetin peşine koşma kapısı: Ben, nimetin son bulması ve hesabın zorluğuyla ona karşı koydum.
  4. Kendini beğenme kapısı: Ben, başa kakmak ve sonucundan korkmakla ona karşı koydum.
  5. İnsanları hafife almak ve onlara az saygılı olmak kapısı: Ben insanların hakkını tanımak ve onlara saygı göstermek suretiyle ona karşı koydum.
  6. Kıskanma kapısı: Ben kanaat etmek ve yüce Allah'ın mahlûkatına yaptığı rızık taksimatına razı olmakla ona karşı koydum.
  7. Gösteriş yapmak ve insanların övgüsünü elde etmek kapısı: Ben samimiyet ve ihlas ile ona karşı koydum.
  8. Cimrilik kapısı: Ben insanların elinde bulunan şeylerin yok olacağına ve yalnız Allah (c.c) katından olan şeylerin kalacağına inanarak ona karşı koydum.
  9. Kibir kapısı: Ben alçak gönüllü olmakla ona karşı koydum.
  10. Tamah kapısı: Ben Allah'ın (c.c) hazinesinde bulunan rahmetine güvenmek ve insanların elinde bulunan şeylere göz dikmemek suretiyle ona karşı koydum.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

DİNLE EY KIZIM

Pazar, Hazirane 11, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

 

Bu nasihatleri dinlersen şayet

İyilik emreder yüzlerce ayet

Söylediğim söze kendim riayet

Etmezsem dinleme beni ey kızım

Küçüğe sevgidir, büyüğe saygı

Mevla’m bize vermiş ne güzel duygu

Sözümü dinlersen çekmezsin kaygı

Kendinden büyüğü daim say kızım

Kulaktır sözleri işiten duyan

Hayrı dinlemektir sana da uyan

Benim bu sözlerim çok açık ayan

Nasihati iyi dinle duy kızım

Kıyar mıyım senin bir tek teline

Dayanamam kor bassalar diline

Ne yapayım buda böyle biline

Namazın yoksa haline vay kızım

Evlatların seni alıkoymasın

Dünya’ya meyledip ayak kaymasın

Duyan yeter, duymayanlar duymasın

İnandığın hakkı haykır, yay kızım

Her işinde Allah rızası gözet

Nefsini ıslah et, halini düzelt

Belalara karşı bolca dua et

Sabrı İlahi bir görev say kızım

Davet et takvaya, takvalı yaşa

Şeytanı uzak tut, geçirme başa

Seni de taptırır paraya haşa

Fakirin hakkını ayrı koy kızım

Bu günün işini yarına atma

Akşamla, yatsıyı kılmadan yatma

Ebedi hayatı dünyaya satma

Bu sözden kendine çıkar pay kızım

Çok çeşitli nice yollar yapmışlar

Kendi yaptıkları puta tapmışlar

Dalalete düşüp yoldan sapmışlar

Ehlibeyt yolundan ayrılma kızım

Sen üstüne düşen vazifeni yap

Bil ki yaptığını görür Yüce Rab

Çok ibadet ile olsan da harap

Bahane arayıp sıyrılma kızım

Hayat imtihandır zorda kalsan da

Hatta çoğu yerde haklı olsan da

Her ne kadar sende aciz kulsan da

Hiçbir zaman yalan uydurma kızım

Kur’an'ın emri var, haramdır gıybet

Zan ile gıybete aman dikkat et

Babanın sözünü dinlersen şayet

Kimsenin gıybetin eyleme kızım

Kulluk için gönderildik dünyaya

İyilik yap hiç kaçmadan riya’ya

Üç gün için tamah edip paraya

Kalp kırıp kötü söz söyleme kızım

Sırdaşın olsun ki, sırrını paylaş

Samimi kimseyi eyle arkadaş

Boş durma daima nefisle savaş

Namerde derdini söyleme kızım

Dostunu iyi seç, kıymetin bilsin

Sen ona, o sana canını versin

Dostluğun şartını ilk başta dersin

Hakka düşmanı dost edinme kızım

Babanın sözünü dinlersen eğer

Kazanırsın Allah indinde değer

Mehmet’te kızını severmiş meğer

İtiraf edeyim sende duy kızım


Mehmet DEMİRER

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

BU GÜN ALLAH İÇİN NE YAPMADIN?

Cuma, Hazirane 9, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

Zaman başkalaşmış, asır değişmiş. İmanı muhafaza etmek avuçta kor ateşi tutmaktan çok daha zor hale gelmiş. Adı Ahmet, Mehmet olup da münafık urbasıyla aramızda dolaşan, Lafz-ı Celal-i Subhani'yi güya vird edinen binlerce insan var. Bunları iyi tanımak, bunların oyunlarına gelmemek için son derece dikkatli olunmalı. Bunun için de gönül aynası her daim pırıl pırıl olmalı. Bu yüzden üç kelimeden hareketle neler yapmamız, bu zor çağda imanı muhafaza için, zaman zaman ne tür fedakarlıklarda bulunmamız gerektiğini acizane izah etmeye çalışalım.

Tamir, tahkim, tezyin diye üç kelimemiz var. Yıkık bir binayı yeniden yapma görevi size verilirse siz ilk önce hangisinden başlarsınız? Yıkık binanın içini güzelleştirmeye mi çalışırsınız?

Yıkılmış bir binanın içini tezyin edip güzelleştirmeye çalışan insana güler ve aklından zoru var diye şüphe ile bakarlar. Böyle bir bina için yapılması gereken en önemli iş tamirdir. Tamirle belli bir hale getirilen bu bina daha sonra içeri ve dışarıdan gelebilecek her türlü etkiye karşı tahkim edilmeli. Bu aşama da halledildikten sonra artık sıra binanın tezyinine gelmiştir.

İnsan da aslında tıpkı böyle yıkık bir bina gibi telakki edilmeli. Ruh ve kalbi bozulmuş bir insandan, onun ilk başta kabul edemeyeceği şeyleri isterseniz, ancak sizden ve teklif ettiklerinizden nefret etmesine vesile olursunuz ki bu da kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Büyükler bu duruma işaret ederken "muktezayı hale mutabık söz" söylemeye, yani derde göre ilaç kullanmaya büyük önem vermişlerdir.

İmanların akıl almaz bir yangınla tutuşturulduğu, kalabalıkların makas gibi açılarak "durun gitmeyin" diye feryatlarla açılan kolları aşarak cehenneme yuvarlandığı bir çağda tebliğ memurlarının yapacakları en önemli vazife iman kurtarmaktır. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri "Zaman iman kurtarma zamanıdır" diyerek büyük hakikate işaret etmektedir.

Aynı zamanda o, "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükselmiş. İmanım tutuşmuş yanıyor, içinde evladım yanıyor. Ben bu yangını söndürmeye koşuyorum." diyerek herkesin bir bardak su ile bile olsa bu müthiş yangını söndürmeye koşması gerektiğine işaret ediyor. Bu kadar önemli bir vazife omuzlarımızda dururken biz, "bu gün Allah için ne yaptın" sorusunu değiştirerek yeniden sormak zorundayız.

Evet sorumuz "Bu gün Allah için ne yapmadın" şeklinde olmalı. Zira bütün haramlara giden yolların bu kadar kolay, bu kadar ucuz ve ortalıkta olduğu bir başka çağa şahit olmadı bu yaşlı dünya.

Derdi veren Cenab-ı Hak her dönemde dermanı da vermiş. Dert ve hastalık bu kadar büyük ve tehlikeli olunca onun karşılığı olarak sunulan reçete de aynı oranda etkili olmalı. Asrın doktoru bu konuda yazdığı reçetelerinden birinde 5 madde sıralıyor. Ve bu reçetedeki şu beş ilacı kullanan insanların Allah'ın izniyle kurutulacağını bildiriyor.

"İttiba-i sünnet (Peygamberimizin (sav) sünnetine tabi olma)
Ferâizi işlemek (farzları yapmak)
Kebairi terk (büyük gunahları işlememek)
Namazı tadil-i erkanla kılmak
Namaz sonrası tesbihatı yapmak."
(Sözler, 462)

Ama bin bir fitnenin bin bir kılıkla sokakları lebaleb doldurduğu bu çağda bunları yapabilmek her babayiğidin harcı değildir.

Günahın her türlüsünün bu kadar çekici, nefsi cezp edici, bu kadar serbest, bu kadar ucuz ve bol, bu kadar orta yerde olduğu ikinci bir çağ ve dönem yaşanmış mı acaba? Böyle olduğu içinde bu çağ içersinde önce günahın bu uzun eli ve dilinden, görüntüsünden başlamalı işe. Günah atmosferinde yaşadığı için elini, dilini, gözünü ve gönlünü günahlardan temizleyemeyen insana siz sevap işlemenin, manevi ortamlarda yunup yıkanmanın hazzını duyuramazsınız.

Şimdi önce kendisini sevaplarla çepeçevre kuşatan bir insan prototipi çizelim… Yaptığı ticari bir ortaklıkta ortağın son derece sadık ve dürüst olan, komşusunun karısına-kızına yan gözle bile bakmayan, her gördüğü fakire sadaka veren, bütün akrabalarıyla çok iyi diyaloglar içersinde olan, namazlarını asla aksatmayan, çoğunu camide cemaatle kılan, zekatını veren, orucunu tutan, bütün bir gençliğin sorumluluğunu omuzlarında hissederek canu gönülden bu genç neslin günah seylaplarında, yaban ellerin önlerine kurdukları tuzaklarda yitip gitmemesi için üzerine düşen maddi manevi bütün sorumlulukları yerine getiren…

Buna daha eklenecek yüzlerce Allah'ın yapılmasını istediği sevaplar ekleyebiliriz. Herkesin böyle olmasını istemek aslında bütün bir toplumun huzur iklimine dönmesini istemektir.

İnsan böylesine sevaplarla kuşatılmış bir hayat yaşayamıyor diye kendini büsbütün günahların alıp götürücü, götürüp batırıcı habis dalgalarına bırakmamalı. Bilakis aklı varsa böyle bir insan böyle olmaya giden yolun günahlarla arasında bir set oluşturmaktan geçtiğini bilmeli ve en ufağından başlayarak böyle bir set oluşturmaya niyetlenmeli.

Zira hadisin ifadesiyle "İnsanı günahlara doğru götüren yol nefsin hoşuna giden şeylerle çevrili." Böyle olduğu için de nefislerin ateşe koşan kelebekler gibi günaha koşmaları daha kolay. Bu yüzden gençliğin imanı için çalışanların işleri oldukça zor. Zaten var olan bu zorluktan dolayı "Bir insanın hidayetine vesile olmak dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır" denilmiştir. Bir başka yer de de "Bir şeyi Allah rızası için yapmak ihlas olduğu gibi, bir şeyi Allah için terk etmek de ihlastır" buyrularak nefsin bütün istek ve arzusuna rağmen Allah'tan yana tavır koymanın da ihlas olduğuna vurgu yapılmıştır.

Şimdi biz günlük hayatımızda Allah için terk ettiğimiz, yapmadığımız belli başlı olayları sayarak durduğumuz yeri belirlemeye çalışalım.

Bu gün Allah için hiç gıybet yapmadım.
Bu gün Allah için hiç
harama bakmadım.
Bu gün Allah için hiç harama el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yalan söylemedim.
Bu gün Allah için hiç namazımı son ana bırakmadım.
Bu gün Allah için hiç
virdimi aksatmadım.
Bu gün Allah için hiç kalp kırmadım.
Bu gün Allah için hiç başkalarında kusur aramadım.
Bu gün Allah için hiç israf yapmadım.
Bu gün Allah için hiç malayani ve boş şeyler konuşmadım.
Bu gün Allah için hiç
trafikte gözü açıklık(!) yaparak kimsenin sırasını almadım.
Bu gün Allah için hiç Nam-ı Celil-i Subhani'yi gittiği her yere götüren Allah dostları hakkında suizanda bulunmadım.
Bu gün Allah için
Müslümanlara zararları yüzyıllardır bilinen çevrelerle anlaşılmaz bir hırs ve çekememezlik yüzünden iş birliği yapmadım.
Dünya ve dünyalık için, mevki makam hırsıyla hiç kimseye iftira atmadım, bir tek gönlü bile kırmaktan yılandan akrepten çekindiğim gibi çekindim.
Bu gün Allah için hiç faize el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yetim hakkı yemedim.
Bu gün Allah için hiç
insanların ellerindeki avuçlarındakini "ortak olalım" diyerek alıp üzerine yatmadım.

Hiç şüphesiz bunların sayısını da çoğaltabiliriz. Günlük hayatımızı yaşarken az da olsa günaha karşı böyle mesafeli bir duruşla yaşamaya gayret edersek, zaten sonsuz merhamet sahibi Rabbi Rahimimiz de sevap yollarını kolaylaştıracaktır. Bir kere sevap yolu kolaylaşan insanın dünyası da ahireti de Allah'ın izniyle cennet asa baharlara dönecektir. Böyle insanlara bir de Cenab-ı Hakk'ın müjdesi var: "Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır." (Bakara, 277)

İstikamet bu yönde olduktan sonra başkaları ne derse desinler, ne iftiralarda bulunurlarsa bulunsunlar, sizin bulunduğunuz ufku Kur'an bildiriyor. "Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" Yani Korkmayın, gevşemeyin, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz. Siz Allah'a hakkıyla itimat edin Allah, kendisine ve peygamberlerine düşman olanların hakkından gelecektir.

Abdülkadir Süphandağı, 06.06.2006

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

Elleri açıp Allah’a yönelmenin adıdır DUA

Cuma, Hazirane 9, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

 Varlığımızı Allah’a teslim etmenin,
işimizi Allah’a ısmarlamanın diğer adıdır DUA. Ümidimizin de, korkumuzun da,
Allah olmasının işaretidir DUA. Sıkıntılı ânımızda da, rahatımızda da yan etkisi
olmayan tek ilaçtır DUA...Azimdir, kararlılıktır, samimiyettir, ısrardır DUA...

Allah’tan korkmaktır, rahmettir, ummaktır DUA.

DUA; Allah’ın indirdiği kitaba, gönderdiği nebiye inanmaktır. Bu inançla
istemektir. Sıkıntılı anlarda kendisinden başka mabud olmayan, azamet ve hilm
sahibi, arzın ve semanın hakimine sığınmaktır DUA... “Başka gidecek kapımız yok,
sana sığındık.” diyerek boynu bükmektir DUA...
Yatarken, kalkarken O’nu hatırlamak, yerken, içerken O’na şükretmek, konuşurken,
susarken O’nu zikretmek, dünyaya gelirken O’na teslim olmak, sonra göçerken O’na
kavuşmaktır

DUA...Karanlık bir mağarada, tüm çıkış yolları kapanmış insanların, zulmetten nûra
çıkabilmeleri için, karanlık bir ortamda iyi amelleri hatırlayıp, gözyaşı
dökerek Allah’a niyaz etmeleridir DUA...
Kendi kendine yalvarmaktır, sabah akşam Rabbimizi zikretmektir, gafillerden
olmamaktır DUA...
İsteklerimizde ellerimi açmak, şerden sakındığımızda avuçları aşağı çevirmektir.
“Peygamber (s.a.v) dua ettiği zaman, ellerinin içini kendisine doğru tutardı.
(Bir şeyin şerrinden) Allah’a sığındığı zaman, ellerinin dışını kendisine doğru
tutardı.”


DUA; Peygamber Efendimiz (s.a.v) irtihal ettiğinde, Hz.Ebubekir (r.a) gibi
gözyaşlarına hakim olamayıp, kâinat güzelinin yüzünü açıp, alnından,
yanaklarından okşayıp güzel sözler sarfetmektir. “Allah’ım bizim duygularımızı
peygamberine ulaştır ve O’nu aramızda tut! O’nunla ilgili olarak bundan daha
başka bir acı başımıza gelmesin. Senden, kalbimizi O’na doğru çevirmeni ve
imanlı olarak Sana kavuşmayı dileriz. “ 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

Kulluğum Sultanlığımdır

Cuma, Hazirane 9, 2006 · Kategori: NE-GUZEL



Hatırlıyorum, bir tanıdığım, "Niçin namaz kılıyorsun?" diye sormuştu da,
hemen cevap vermek yerine, başka bir soru ile mukabele etmiştim: "İlletini
mi öğrenmek istiyorsun, hikmetini mi?"

Şaşırmış, "Bu da ne demek oluyor?" demişti.

Şöyle bir açıklama yapmıştım: "İllet, hakiki sebep, demektir. Hikmet ise,
gözetilen fayda ve menfaat."

"Şu hâlde illeti nedir?"

"İlahî emirdir, ben namazı sadece emredildiği için kılıyorum."

"Ya hikmeti..?"

"Saymakla bitmez. Ben, hemen aklıma gelenleri söyleyeyim. Namaz, her şeyden
önce, cehennem ateşinin kalkanı, kabir azabının siperi ve cennet kapılarının
anahtarıdır. Ebedî saadet, onun sonsuza uzanan bir meyvesidir.

"Namaz, kalbe gıda, ruha şifa, bedene sıhhat, vicdana ölçü, akla istikamet,
iradeye kuvvet ve duygulara intizam verir.

"Namaz, hayatı disiplin altına alır, günahtan korur, manevî kirleri
temizler. Ruh, onunla nefes alır, huzur bulur, sükûna erer, Rabbine yönelir.
Manevî yükselişin merdivenidir namaz, bütün ibadetlerin özüdür.

"Ancak, bunların hiçbiri olmasaydı bile, ben namazımı yine kılacaktım.
Çünkü, faydalar teşvik edici olabilir, fakat asla hakikî sebep olamazlar.
Onlar, önce istenilmez, belki sonra verilir."

O zaman söyleyemedim, dostuma şunları da söylemek isterdim:

"Namaz, imanımın ifadesidir, âcizliğimin, zayıflığımın, çaresizliğimin,
kısacası, kulluğumun itirafıdır.

"Namaz, gözümün nuru, gönlümün göz bebeğidir. Dünyam onunla aydınlandı,
hakikati onun ışığıyla gördüm, diğer varlıkların ibadetlerini onun ilhamıyla
bildim.

"Secdedeki zilletimde izzetimi bulmuşum. Allaha baş eğişim, başkasına baş
eğmeyeceğime dair yeminimdir. Alnım yeri öperken, ruhum da beni sayısız
nimetlerle yaşatan rahmet elini öpmektedir.

"Namazda ben âlem olurum, âlem de ben olur. Yüce divanda kâinatın
sözcülüğünü ederim. Dilsiz varlıklar, benim dilimde dile gelir.

"Seccade tahtım, secde saltanatım... ve kulluğum sultanlığımdır."


Ömer SEVİNÇGÜL "KULLUĞUM SULTANLIĞIMDIR" Kitabından

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :

Bu gün Allah için NE YAPMADIM

Çarşamba, Hazirane 7, 2006 · Kategori: NE-GUZEL

Bu gün Allah için hiç gıybet yapmadım.
Bu gün Allah için hiç harama bakmadım.
Bu gün Allah için hiç harama el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yalan söylemedim.
Bu gün Allah için hiç namazımı son ana bırakmadım.
Bu gün Allah için hiç virdimi aksatmadım.
Bu gün Allah için hiç kalp kırmadım.
Bu gün Allah için hiç başkalarında kusur aramadım.
Bu gün Allah için hiç israf yapmadım.
Bu gün Allah için hiç malayani ve boş şeyler konuşmadım.
Bu gün Allah için hiç trafikte gözü açıklık(!) yaparak kimsenin sırasını almadım.
Bu gün Allah için hiç Nam-ı Celil-i Subhani'yi gittiği her yere götüren Allah dostları hakkında suizanda bulunmadım.
Bu gün Allah için Müslümanlara zararları yüzyıllardır bilinen çevrelerle anlaşılmaz bir hırs ve çekememezlik yüzünden iş birliği yapmadım.
Dünya ve dünyalık için, mevki makam hırsıyla hiç kimseye iftira atmadım, bir tek gönlü bile kırmaktan yılandan akrepten çekindiğim gibi çekindim.
Bu gün Allah için hiç faize el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yetim hakkı yemedim.
Bu gün Allah için hiç insanların ellerindeki avuçlarındakini "ortak olalım" diyerek alıp üzerine yatmadım.

 

 

RAHATMISINIZ

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler :