Allahım,senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka herşeyi olanlara acırım- konfüçyüs

Gazze ölüyor!..

Kategori: GÜNCEL
iskender PALA

i.pala@zaman.com.tr


"Dua da bir ibadettir."
Müsned, IV, 267, 271, 276
Gazze'de bebekler ölüyor...
Gazze'de anneler ölüyor...
Gazze'de soykırım kol geziyor...
Gazze ölüyor ve dünya seyrediyor.
Çareler tüketilmiş, çareler çaresizliğe dönüyor...
İslam ülkeleri suskun... Vicdanlar suskun... İnsanlık suskun...
Gazze'de çare başka yollarla bulunmalıydı, buna inanıyorum. O başka yolların neler olduğunu herkes biliyor; olmadı, olamadı...
Gayretler yetmedi... Belki bir müminin duası yeter diye eski bir dua bahsini, Kırk Güzeller Çeşmesi'nden alarak yeniden sizlerle paylaşıyorum. Amin, amin..

*

Geceydi... Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu...

Gönülden ve gizlice... Sakınarak ve umarak... Israrla ve devamlı...

Söz değil, bir hâl... Söze hükümran mecal... Kelebeklerin kanadı gibi titrek, seher bülbülünce zeyrek...

Dünyanın eşiğinden öteye akıştı o dua; gaflet perdelerinden öteye bakıştı o dua. Denizleri dolaşan katreler gibi, tesbih tesbih dökülen taneler gibi.

Yıldızlar tutar açılan elleri, şafaklar öper deyen dilleri. Umutların ritmiyle atan nabızda gizliydi, gönüllerin teliyle çalan sazda gizliydi.

Tevbeleri izleyen gözyaşıydı dua, her işte bir hayrın başıydı dua. İlahî yazıların gizemli şifresiydi; yoldaşın yoldaşa gülen çehresiydi.

İçten içe bir niyazdı o, gelinlik giyside beyazdı o. Bağırlar yakan közler de, söylenmeyen sözler de...

Geceydi... Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu ve çoğaltmıştı çığlıklarını...

Dua savaşa giderken, dua düğün ederken. Dua yağmur yağmurdu, dua tuzdu, hamurdu... Ağlarken de, çağlarken de... Dua babadan oğula, dua azdan çoğula... Dua belalar def'i, dua makamlar ref'iydi... Allah kulunu dinliyor gibiydi dua, sebiller suyuna inliyor gibiydi... Dayanılmaz dertlerden, düşmanı sevindiren felaketlerden; başa gelen fenalıklardan, sese hasret tenhalıklardandı...

Geceydi... Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu...

O dua idi ay aydın karanlıklardan, o dua idi yıldızlara karşı aydınlıklardan... Dua yıldırım akışlıydı, dua cemale bakışlıydı... Söylemesi imkânsız bir şeyler içindi, hüzzamı hüzün dokuyan neyler içindi... Dua ölüm kadar özeldi, dua ölüm gibi güzeldi...

Duası olmayanın ola mı umudu; duaya durmayanın kala mı sûdu? Duadan ayrılsa kul mu kalır, insan mı kalır; duadan özge eylül mü kalır, nisan mı kalır?

Gelin dua edelim, Hakk'a gidelim. Mavi bir şeyler girsin hayallerimize, aklar ve yeşiller vursun hallerimize. Zaman ve mekânı bahşedelim süveydalarımıza, sevdalarımızı nakşedelim zamanlar ve mekânlarımıza.

Kabul olunmayacak duadan O'na sığınarak gelin dua edelim, düşelim yollarına görüşelim, varalım illerine yalvaralım.

O vermek istemeseydi istemeyi vermezdi bize; O sevmemizi istemeseydi sevmeyi istetmezdi bize.

İsteyebilmeyi istemekler nasip et bize Allah'ım; sevebilmeyi sevmekler nasib et! Nasib et de sular canına kadar çekilenlerin, feryadı mabet mabet dikilenlerin... Çığlıkları boğazlarına yürüyenlerin, geceyi kurşun kurşun sürüyenlerin... Vatanında özgürlükten koğulanların, gözyaşlarında acıyla boğulanların... Can sermayesi savaşta bitenlerin, cananı kurşun kurşun yitenlerin... Duası kabul olan insanların ve cinlerin, sesi çığlık çığlık olmuş ceninlerin kalplerindeki istemeleri iste, çaresâz ol çaresizlere...

Allah'ım! Gönlümüzde olanı hakkımızda, hakkımızda olanı gönlümüzde eyle. Rahmetinden umut kestirme Tanrı'm!.. Sevginden taşra fırtınalar estirme Tanrı'm!.. Zulme kimseyi giriftâr tutma ey Rab! Zalim elinde kulunu unutma ey Rab!..

Elini kalbime koy, duy beni Tanrı'm!... Kırık bir kalp en iyi parçam...

Gazze için

Gazze!.. Ey Ebubekir'in sesiyle şehadeti yankılanan belde!. Ey İmam Şafiî'nin doğduğu toprak! Ey kurak iklimlerde bereket yeşerten vadi!.. Ey milyonla Haçlı ayakların çiğnediği ve kahraman Selahaddin'in kurtardığı vilayet!. Sen ki kadîm Mısır'ın kapısı, sen ki Yavuz Sultan Selim'in sancağıydın!. Sen hac yolumuzdaki durak; sen sürre alayımızın emin vadisi!

Sen ey Gazze! Bu toprakların çocukları senin için dalga dalga şehit düştüler. Tarihten tarihe, çağdan çağa, devirden devire tam dört yüz yıl (1517-1917) tekrar tekrar şehit düştüler. En çok da, en sonunda şehit düştüler ve son asker de son nefesini verdiği gün sana ağlayacak kadar bile gücümüz kalmamıştı.

Gazze! Ey en acı günlerini en son yaşayan şehir! Zalimler, vahşiler, haydutlar elinde kaldın. Senin için bir şey yapamadık, yapamıyoruz!.. Bir duamız var sana dair. Elimizden gelen bu!.. Ve bir de verebileceğimizi vermek!.. Maldan ve candan... Bugün imtihan günü!..

- Salı, Ocak 6, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Gözyaşımızı hangi mendil siler?

Kategori: GÜNCEL
Borcunu vermeyen, özür dilemeyen, ödeme yapacağı günü bildirmeyen bir Müslüman, bankaların aleyhinde saatlerce konuşuyor.
Müslümanlar neden bankaya para yatırıyor da, bir mümin kardeşine borç olarak veya ticaret için vermiyor, sorusunun cevabını araştırmak lazım.

Almanların doğruluğundan, kendi eğriliğimizden söz ediyoruz. Gâvurlara itimat ediyoruz, birbirimize itimat etmiyoruz. Halbuki itimadın olmadığı yerde kardeşlik de olamaz. İtimadın olmadığı yerde birlik beraberlik de yoktur. Peki bu durumda müminlerin kardeşliğinden söz edilebilir mi?

Evet, müminler kardeştir amma nasıl müminler? İtimada şayan, çalışkan, iş bilir, sözü ve sohbeti işe yarar olanlar değil mi? Bu durumda itimada şayan, şuurlu dindarların yapması gereken nedir?

Maddi çalışmalara katılmak!

Piyasayı kötülere bırakmamak için, İslam iktisadını göstermek için, parayı İslamiyet'e hizmetkâr etmek için, iş ve işçi münasebetlerini kardeşçe yürütmek için, şuurlu dindarların mutlaka maddi çalışmalara katılması gerekmektedir.

Dünya kâfire saray, mümine zindan değildir. Tepemizde gâvurun bombasını, karşımızda tankını, sularımızda muhribini görmemek, gâvurdan korkmadan dünyaya hak hukuk dağıtmak ve sulhün bekçisi olabilmek için hem ilme, hem imana hem de maddeye sahip olmak istiyoruz.

Ey şuurlu Müslüman, vatanında sulh, milletinde huzur ve camide emniyet istiyorsan, maddi çalışmaları da Müslüman'ca yürütmek zorundasın.

Faizin kapısını kapamak, yoksulun derdine derman olmak, üstün bir hayat nizamı kurmak için, maddi çalışmalara hâkim ol, mahkûm olma. Namazda okunan ayetleri yaşamak istiyorsan, yaşanacak bir hayat istiyorsan, ebedi saadete ermek istiyorsan, yine maddeye hâkim olmak zorundasın.

Gazze'de Yahudilerin Müslümanları öldürmesi, kaderin bir ikazıdır. Çünkü Yahudiler, İslam prensipleriyle kuvvet kazanırken, Filistinli Müslümanlar İslam prensiplerinden uzaklaşmıştır.

Yahudi Müslüman'a kurşun atıyor, Müslüman Yahudi'ye taşla karşılık veriyor!

Filistin'de Müslümanlar, Yahudilerden üstün olmak zorundaydı!

Gazze'deki olaylar, Müslümanlar için bir eğitimdir. Bu eğitim, Allah'ın planıdır. Gayrimüslimler, Müslümanları zorluyor ki, yeni hale geçsinler, donanma yapsınlar, alışverişe geçsinler, fabrika kursunlar... Kısacası İsrail'i hangi şartlar kalkındırdıysa, Müslümanlar da aynı şartlarda kalkınsınlar!

Allah'ın dini mutlaka galip gelecek! Bunun için de Müslümanlar noksanlarını anlayacak! Allah, şiddetli ikazlarla bize gerçeği anlatıyor!

Asr-ı saadette Müslümanlar kimlerle savaştı! Roma, Bizans, Pers imparatorluklarıyla, Moğollarla... Hepsine galip geldiler. Bir avuç Müslüman, dünyaya hâkim oldu o yıllarda!

Onların elinde kılıncın en keskini, mızrağın en kuvvetlisi, okun en uzunu, zırhın en kalını olduğu gibi, savaş usullerini de en iyi şekilde biliyorlardı. Savaşırken dahi namazı kazaya bırakmıyorlardı.

Filistin için Fetih Sûresi okuyorlarmış. Bunun Filistin'e faydası olur amma, Fetih Sûresi'nin manasını anlamak Müslümanlar için daha faydalıdır.


HEKİMOĞLU İSMAİL
Zaman
03 Ocak 2009, Cumartesi

- Salı, Ocak 6, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Çözümün ilk şartı

Kategori: GÜNCEL

Çözümün ilk şartı

a.selim@zaman.com.tr

İsrail'in zulüm saldırıları devam ederken bir küçük haber yer aldı medyada: "Bağdat yakınlarındaki intihar bombası eyleminde 30 kişi hayatını kaybetti."

Eylemi yapanlar kim? Müslümanlar. Hayatını kaybedenler kim? Müslümanlar. Resim yahut herhangi bir çekim görüntüsü yok. Ahval-i âdiyeden sayılıyor! 30 kişinin içinde siviller, kadınlar, çocuklar yok mu? Tabii ki var. Eylem zaten halkın içinde, kalabalıklar ortasında yapılıyor. Bu eylemlerin tipik karakteri böyle. Çarşıda, sokakta, kalabalıklar içinde gerçekleştiriliyor. O Irak'ta her gün ortalama yüz kişi bu eylemlerde hayatını kaybediyor, ölenler de öldürülenler de Müslümanlar! Ve bu eylemlerin Amerika'ya kaybettirdiği pek bir şey yok. Nasıl yorumlanır bu durum? İsrail'in son vahşetinde 400 kişi hayatını kaybetti. Bu, Irak'taki bir haftalık Müslüman katli bilânçosundan daha az. Bunun insanî, İslamî, mantıkî açıklaması nedir? Irak'ta yaşananlara artık tepki gösterilmiyor, oradaki faciaların haber değeri bile kalmadı!

"Canım, oluyor işte; onlar başka" deyip geçmeliyiz! Sonra da, "İslamî ve insanî duyarlılık" adına ve samimiyetle, akılla, inandırıcılıkla değerlendirmeler yapıyor olma tutarlılığının ve ciddiyetinin sahibi olma iddiasını sürdürmeliyiz! Böyle mi davranacağız? Böyle bir İslamîlik, İslamcılık, yahut İslamî duyarlılık, aklî midir? İnsafla, akılla bağdaşmayan İslam'la bağdaşır mı?

Obama'nın seçilmesi, her yerde heyecanla, umutla, sevinçle karşılandı. Özellikle Müslümanlar bu gelişmeden büyük memnuniyet duydu. Amerika yine Amerika'ydı ama Obama bir Bush değildi. Bu bile daha mutlu olabilmek için önemli bir farklılık sebebiydi. Krizi atlatabilmek psikolojisinin bekleyiş yapısında dahi; Obama'nın göreve başlaması, olumlu bir motivasyon faktörü olarak önemli bir yer tutuyordu. "Bush yönetimi, zarurî olanları asgarî seviyede yapsın, asıl müdahale kredisini Obama kullansın ve etkili olsun" bekleyişi hâkimdi bütün dünyada. Ayrıca Türkiye de aktif bir döneme girmişti. Tam bu noktada Hamas çıkış yaptı ve "ateşkes dönemini kapatıyorum, tetiğe de basıyorum!" dedi.

"E canım, ne yapsınlar, sıkıntıları var, tepki ihtiyaçları var" yorumu bu noktada bir anlam taşıyor mu? "Zaten Hamas'ın füzeleri pek zarar verici değil" yorumu bir anlam taşıyor mu? Bir yerde, gökten yumruk kadar bir taşın düşmesi ihtimali olsa, oradaki insanlar panikler. Şimdi İstanbul'a öyle 4-5 tane taş düşecek deseler insanlar sokağa değil, balkona çıkmaktan çekinir.

Neyi hangi akılla nasıl planlıyorsun? Amacın ne? Filistin'de yaşamaya yaşamak denmez. Ekonomisi yok, iş yok güç yok, barınma-sağlık imkânları yok. İnsanlar hayattalar sadece, fakat yaşamıyorlar. Yardım eden de yok. Silah verirler, ekmek vermezler; para vermezler... Filistin yıllardır böyle, artık Irak da böyle... Oraların sokaklarındaki evlerindeki insanlar, hayattalar, fakat yaşamıyorlar. Hayatta olmak, gelecekte yaşama imkânının henüz var olması demektir. Yoğun bakımda olmak, komada olmak gibi...

Beni Hamas, Hizbullah, şu bu ilgilendirmiyor. Oralardaki o halk, oradaki insancıklar, oradaki evler aileler, anneler-babalar, çocuklar ilgilendiriyor. Ruh sakatı olmak, beden sakatı olmaktan daha kötüdür. Bombalar, silahlar, patlamalar, yıkıntılar, harabiyetler ortasında hayata dehşetle ve titreyerek bakan çocuklar... Kendinizi hiç onun yerine koydunuz mu? Yaşananların, "eylem" adı verilen işlerin asıl bedelini onların ödediğini hiç düşündünüz mü? Vaktiyle onlar gibi olduğumuz halde şimdi onları dikkate almayacak hale gelmemizin ne gibi bir anlam ifade ettiğini hiç düşündünüz mü?

Mesele'nin en dramatik yönü de burası. Ortadoğu insanı, normal düşünebilecek halde değil. O kısır döngünün içine girerek düşünmek mümkün değil. Amerika, Avrupa, bunu hiç değilse İsrail açısından düşünmelidir. İsrail'i yönetenler de normal insanlar değil; Batı onların anormalliğini hoşnut etmeye çalışarak bir yere varamaz.

Çözüm'ün ilk şartı; Ortadoğu'ya, onun içinden değil, dışarısından, normal'in ufkundan ve perspektifinden bakabilmektir. Obama'ya birileri bunu anlatmalı. Bunu birileri, Ortadoğu Müslümanlarına da anlatmalı.

- Pazar, Ocak 4, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Bu zulüm nereye kadar?

Kategori: GÜNCEL
Mehmet Doğan
tmehmetd@hotmail.com

Ticaret ehlince söylenen bir söz vardır: “Yıl var ayı besler, ay var yılı besler.”diye. Yani, bir yılda elde edilen kazanç, bazen bir ay yetmeyebilir. Bir ayda elde edilen kazançla da bazen bir yıl idare edilir.

Bu bakışla metafizik planda da benzer durumlar görmek mümkündür. Toplumları ayakta tutan güç, ahlak ve inançtır. Adil ve huzur içinde yaşanan bir aylık bir toplum hayatı, o topluma bir yıl yetecek mutluluk kaynağı olabilir. Tam aksine, bir günlük bir zulüm de bir toplumu yıllarca, asırlarca huzursuz edebilir.

Toplumlar, adaletle, doğrulukla ayakta dururlar. Aldatma ve zulümle de yıkılıp giderler. Zulmün ve yalanın yuvası olmaz. Alınan mazlumların ahı aheste aheste çıkar.

Zalim ve mazlumu ayırt etmek de önemlidir. Nice mazlum görünenler vardır ki, aslında zalimdirler, ama başka zalimlerce cezalandırılmaktadırlar. Mazlum kılıklı zalimler, kendi özlerine ihanet eden, sahip oldukları ahlaki değerlere uymayan, ahde vefa nedir bilmeyen, inançlarının gereğini yerine getirmeyen, dolayısıyla kendilerine zulmedenlerdir. Kendi kendilerinin zalimidirler. Bir başka zalim veya zalimler tarafından cezalandırılırlar.

Allah, zalimin intikamını zalimden alır, sonra da dönüp zalimi cezalandırır. Zalimler, Allah'ın intikam kılıncıdırlar.

Her mazlum, mutlaka derin bir nefs muhasebesi yapmalıdır. Ben bu zulme neden maruz kaldım? Nerede bir hata yaptım ki bu zulüm başıma geldi? Enine boyuna kendini hesaba çekmek zorundadır. Bu, bir fert de olabilir, bir toplum da. Muhasebe, murakabe ve tövbe kantarında tartılmadan, dönüşsüz tövbelerle yunmadan kul arınmaz, zulümden kurtulamaz.

Dünya bir zulüm topu haline geldi. Kan ve gözyaşı vadilerinde yuvarlanıp gidiyor. Zalimler bir avuç görünüyor, silahlı, teşkilatlı, korunaklı. Mazlumlarsa yığın yığın, ama silahsız, teşkilatsız, hamisiz, korunaksız.

Zalimler, her türlü maddi gücü ellerinde en verimli şekilde kullanıyor. Paranın, silahın, propagandanın ulaşmadığı, satın almadığı tek nokta bırakmak istemiyor, bırakmıyor. Elindeki gücü Firavun kadrosu büyücüleriyle öylesine mahirane kullanıyor ki, doğruyu eğri, eğriyi doğru gösteriyor, bütün dünyayı aldatıyor. Aldanmayanların da sesini soluğunu kesip duyulmasına mani oluyor. Zalimken, hem de en şedid, en şirret bir zalimken, mazlum postuna bürünüyor, mazlum gibi görünüyor.

Az, ama teşkilatlı zulüm kutbu, çok, ama dağınık hak ehli mazlum topluluklara galebe çalıyor. Mazlumlar, ne zaman, aralarında ittifak oluşturup, sahip oldukları maddi-manevi imkânları birliklerinin emrine amade kılarlar, zalimlere sundukları güçlerini geri çekerler, zalimin zulmüne ortak olmaktan vaz geçerler, birbirleri için olmayı inançlarının gereği görürler, gerçek tevhide ererler, işte o zaman zulmün gücü biter, günü yiter.

Zulmü bilerek veya bilmeyerek besleyen herkes zalimdir. Bilerek veya bilmeyerek zalime destek olan herkes zalimdir.

Müslümanlar, zulmün neresindeler? Öznesi midirler, yoksa nesnesi mi? Nesnesi gibi göründükleri yerlerde bile, yani mazlum gibi göründüklerinde bile, inanç, hak ve adalet aynasına çok, ama çok iyi bakmalıdırlar.

Birinci cihan harbi, Müslümanları ne hale getirdi? İkinci cihan harbi Müslümanları ne halde bıraktı? Bu savaşlardan, kimler karlı, kimler zararlı çıktı? Âlem-i İslam çapında bunun muhasebesi yapılmadı. Bu anlamda kurban bayramları, hac mevsimleri, kaybedilmiş en kıymetli zamanlardı. Allah'ın evinde, Allah'ın ailesi, bu zamanlarda hep kardeşleri Yusuf'u kuyuya atan Yakuboğulları gibi bir araya geldiler.

İkinci cihan harbi sonrası, Yakuboğullarının hasret ve kıtlık yılları gibi geçti, İslam ülkelerinin yılları. Baba Yakup, kalbinin sancılarıyla yaşarken, oğullar hep midelerinin sancılarıyla yaşadılar, midelerinin sevkiyle yaşadılar.

Kalb ve kafa mideye galebe çalmadan, mideyi emrine almadan, ruhun, ruhların kurtuluşu, zulmün defolup gidişi imkânsız görünüyor.

Çölün ortasında yuva yapmış, bir avuç kopra, sahipsiz civcivler gibi kendi vahalarında vakit dolduran dağınık, sahipsiz sürüleri birer birer oyalıyor, avlıyor. Bu zalim av, daha da devam edeceğe benziyor. Ta ki, birtakım civcivler, kartallaşıp, katmerleşip, keyfiyet ve kemiyet kutbunda birleşip Simurg gibi Zümrüdü Ankalaşıncaya kadar devam edeceğe benziyor.

Üçüncü bir cihan harbinin çanları mı çalıyor yoksa? Sürüp giden savaş sirenleri bu savaşın sesleri mi acaba? Menhus ruh, kopra ve engerek ittifakı bülbül avına mı çıkıyor? Ne demek bülbül avına mı çıkıyor; bülbülleri kafesten çıkarmıyor ki. Bülbüllere Gül aşkına büyük görevler düşüyor. Yusuflara, yurt aşkına, Yakup aşkına yekinmek, yükselmek, yol almak düşüyor. Yüce Yaratıcının rızası yolunda yeniden birlik ve beraberlik bayrağını, tevhid sancağını gönül gönül, gürül gürül kaldırmak, içinde tutuldukları kafesleri kırmak düşüyor.

İlmin, ahlakın, sanatın, savaşın hakkını tam verenler; bütün bunların üslerini dünyanın dört bir yanında, münevverleri, sanatçıları, siyasetçileri, kısaca bütün aydın kadrosuyla yükseltenler, Allah'ın ailesini sevgi, şefkat, merhamet ve dostlukla kucaklayıp toplayanlar, el ele tutuşturup kucaklaştıranlar, dünyanın kanını ve gözyaşını dindirecek, yıkılan, harab edilen dünyayı yeniden onaracak olanlardır.

Mazlum ülkelerin kafa ve kalb güçleri, vahdet-i ruhiyelerini bulmadıkça bu zulüm devam eder. Ne zaman, bu güç, bir hac mevsiminde asıl evine dönüp pişmanlık gözyaşlarıyla dönülmez tövbeye yönelir, zemzemle yunup arınır, lazer topu gibi dünyanın zulüm urunun merkezine iner, işte o zaman Allah'ın izniyle zulüm geberir. Adalet yeniden göverir. İnsanlık yeniden dirilir.

- Pazar, Ocak 4, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Medyamızdaki “İsrail Ne Der?” Lobisi

Kategori: GÜNCEL

Tamer Korkmaz
tkorkmaz@yenisafak.com.tr

İsrail, Erdoğan'ın son çıkışlarından rahatsızmış… Erdoğan'ın ciddiye alınmadığını İsrail basınında görmek mümkünmüş…

Radikal Arapları desteklemek Türkiye'nin işi miymiş?

Başbakan'ın İsrail'e yönelik öfke dolu sözleri Türkiye'nin pozisyonuna zarar vermiş…

*

Bütün bunlar, medyamızdaki “İsrail ne der?” lobisinin sızlanmaları…

“İliştirilmişler Cephesi”nin misyonu, Türkiye kamuoyunu İsrail-ABD politikaları bağlamında efsunlamaktır.

Güncel amaçları, dolaylı yoldan zihinleri İsrail'in uyguladığı terör yöntemlerinin “haklı gerekçelere dayandığı” hurafesine uyumlu hale getirmektir.

Medyamızdaki İsrail yanlısı yorumcular, Ankara'nın Ortadoğu'da lokomotif güç konumunu kazanıp arabuluculuk yapar hale gelmiş olmasından müthiş rahatsızlık duyan simalardır.

Erdoğan'ın son Ortadoğu ziyaretini hedef tahtasına oturtmuş olmaları da bundan dolayıdır.

Başbakan'ın İsrail'e 'hafif' yollu itirazı bile iliştirilmiş takımını öfkelendirmeye yetti.

“İliştirilmişler” yıllar yılı “İsrail'e daima boyun eğen, otomatik olarak İsrail'le uyumlu politikalar izlemeye ayarlanmış bir Türkiye”ye alışmışlardı.

Son dönemde bölgemizde “hiç görülmemiş gelişmeler” yaşanmaya başlanması, ABD'nin başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu'da gardının düşmesi, İsrail'in 2006'da Lübnan'da Hizbullah'a yenilmesi -malum lobiyi fena sarstı.

*

İsrail basınında çıkan bir yazıda “Arabuluculuk iddiasındaki Erdoğan Ortadoğu turunda neden İsrail'e gelmiyor?” diye soruluyormuş…

O yazıda -İsrail hükümetine dayanılarak- cevabı da şöyle veriliyormuş:

“Gelmiyor, çünkü elinde herhangi bir somut öneri yok!”

Medyamızda İsrail hesabına yorum yapanlardan birisi, “İsrail hükümeti/basını Erdoğan'ı ciddi almıyor” demek için öne çıkarıyor, bu alıntıyı…

Bizim de bir sorumuz var:

“İsrail basını, Olmert'in (Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapan) Türkiye'nin barış çabalarını -yalan rüzgarına dayalı son ziyaretinin ardından hançerlemesi hakkında ne düşünüyor, acaba?”

İsrail, Türkiye'nin arabuluculuğunu hançerleyecek; sonrasında ise “Arabuluculuk iddiasındaki Türkiye Başbakanı neden İsrail'i ziyaret etmiyor?” diye İsrail Basını ile 'İçimizdeki İsrailciler' hep birlikte laf vuracaklar?

Ne ala “kirli” propaganda!

*

Türkiye, İsrail'e (Başbakan'ın son çıkışındaki gibi) sınırlı değil; sıkı bir tavır koymak durumundadır.

“Hamas füze attığı için Gazze'yi vurduk” hikayesine dayalı “Devlet Terörü”ne karşı -Türkiye ve bölgedeki belli başlı ülkelerce ciddi uyarılar yapılamadığı/gerekli irade ortaya konulamadığı taktirde İsrail'in vahşeti sürer.

 

 

 

 

- Pazar, Ocak 4, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


vahsete tepkiler

Kategori: GÜNCEL

İsrailoğulları'nın kaderi

h.ozturk@zaman.com.tr

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği hava saldırısı her şeyi altüst etti. İşaretler kara harekatının da başlayacağını gösteriyor. Bölgeden gelen haberler dakikaların bile önemli olduğunu, katliamın akıl almaz boyutlara ulaşmadan durdurulması gerektiğini gösteriyor.

Ne var ki, İsrail uluslararası konjonktürün verdiği fırsatı değerlendirerek güç gösterisi yapmak istiyor. Bu durum sürpriz değil, yeni bir şey de değil; neticesi de meçhul değil. Fatura kabarık olabilir ama sonuç bellidir. Tarihî tecrübeye bakmak bu konuda fazlasıyla fikir verir.İsrail Hz. Yakub'un ismi olduğu için onun neslinden gelenlere İsrailoğulları deniliyor. İsrailoğulları, ölsün diye kardeşleri Yusuf'u kuyuya atmaktan çekinmemişlerdi. Ölmediğini öğrenince onu kervancılara satıp Mısır'a göndermişler, babalarının üzüntüden gözlerini kaybetmesine rağmen özür dileyerek yanlıştan dönme yolunu seçmemişlerdi.

Hz. Yusuf, Mısır hazinelerinin başına geçtikten sonra kardeşleriyle karşılaşmış, onların huyunu çok iyi bildiği için konuşmayı değil, kardeşi Bünyamin'in çuvalına, altından bir su tası koyarak hırsız durumuna düşürme yolunu denedi. Aksi takdirde yine bir kısım yalanlarla babalarını oyalama yolunu seçebilirlerdi. Hz. Yusuf güzel bir siyasetle onları huzuruna getirtti ve tüm aile efradının huzurunda kimliğini açıkladı. İşte o zaman mecbur kalıp "Yemin olsun ki, Allah seni bizlere tercih edip üstün kıldı." diyebildiler.

Hz. Yusuf'un ardından onun güzel ahlakı, insanlara sunduğu basiretli yönetim tarzıyla oluşturduğu imajı yerle bir edip, Mısırlıların hışmını üzerlerine çekecek işler karıştırdılar. Sonunda öyle kötü bir konuma düştüler ki, erkek çocukları öldürülür, kız çocukları ise istismar edilirdi. Onlar azabın en alçaltıcısını yaşarken aynı kavmin bir ferdi olan Karun, ulaşılmaz servetiyle zalimlerin sofrasından ayrılmıyordu. Firavunların zulmü gayretullaha dokunacak seviyeye ulaşınca Allah (cc) Hz. Musa'yı gönderdi. Vazife çok açıktı: İsrailoğulları'nı al ve Mısır'dan çıkar.

Mısır'dan çıktılar; zulümden kurtuldular ama sızlanmayı bırakmadılar. İçlerinden çıkan Samiri isimli birisi altından bir buzağı heykeli yaparak "Bakın Musa'nın ilahı -haşa- işte bu, giderken onu götürmeyi unuttu." diyebildi ve Hz. Harun'un bütün gayretlerine rağmen diğerleri de ona inandılar. Sonunda lanetlenip, çöllerde süründüler. Cenab-ı Mevla merhamet edip, Hz. Davut ve Hz. Süleyman eliyle onları zilletten kurtarıp izzete kavuşturdu. Muhteşem bir medeniyetin sahibi kıldı. Buna rağmen değişen bir şey olmadı. Onlar Hz. Süleyman'ın ulaştığı kuvvet ve kudreti onun Belkıs'a uyguladığı muhteşem yöntemlerin yerine koyup, talan ettiler. Sonunda yurtlarından sürülüp vatansız kaldılar. Gittikleri yerlerin hepsinde aynı akıbetlere maruz kalıp, horlandı, hakaret gördüler.

Çünkü rahat durmuyor, dip dedelerinin Hz. Yakub'a yaptığı şeylerin benzerlerini gittikleri yerlerde tekrarlıyorlardı. Mesela, Medine civarında üç tane Yahudi kabilesi vardı ve onların desiselerinden dolayı akraba olmalarına rağmen Evs ve Hazreç kabileleri birbirine düşmekten kurtulamazdı. Ne zaman ki, Hz. Peygamber Medine'ye hicret etti, Evs ve Hazreç arasındaki kavga o zaman bitti, Yahudilerle anlaşmalar yapıldı. Fakat onlar yine rahat duramadılar. Münafıkları örgütledi, Hz. Peygamber'e suikast düzenledi ve müşriklerle ittifaklar kurdular. Böylece Medine civarından da hor ve hakir olarak ayrıldılar. Halbuki, Abdullah b. Selam (ra) da onlardan birisiydi ve alim bir insandı. Hz. Peygamber'i görür görmez "Bu yüzde yalan yok" diyerek iman etmişti. Fakat onu da yalanlamış, eğrilerini doğru göstermekten vazgeçmemişlerdi.

Şimdi yeniden güçlendiler. 1948 yılında devletlerini kurdular. Bilime, teknolojiye, paraya hükmeden birinci kuvvet oldular. Ama çevreleriyle uyumlu yaşamanın yolunu bulamadılar. Hamas'ın sapan taşından farksız roketlerine en ağır silahlarla mukabelede bulundular. Sivillerin katline, masumların kanlarının akmasına sebep oldular. Halbuki, imkan ve kapasitelerini Hz. Süleyman gibi değerlendirebilirlerdi; olmadı. Kaba kuvveti seçtiler. Türkiye'nin barış girişimlerini baltalayıp, bölgeyi savaş durumuna getirdiler. Bakalım kader nakışlarını nasıl örecek? "Tarihi tekerrürler devr-i daimi" nasıl tecelli edecek?

- Pazar, Ocak 4, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


KURBAN BAYRAMI

Kategori: GÜNCEL
Ayet Hacc, 22/37  

 

 Zengin ve fakirlerin birbirleriyle kaynaşmalarına ve bayram boyunca fakir ve yetimlerin sevinmelerine vesile olur. Kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutup, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkı sağlar. Ekonomik hayatı canlandırır. Ayrıca dünyanın değişik bölgelerinden dilleri, renkleri ve ırkları farklı olan milyonlarca Müslüman’ın haccetmek niyetiyle bir araya gelerek Hac ibadetini bu günlerde yapıyor olmaları da Kurbana ve Kurban Bayramına farklı bir anlam ve mana yükler.

Değerli Kardeşlerim!

Bayramlar, sevinçlerin paylaşıldığı, kalplerin yumuşadığı, akraba ve komşuların ziyaret edildiği, yetimlerin sevindirildiği, misafirlerin ağırlandığı mutluluk, sevinç ve ibadet günleridir. Bu nedenle geliniz hep birlikte sevgi, yardımlaşma ve dayanışma günü olan bu Kurban Bayram günlerinde; ana-babalarımızı, akrabalarımızı, yaşlıları, kimsesizleri, eş, dost ve komşularımızı ziyaret edip bayramlarını tebrik edelim. Varsa aramızdaki dargınlıklara, küskünlüklere son verelim. Kendi çocuklarımızı sevindirirken; boynu bükük yetimleri, çocuklarına bayram hediyesi alamayan yoksulları, hatta ekmek parası bile bulamayan fakirleri unutmayalım. Keseceğimiz kurbanların etlerinden fakir ve yetimlere dağıtalım. Bu arada ahirete göç etmiş olan yakınlarımızı ve bütün Müslümanları da hayırlarla ve fatihalarla analım.

Kurbanlarımızı yalnızca Allah rızası için keselim. Kesim işlemini kurbanlıklara eziyet etmeden gerçekleştirelim. Ehil olmayan kimselere kurban kestirmeyelim. Çevre temizliğine ve halk sağlığına duyarlılık göstererek kurban atıklarını gelişigüzel yerlere atmayalım. Keseceğimiz kurbanlarla birlikte; bizi Allah’a hakkıyla kulluktan alıkoyan nefsimizin kötü arzu ve isteklerini de kontrol altına alalım. İslâm’ın temel ahlâkî prensipleriyle bağdaşmayan söz ve davranışlara hayatımızda asla yer vermeyelim. Arefe günü sabah namazından başlayan ve bayramın dördüncü günü ikindi namazında son bulacak olan teşrik tekbirlerini, her farz namazın sonunda getirmeyi de unutmayalım.

Bu duygu ve temennilerle Kurban Bayramınızı gönülden tebrik ediyor; Yüce Rabbimden bu bayramın bize, ülkemize, İslâm âlemine ve tüm insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini niyaz ediyor, hayırlı bayramlar diliyorum.


[1] Bkz. Hac, 22/32-36.
[2]
Tirmizî, Edâhî, 1.

 

 

 

Aziz Müminler!

Müslümanlık bilincimizi yenileyen, millet olma irademizi canlı tutan; birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımızı pekiştiren, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan Kurban Bayramına bizleri yeniden kavuşturduğu için, Yüce Rabbimize hamd ediyor, Sevgili Peygamberimize salât ve selamlarımızı arz ediyoruz.

Muhterem Kardeşlerim!

Kurban ibadeti, Kur’an-ı Kerim’de ilahi simge ve dini sembollerden biri olarak ifade edilmekte, kurban kesme işlemi başlı başına bir kulluk davranışı olarak öngörülmektedir.[1] Bu bakımdan Kurban Bayramında; bayram namazından sonra kurban kesmek, dini bir görevdir. Mukim ve zengin olan her Müslüman Allah’a yakın olmak ve Onun sevgisini kazanmak niyetiyle kurban kesmelidir. Yüce Rabbimiz Kevser Suresinin ikinci ayetinde; “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyurmuş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de; “Âdemoğlu, kurban bayramı günlerinde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz”[2] hadis-i şerifi ile bu ibadetin önemini vurgulamışlardır.  Hac Suresinin 37. ayetinde ise; “Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Lakin ona ulaşan yalnızca sizin takvanızdır..” buyrularak her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de samimi olmanın ve yalnızca Allah’ın rızasını gözetmenin ne kadar büyük bir önem arz ettiği özellikle belirtilmiştir. 

Saygıdeğer Müminler!

Kurban ibadeti; kişiye, gerektiğinde malını ve canını Allah yolunda feda edebilme bilincini ve servetini başkalarıyla paylaşabilme ahlâkını kazandırır; onu cimrilik hastalığından, dünya malına aşırı derecede tutkunluktan kurtarır.

- Cuma, Aralık 5, 2008 - yorum {0} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
güzel bir forum adresi.... www.nurforum.org/forum/index.php
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet
Avrupa
Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
  • -DESTEK
  • -Dingorevlisi
  • -DuaDemeti
  • -GULLERIN-EFENDISI
  • -hutbeornekleri-hutbedualari
  • -ilmihal
  • -KUTLU-DOGUM
  • -NAMAZ
  • -Yorum-Makaleler
  • ALLAH
  • Almanca
  • Anne
  • BASIN
  • baziilgicekendinibilgiler
  • canakkale
  • Cocuk
  • Diyanet_Hac_Sorulari
  • DiyanetSinavSorulari
  • genc kalemler
  • GÜNCEL
  • hadis
  • HATIM
  • HikayeAlintilari
  • hurafe
  • ibretler
  • IZLE-DINLE
  • Kulakveriniz
  • kuranikerim
  • linkler
  • MERAK-ETTIKLERINIZ
  • Millilerimiz
  • NE-GUZEL
  • ney
  • piyes
  • RAMAZANVEKADIRGECESI
  • SAHABE
  • siir
  • tarih
  • TERIMLER
  • YARDIM
  • YazKuranKursu
  • Son Yazılar
    - Asıl değişen sizin kalbiniz
    - Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek
    - YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
    - etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
    - Ramazan Bayramı Mesajı
    - KADİR GECESİ MESAJI
    - DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
    - 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
    - 3 ay yaz tatiline girilmistir
    - Üç Aylar ve Regâip Kandili
    - Na't-ı Şerîf
    - Gel Uyan Gecelerde
    - Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
    - Canlara Cânân Diye Sevdim
    - İlâhi
    - Yoga ve Düşündürdükleri
    - Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
    - diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
    - VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
    - Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
    - DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
    - katliama tepki
    - Diyanet
    - Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
    - mardindeki katliam