Salevat-i serifeyi unutma

Salı, Mayıs 20, 2008 - Selâm olsun sana ey Nebî!

Dr.Ömer YILMAZ

Din isleri Yüksek Kurulu Uzmani

Diyanet Avrupa Dergisi 2008-nisan

 

Selâm olsun sana ey Nebî!

Dünyaya gözlerimi açtığım zaman daha anne-baba bile demesini öğrenmeden, benim gönlüme ilk nakşedilen söz senin adın olmuştu…

Sağ kulağıma ezan, sol kulağıma kâmet okunarak ismim konmuştu…

İçinde yaşadığın toplum sözlerine başlarken, “Annem babam sana feda olsun yâ Rasûlallah" derlerdi. Biz de sana anne-baba değil,

can kurbandır, can fedâdır ey Nebî!...

O yüzden Yunus (ö.1321)’un dizeleri bizim merâmımızın ifadesidir ey  Nebî!...

 

“Canım kurban olsun Senin yoluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Gel şefâat eyle kemter kuluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed."

 

Gönül dostu Hz. Mevlânâ (ö.1273)’nın ayağının türabı olmayı istediği

sevda, bizim sevdamızdır ey Nebî!...

 

“Men bende-i Kur’ânem, eğer cân dârem

Men hâki reh-i Muhammed Muhtârem."

 

Mevlit müellifimiz Bursalı Süleyman Çelebi (ö.1422)’nin övgüsü, aslında bizim övgümüzdür ey Nebî!...

“Merhaba ey padişahı dû-cihan

Senin için oldu kevn ile mekân

Ermedi evvel gelen bu devlete

Kimse layık olmadı bu rif’ate."

Su Kasidesi şairi Fuzuli (ö. 1556)’nin aşkı bizim aşkımızdır ey Nebî!...

 

“Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma,

Cân nedir kim ânı kurban etmeyem cânânıma,

Cân ile bizden eğer hoşnud ola cânânımız,

Câna minnettir onun kurbanı olsun canımız."

 

Urfalı Şair Nabî (ö. 1712)’nin seni methet-

medeki acziyeti, bizim itirafımızdır ey Nebî!...

“Sen ki Hâtem-i Enbiyâ, Sen ki Fahr-i âlem,

Mümkün müdür gül çehreni vasfeylesin kalem."

 

Şeyh Galib (ö. 1799)’in dünyaya teşrifinle

duyduğu sevinç bizim sevincimizdir ey Nebî!...

“Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammedsin Efendim.

Hak’tan bize bir Sultan-ı Müeyyedsin Efendim."

 

Milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy

(ö.1936)’un feryâdı, bizim feryadımızdır ey Nebî!..

“Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed

Aylar bize hep muharrem oldu!"

 

Kayserili Yaman Dede (ö. 1963) hep benim,bizim derdimize tercümandır ey Nebî!...

 

“Gönül hun oldu şevkinden boyandım yâ Rasûlallâh!

Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Rasûlallâh!

Ezel bezminde bir dinmez figandım yâ Rasûlallâh!

Cemâlinle ferah-nâk et ki, yandım yâ Rasûlallâh!"

 

Erzurumlu Ömer N. Bilmen (ö. 1971)’in senden şefaat talebi, bizim talebimizdir ey Nebî!...

“Günahkârım, peşîman bir kulum, gayet perîşanım,

Niyaz etmekteyim senden şefaat ya Rasûlallah

 

Bayrak şairi Arif Nihat Asya (ö. 1975)’nın sana olan hasreti, bizim hasretimizdir ey Nebî!..

“Şimdi Seni ananlar / Arıyor ağlar gibi.../ Ey yetimler yetimi / Ey garipler garibi! / Düşkünlerin kanadıydın / Yoksulların sahibi; / Nerde kaldın ey Rasûl, / Nerde kaldın ey Nebî."

 

Medine’yi mesken tutmuş Konyalı Ali Ulvi Kurucu (ö. 2002)’nun sana olan hayranlığı hepimizin hayranlığıdır ey Nebî!...

 

“Gönlüm sana âşık, sana hayrandır Efendim

Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim."

 

Hülâsa sana âşık, ismi bilinmeyen nice şairlerin rüzgardan medet umarak, göndermek istedikleri selâmlar aslında bizim selâmlarımız

dı ey Nebî!...

 

“Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun semt-i Harameyne,

Selâmım arzeyle Rasûlu’s-sakaleyne!"

 

Güzel sesli müezzinlerimiz, göklere boy veren lâle misali minarelerimizden kutsal gün ve

gecelerde sana seslendi ey Nebî!...

 

“Es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ Rasûlalallah

Es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ Habîballah."

 

Sana olan sevgimizi ızhar için şiirlerle, övgülerle adına nice eserler oluşturduk…

Sîret-i Nebîler, Mi’râcnâmeler, Hicretnâmeler, Gazavât-ı Nebîler, Mevlîdler, Hilyeler, Kırk Hadisler…

Ülkemizi türbeleriyle süsleyen sayısız Muhammed aşıklarını yetiştirdik…

Mevlânâ’lar, Hacı Bektaş’lar, Hacı Bayram’lar, Fuzûlî’ler, Nâbî’ler, Niyâzî’ler, Gâlib’ler…

Seni anmak, sana olan bağlılığımızı bildirmek için bazı günler tertip ettik...

Mevlid-i şerifler, kandiller, kutlu doğumlar…

Ramazan akşamlarını, teravih namazlarımızı hep seninle süsledik!

Na’t-ı şerifler, tevşîh, salâ, salât ve salât-I ümmiyeler getirdik…

Kutsal yolculuğa çıkan bağrı yanık, gözü yaşlı hacılarımızla birlikte törenler tertip ettik…

Hacca gidenlerimizle sana selâmlar gönderdik, dönenlere hep seni sorduk ey Nebî!...

Sen Hâtemü’l Enbiyâ, Sen Muhammed Mustafa’sın!...

Sen kâinatın gülü, biz ise etrafında halkalanmış nâlân bülbülleriz ey Nebî!...

Aşıklar senin için yanar, sadıklar senin için ağlardı,

Sen Allah’ın bize bir rahmeti, Sen Muhammed’ül Emin’sin ey Nebî! …

Sen Fahr-i Âlem, Habîb-i Ekrem ve Nebîyyi Muhteremsin…

Nurunla kâinâtı aydınlatansın ey Nebî!…

Sen Nübüvvetin mührü, Muhammed’sin,Mustafa’sın, Ahmed-i Mahmud’sun…

Sen Server-i Enbiyâ, Habib-i Kibriyâsın ey Nebî!...

Âlem-i risâletin şems-i nehâri ve bâğ-ı nübüvvetin verd-i bahârısın …

Aynü’l-a’yân ve nûru’l-ekvân ve habîbü Yezdânsın ey Nebî!...

Efdalü külli mevlûd ve ekmelü külli mevcûd olan yine sensin ey Nebî!...

Yusuf’un güzelliği, Süleyman’ın mülkü, Musa’nın mucizesi, İsa’nın müjdesi sensin...

Sen hayrülbeşer’sin ey Nebî!..

Ehl-i Hakk’a ilhâm, yetimlere şefkat eli, misafirlere yoldaş, kölelere ihvân, dertlilere devâ, mücrimlere şefaatsın ey Nebî!...

Can sensin, cânan sensin, Nebîyy-i muhtâr olan âdem yine sensin…

Selâm sana efendim, selâm sana sultanım!...

Feda olsun yolunda, kurban olsun canım…

Salât ve selâm, milyonlarca ihtiram sana,sana olsun ey Nebî!

----

Hata varsa lütfen uyari yapiniz

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Mayıs 18, 2008 - Sizi Bekliyorlar Efendim



Bir kış hikâyesiydi buruk satırlarla ağlayan
Kırık bir mızrap sesiydi, ilk duyulan
Hep.. önce.. gül ağlardı.
Güller.. önce ağlardı zaten..
Oydu önce hissedeni tüm savruluşların
Onun damlasıyla ağlardı onun çocukları,
onun damlalarıyla yıkanırdı onun çocukları.
Yine öyle damladı bir Mart soğuğuna
Yutkundu önce gül, tutuştu güller savruluşu
Ağladı titreşen kalbiyle gül, yumdu filize duran başaklarını.
Oysa 'altın çağında'ydı zümrüt yeşili yarımada..
Gerçeğini andırıyordu her şey yalancı şafağın
Ama her nûrun kaderindeydi karanlıkla boğuşmak…
Nura nazar değmiş, derinliklerse mühletine ermişti…
Karanlıkta yankılanan kahkahalar, yokluk surlarıydı onların
Yoktu çünkü derinlerde yaşayanlara göklerin nazarı,
onlar için yoktu dudağı büzülen bir gönül, merhamet sunan bir sine.
Zaten derinliklerde ışık ve güneş özlemi aramak da neyin nesi?
Hep.. önce.. gül ağlardı.
Güller.. önce ağlardı zaten..
Oydu önce hissedeni tüm savruluşların
Onun damlasıyla ağlardı onun çocukları…
Güneş de ağladı olanlara her şebnemiyle
Utandı kara bulutlarını perde ederek
Çekti ürperen elini şu öksüzler diyarından…
Ve gökler aldı sizi içimizden bir mart sabahı, ta uzaklara...
Gözyaşlarınızla rahmet olduğunuz nemli topraklardan
Bizle kalakalansa uğuldayan sesleriydi derinliklerin…
derindekilerin…
gözsüz karanlıkların...
Yeryüzü çocuklarını kıskanırdı
Kıskanırdı çocuklarını yeryüzü,
Çok kıskançtı yeryüzü
Ellettirmezdi kimseye, titrerdi üzerlerine..
Ağırdı bedeli gülleri küstürmenin.
Soluk yüzlü, al kanatlı gök habercilerindeydi sıra
Artık yeryüzü de mühletine ermişti.
kavrularak iğrendi,
hışımla kükredi gecenin öfkeli koynunda.
Ve bunlara tükürdü...
Ve bunlara tükürdü ürperten sayhasıyla…
Ağırdı bedeli gülleri küstürmenin
Ağırdı bedeli gülleri elletmenin
Ağırdı bedeli Mesihî müjdenin
Fakat bunun ızdırabını çekmek de yine size düştü yalnızlığın soğukluğunda,
kalabalık yalnızlığınızda
Ama güllere al yaraşır, al yaşlar yakışır ikindi gurbetinde
yorgun yaşlarla kan ağlarken dünya…
Tek teselliydi kanlanan gözlerinizde
en güzel deseniyle bahar, en vuslat türküsüyle ikindi
Ve ağlar hâlâ güller eşliğinde gökler,
şafak mûsıkîsine, geceler boyu
kanlı gözleriyle secdeden doğrulan,
gözleri göklere çivili,
seher yiğitlerine
kuytu gurbet serinliklerde…
Va ağlar hâlâ güller eşliğinde gökler,
şafak mûsıkîsine, geceler boyu
Ne olur, üzülmeyin efendim!
Yüz binlerin sessizliği sizi yanıltmasın!
Bu diyarın kutlu sakinleri sizle konulan engeller olmasaydı,
temiz gönülleriyle uçacak kuşatacaklardı ahşap konağınızın bahçesini...
Ve dantel durusu gönülleriyle mendil olacaklardı yaşlı gözlerinize,
vefa tutkunu gönlünüze
Kalpsizliğimle bir kere daha utanacaktım bıraktığınız kalp mirasçılarından...
Derinliklerin haykırışı onları alabildiğine rencide etti.
Ama binler, yüz binler kalp kaymadı, sarsılmadı, geriye bakmadı...
Önemli olan da bu değil miydi,
Sizi sevme liyakatı değil miydi,
Yaratanca sevilmeyenlere sizi sevdirmemek?
Zehirli sarmaşıklardı çünkü bahçenize doluşan,
yasaklı nazarlardı size bakan,
kırağı mühürlü kaderlerdi karışan, gün yüzler sofrasına..
Ve göklerin takdiri geldi, ayrılması safların net ve berrakça
Su masumiyetinin; kan ve irin kusmuğundan…
Artık güneş yok bu öksüz beldede
ama hasretle korlaşan güneşçiklerinizle aydınlanıyor ufuklarımız...
Sense ağla Buhara, sen kan ağla Semerkant
Yetim Endülüs, mahzun Belgrat, talihsiz Viyana
Ey Tarık kokulu beldeler!
Ey Ukbe yitiği Atlantik kıyıları!
Siz de ağlayın yaslı dalgalarıyla doğu Pasifik’in
Yeni güneşler bekleyin ümit ezgili ufuklardan
Sade, selam gönderin deniz yolcusu kuşlarla
yeni başlangıcına
gül yaprakları dizili enlemlerin
altınla çizili boylamların
Anneler size dua ediyor
bağrına basabildiği, saygı görebildiği yavruları için...
Aydınlanan kalpler size dua ediyor, ışığınız için...
Tarih size minnetdar onardığı burçlarıyla...
Bayrak size dua ediyor, terinizle canlanan renkleriyle
Sarısı kırmızısıyla; kırmızısı beyazıyla...
Ve mezarlıklar gıpta ve kıskançlıkla bakıyorlar yaklaşan güneş şölenine...
Olsun! Kalpler sizle çarptıktan sonra ölülerin ne önemi var ki?
Ay çehreli delikanlılar, gül ışıltısı genç kızlar
Örtüsü gönlünde öğretmenler, örtüleriyle Meryemler, Meryem anneler...
Yiğit babalar, ağzı dualı anneanneler, babaanneler... binler, milyonlar...
göklere uzanan kementler ellerinde,
ölesiye şafağa asılıyorlar terli bilekleriyle…
Onlar sizle olduktan sonra karanlığın, derinliklerin
Alı, kırı, moru; Biri, ikisi, üçü ne ehemmiyeti var ki?
Köşelere ağ atmış, mazgallara tutunmuş holiganlarından kime ne?
Güneş sahibince beslenmeseydi onların karanlık ruhları onu bile karartırdı...
Karanlığın hayâli bile bu satırları karartırken onları anmaya değer miydi?
Bugün varlar... çoklar... yarınsa yoklar...
Ne yer ne de gök ağlamayacak onların yokluklarına
Gidişlerine üzülecek kimseleri de yok,
Sevgisizlikten büyük ceza olmadığını da Sizden öğrendik efendim?
Oysa, sinenizi aydınlık kaçkınlarına da açmıştınız,
Onları da kuşatmıştı gönlünüz.
Nerden bilecektiniz tavus renk kargaları,
kelebek boyalı yarasaları,
ankaca dolaşan gulyabanileri…
Ne olur onlara siz de üzülmeyin Efendim!
Yüz binler kalp size feda, sizden gelen aydınlığa feda ve sizinle …
'Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler vesaireler'
Hatırladıkça gözyaşlarıyla ‘’Onun kardeşleri sizin arkadaşlarınız’’

Onlara yemin olsun
Başları Nil’le secdeli Everest’le doğrulu
Ana mektubuyla bağrı dağlı, başı dalgın
Tanrı dağında devleşip gökyüzünü kucaklayanlara
Fatih’in terkisinde, Yavuz’la omuz omuza,
Neretva’ya Mostar; Volga’ya âsâ olanlara
Büyüksahra’ya yağmur, Sibirya’ya güneş taşıyanlara
Gökkuşaklı seher soluklulara
Bir şafak, kurak steplere çağlayan
Bir akşam Hint güneşiyle gökleşen
Zencibar’da ellerini kaldırıp,
Kandahar’da hüzünle inleyenlere
Gökkuşağı kurucularına Nahcıvan’ın, Almatı’nın, Tuva’nın,
Tiran’nın Nairobi’nin ve Petersburg’un…
Vatan toprağını bayrak bayrak taşıyan
Başları sarp dağlar gibi dik
Gül yazgılı gök çocuklarına
Yıldız avcısı gökyüzlü kudsilere
Hatırladıkça gözyaşlarıyla ‘’Onun kardeşlerine
sizin arkadaşlarınıza’’

Onlara yemin olsun

Evet hepsinin gözleri ufuklarda...
Batıdan doğacak Güneşi bekliyorlar kol kola,
Ellerinde terle filizlenmiş, duayla doğrulmuş mesihrenk çiçekler,
gözlerinde özlem ve vefa gözyaşları


Veysel AYHAN  eser sahibidir

tesekkür ederiz

                                                   SENİN GİBİ OLMALI

 

 

Seni seven, senin gibi olmalı.
Ve senin gibi sultânım, Allah’a kul olmalı.
Namaz, gözünün nuru...
Sen namaz için mihrâba yaklaşınca,
Yüz yirmi dört bin peygamber geçer sağına,
Solunda Ashâb-ı güzîn
Ve saf saf melekler...
Sonra milyonlarca veli
Edeple ardına geçer.
Müminler sıra sıra...
Canlı cansız tüm varlık...
Sen namazdasın
Ve kainat ardında...
Uzanır öpülesi ellerin.
O nurlu ellerin
Rahmân’ın dergâhına uzanır.
İsteyen sensin; veren Allah!
İste sen,
“Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.”
Sen iste ki
Allah’a yakarışın yüreklerimizi yaksın
Sen iste ki,
Âlemler sesini sesine katsın;
“Ver, ne olur Allah’ım!
Habib’in ne istiyorsa bize de ver Allah’ım!”

 

Seni seven, senin gibi olmalı

Senin gibi sultanım, Yiğit olmalı

Hani geceydi,Medine’de bir geceydi,

Karanlığın bile  kanını donduran

Bir ses duydu insanlar!

O sesin ürpertisini ancak duyanlar anlar.

Medine halkı korkuyla sokaklarda

Herkes sesin geldiği yöne doğru bakar da

Bir adım bile atamaz.

Ebubekir de atamaz

Ömer de Ali de…

Ve işte tam o an

Sen çıkarsın karanlıklardan

Sesin geldiği yerdesin

Beyaz bir atın üzerindesin

Boynunda kılıcın

Endişe edecek bir şey yok dersin

Sahabeye göre sen

Yiğit üstü yiğittin

Ali’ye göre sen yiğitler üstü yiğit

Öyle diyor velilerin babası

Savaşlarda Hazreti Peygamber kadar

Düşmana yaklaşan bir kimse bulunmazdı

 

 

Bir çok defa başımız sıkıntıya girince,

Ve dağılınca ordu bir adım bile gerilemezdi O

Atı düşmana yaklaşırken

O’nun sesi yükselirdi

Nereye kaçıyorsunuz!

Ben Allah’ın Resuluyüm

Abdülmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammedim

Sen yiğit üstü yiğittin

 

Seni seven senin gibi olmalı

Ve senin gibi sultanım

Cömert olmalı

Sen halkın faydalanması için

Esip duran rüzgardan daha cömerttin

Dünyalık bir şey istense senden

Asla olmaz demezdin

Çünkü sen infakla emrolunmuştun

Yoksulluktan korkmazdın

Kim bilir kaç geceyi aç olarak geçirdin

İsteseydin dağlar yürürdü yanında

İsteseydin sana cennet sofraları açardı Hz. Meryem

Sen isteseydin

Ebu Talip’in sofrası gibi

Senin uzanmadığın yemeğe hiç kimse uzanmazdı

Senin oturmadığın sofralara

Oturmazdı hiç kimse

Ama sen kim bilir kaç gece

Açlığından uyuyamadın

Çünkü sen öylesine cömerttin

Bir gün Bilal’in evini şereflendirmiştin

Bilal odanın bir köşesinde hurma biriktirmişti

Bu nedir diye sormuştun ona

Hurmadır Ya Resulallah !

Senin misafirlerin için saklıyorum demişti.

Ve sen konuştun sonra

Ve öyle bir konuştun ki

Sesin dalga dalga, asırlara çarpa çarpa

Bilallere ulaştı

İnfak et Bilal infak et!

Arşın Rabbi eksiltir diye korkma!

Sen cömert üstü cömerttin

 

Seni seven senin gibi olmalı

Senin gibi Sultanım

Ümmetine düşkün olmalı

Ümmeti diye doğdun

Kendi nefislerimizden bir Rasuldün

Günah işlememiz hep güç geldi sana

Bize pek düşkün

Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametliydin.

Sadece mübarek nazarlarınla büyüyenlere değil

Sonradan gelecek ümmetini de düşündün

Ya Rasulallah!

Bir gün arkadaşlarını selamladığında buyurmuşsun:

Sizler şahit olun ki

Kıyamete kadar bana tabi olacak müminlere de selam!

Selamın geldi bize

Cana can katan selamın geldi

Ve şimdi bizden de sana selam

Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!

Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Rasulu!

Ve selam olsun Al ve Ashabına!

Sahabe seni gördü,

Seni sevdi ve yüceldi

Bizse seni sevenleri gördük

Adın anılınca yaşaran gözler gördük

Allah denilince  sararan yüzler gördük

Tesellimiz bu oldu

Ve asıl tesellimiz Ya Rasulallah

Sen ki Bu kadar merhametlisin

Bu kadar cömertsin

Bu kadar düşkünsün bize

Ya seni yaratan Allah

Seni merhametli yaratan Allah

Seni merhametle yaratan Allah

Nasıl merhametlidir?

Nasıl cömerttir?

Nasıl kullarına düşkündür?

 
Dursun Ali ERZİNCANLI eseridir
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

diyanetteskilati@gmail.com dilek ve sikayetlerini yazabilirsiniz DESTEK linkini lütfen görmeden gitmeyiniz ve degerli yorumlarinizi lütfen yaziniz

Son Yazılar

Basında Din ve Din Görevlileri Yahut Çok Parantezli Bir Yazı
Medya’da Din
merhaba
Beraatimiz mübarek olsun insaallah hayirlara vesile olur
Berat gecesine yolculuk yapiyoruz
Bostan Gülistan'dan altın küpeler
Defin töreninde gözetilmesi gerekenler
tüp bebek
Kızma! Hadis-i Şerifinin Verdiği Mesajlar
NAMUS FİTNESİ MUTA
Hacca 2. kez gideceklere zorunlu red
Türkiyede destek bulamazlar
Hz. Peygamber’in Bütün İnsanların İman Etmesine İlişkin Çabası-1
Salât ü Selâmın Kıymet ve Lezzeti Ayhan TEKİNEŞ
İsra ve Mirac
mirac kandilinde gelin dua edelim
BASBAGLAR KATLIAMI
REGAİB KANDİLİ MESAJI
MÜBAREK VAKİTLER BEREKETLİ ZAMANLAR
Kur'an ve Çocuk
Hadisi serifler
Konukseverlik -Latif Erdoğan
ÖSS SORULARI VE CEVAPLARI 2008
İslâm ve Demokrasi
İNSANIN VARLIĞI, KONUMU ve NİHAÎ GAYESİ

Kategoriler

  • ALLAH
  • Almanca
  • Anne
  • BASIN
  • canakkale
  • Cocuk
  • DESTEK
  • Dingorevlisi
  • Diyanet_Hac_Sorulari
  • DiyanetSinavSorulari
  • DuaDemeti
  • Fetva
  • GULLERIN-EFENDISI
  • hadis
  • HATIM
  • HikayeAlintilari
  • hurafe
  • hutbeVEhutbedualari
  • ibretler
  • ilmihal
  • IZLE-DINLE
  • Kulakveriniz
  • KURANDAN
  • kuranikerim
  • KUTLU-DOGUM
  • linkler
  • MERAK-ETTIKLERINIZ
  • Millilerimiz
  • NAMAZ-MIRACTIR
  • NAMAZ-VAKITLERI
  • NE-GUZEL
  • ney
  • piyes
  • RAMAZANVEKADIRGECESI
  • resimler
  • SAHABE
  • siir
  • tarih
  • TERIMLER
  • YAKALADIKLARIM
  • YazKuranKursu
  • YORUMLAR