Kutlu Doğum; Gül Çağı

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.
Bahardı... Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan insanlardı... Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı...

Bahardı... İçerde, Âmine’nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu vardı... Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı. Arasına sınır taşları dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı. Gece seherlere uzardı ve dudaklarında Âmine’nin “Gülüm!” diyen bir gülümseme tekrarbetekrardı.

Sevgili o gece bir “Gül” oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün çıkardı.

Gel ey vahdetin Gül’ü, hasretin Gül’ü... Kokunla gel ve renginle gel!.. İlhamın ve âhenginle gel!..
Aşkınla olmazsa sevginle gel!.. Gel ki serazad kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen kelebeklere... Gel de, gizemli alfabelerle yazılmış mektuplarını bebekler okusun; gel, kınalı parmaklar tezgahlarda cümle cümle şiirlerini dokusun...

Ay vurgunu gecelere şavkı dökülsün nurunun, neyler üveyiklere ağlasın ve ölümsüz besteleri Gül adına çalınsın aşk tanburunun.

Gel ey günlüklerde yığın yığın gözyaşlarıyla kararan bahtımızı Gül’e döndüren Haberci... Gel ey, sevgilerinden sıyrılan vicdanları mor salkımlı zamanlarda kurtuluşa ulaştıracak Elçi... Şafaklarına kırağı düşmüş aldanışları pişmanlıkla yuyup yıkayan ihtiyar adamlar ve genç kızlar için gel, aşksızlığının kör akşamlarını mezar taşlarında tekrar be tekrar okuyan dolunaylar ve yıldızlar için gel. Yıldızlarına uyabilelim diye bizi şevklendirmek ve şavklandırmak için de gel; birimizi birimize sevdirmek, birimizle birimizi sevindirmek için de gel... Mekanların daraldığı ve zamanların dürüldüğü depremler gibi gel ve titret içimizi Sevgili... Ta ki bülbüller bir Gül için söylesin en müstesna şarkılarını:

Kâşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssai cânân olsa
*
Gül’e söz verelim, defterimizdeki karaları aklamak için... Gül’ü sevdiğimizi söyleyelim, içimizdeki kirleri paklamak için...

Aç bir karnı doyuralım Gül adına, Hakk’ın da kuşları rızıklandırdığını hatırlayıp... Sıkıntıdaki dostun imdadına koşalım Gül’ü anarak, gül alalım, gül satalım... Hayırlı işlere önayak olalım Gül çağında, ta ki ateş vaktinde güller açsın yüzümüz... Bir merhabayı Gül hatırına söyleyelim küstüklerimize, hani helal lokma yer gibi... Doğrulardan ve iyilerden çoğaltalım dostlarımızı Gül bahçesinde, ta ki bir sarsılışla sarsıldığımızda arkadaşlardan saysın yıldızlar bizi. Ve ağlayalım hasretiyle Gül’ün, ki
arıtsın bağrımızın pasını yaşlar... Göz son kez kapanmadan, birkaç damla ile olsun... İnci, mercan hediye!..
*
Bir Aşk Masalı:
Kıl şebistânı müşerref kim nisârun kılmağa
Rişteden dürler çeküp cem’ eylemiş dâmâne şem

Diyor ki Fuzulî:
Bir âşık varmış vaktiyle; muma benzeyen bir âşık... Mum gibi yalnız, mumleyin başında ateş... Yanar yakılırmış geceler boyu ve gönül ateşiyle aydınlatmaya çalışırmış hicranın ve hasretin karanlıklarını... Hiç uyumaz, dilinde sevgili adı, göz kapıda, beklermiş durmadan... Gecelerden bir gece, belki bir vuslat gecesi olur da sevgili geliverir diye umutlanır, bu umutla tıpkı mum gibi can ipinden inciler döker, ve eteklerinde biriktirirmiş yığın yığın... Ta ki sevgili geldiğinde hazırlıksız yakalanmış olmasın ve yüz görümlüğü olarak ayağına saçacağı incileri bulunsun...

Gül yüzüne bakacak yüz ver bize Taala!... Vuslat için aşk ver bize Allahim!..

İSKENDER PALA eseridir

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Kutlu Doğum; Gül Çağı

Canım Efendim (sallallahü aleyhi vessellem)

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

Yine geldim ya Rasûlallah.. aşk kapında köpeğim
Kabul kıl bendeni.. n'olur ayak tozunu öpeyim
Sana ermek için ölmekse çâre, şu an öleyim
Ahdetmişim dönmemeye.. azletme, öksüz köleyim.

Bir sırlı perde ki aralayıp bakmıştın hüzünle
'Gayri daha ağlatmayın..' demiştin yaşlı gözünle
Ve ağlamıştın yine.. biz de ağlamıştık ardından
Ölüm yeminleriyle şahlanmıştık hep birden o an.

Işıktan kanatlarla karanlığa açılacaktık,
Kaçmamak için de geriye, nice gemiler yaktık.
Ya şimdi? Yüzüm yok, dilim varmıyor 'affet..' demeye!
Korkuyorum, 'Bu kaçıncı söz verişin !' dersin diye...

Vefâsızım, doğru.. ama vefâ bekledim hep Senden
Yıkılmışım.. şu günahkâr hâlim bilmiyorum neden?
Medet eyle, istemem sensiz ne hil'ât ne de kefen!
İstemem.. illâ sen, illâ sen.. yoksa hâin miyim ben!?

Şefaatine vesîlem, dağ dağ günahlarım iken ;
Tâlihsiz bir benim sanki cemâlini göremeyen.
'Geleceğim, bekle..' buyurmuştun bir zamanlar hani;
Ben hep bekliyorum ya Rasûlallah, n'olur gel gayri!..

Nice âşıklar gördüm, nicedir görürlermiş Seni
Sâdık vezirlerinle dolaşırmışsın ümmetini
Yaralıları ziyarete gelirmişsin Efendim...
Nerdesin, öldürücü yokuşlarda kaldım; ben yetim.

Ruhânî değilim, nasıl varam huzûr-u yakîne?
Kader geçit verir mi acep ol Ravza-i Pâkine?
Ne kadar isterdim, şöyle sancılı bir 'off..' diyeyim;
Ya Sen gelesin imdada, ya da ben göçüp gideyim.

'Hû..' söyler her nefesim; sen ki damarlarımda kansın
Ciğerlerim kebab olmuş ne gâm!. varsın dünyam yansın!
Bir başka cânân istemez gönlüm; bağlandım gamzene!
Vurulmuşum sevda özümden, tutulmuşum Sidre'ne...

Sesini özledim kimsesiz gecelerde; .......................
Hep ağladım için için; ..........................................
Bekledim seneler boyu eşiklerde; .........................
Başımı koydum kurbanlık için; .............................

Ağlıyorsam, sanma ki kırılmışım; kör olur gözüm
Ofluyorsam, hiç bıkmadım bekçilikten; yanar özüm
Kırılası kalem!. dilim kurur böyle sitemimden;
Bîzârım Allah'ım.. benim şikâyetim hep nefsimden.

Acı yazdım, bir yüz bularak mihnetli şefkatinden
İncinme, uykusuz gecelerime ver; Raûfsun sen.
Ne desem ki; çok seviyorum Seni, çok.. sevgime ver
Himmetin olmazsa, kabul etmez beni gökler ve yer.

Âh bir sarılsaydım boynuna kucak kucak aşkımla!
Âh bir tutsaydım ellerinden; öpseydim doya doya!
Öpseydim kadem-i şerîfinden çatlak dudağımla!
Çökseydim dize ve eriseydim sohbet ocağında!..

İlk aşkım diyemem, lakin aşılmaz aşkımsın inan!
Çatlarsa bir gün kalbim; 'Ahmedim..' yazsın her damla kan!
Kesilirken veda sözüm; 'Habîbim..' desin tükensin!
Zira Sen, ölmüş hissiyâtımda açan kardelensin...

Alıver ipimi eline..çek, sür beni ardın sıra!.
Koşmazsam hâinim; tek, 'Sahibim' Sen olduktan sonra.
Beklerim susuz ekmeksiz, bu kapı Senin kapınsa.
Buyursun Azrâil, varılacak yer senin yanınsa...

Bir Kutlu'nun seccâdesine yüz sürdüm, öyle geldim
Cennet köyünün toprağını öptüm öptüm de geldim
Şiir şiir aşkımı kabul eder misin Efendim ?
Bir kerecik olsun bana da 'Gel!' der misin Efendim?

Canım, Cânânım, Cinânım, Melceim, Mededresânım!
Lutfet elini Bîçâreye ki sensiz perişânım...-Rûhum Efendim-


Musa Hub eseridir

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Canım Efendim (sallallahü aleyhi vessellem)

Sensiz yıldızlara bakamadığımı bilmeni isterim

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

Geceler, bir okyanus gibi açılırdı önünde. Senin, geceyi yorumlayarak, ince şarkılarla ve uzak düşlerle zamanı genişlettiğini, ben bilirdim. Ağlardın ve sen ağladıkça dağılırdı karanlık...

Sayısız yıldızların vardı senin. Yıldızlara bakar ağlardın. İnsanlar dağılır, sesler susar; ve sen, gecenin hükümdarı gibi girerdin yalnızlığın ışıklı bahçesine. Geceler, bir okyanus gibi açılırdı önünde. Senin, geceyi yorumlayarak, ince şarkılarla ve uzak düşlerle zamanı genişlettiğini, ben bilirdim. Ağlardın ve sen ağladıkça dağılırdı karanlık.

Senin orada olduğunu, aşkın uzun ve sınırsız balkonundan bana baktığını düşündükçe aşk, sesime uyumlu bir şarkı gibi kolay gelirdi bana. Yaşamak anlamını bulurdu; katlanmak güç olmazdı yaşamın cefalarına. Senin, aşkın ve dayanılmaz ıstırapların gölgesinde gezindiğini, çıldırtan yalnızlığından aşağılara ipler sarkıttığını bilir; o iplere tutunmaya, yanına gelmeye cesaret edemezdim. Ben, senin yalnızlık balkonunu düşlerdim. Şarkılarına eşlik ederdim uzaktan ve ağlardım; bunu kimse bilmezdi. Uzakta dururdum, yanına gelemez ve gözlerine bakamazdım. Gözlerim gözlerine değince öleceğimi sanırdım. Senin hayalinden bile kaçırırdım gözlerimi. Ben, aşkın kıldan ince bir köprü üzerinde yürümek olduğunu bilirdim. Bakışlarına tutunamamaktan, yarı yolda senden ayrı kalmaktan; kelimenin diğer anlamıyla, anlamsız bir ölümle ölmekten korkuyordum. Ve ihtimal ki sen biliyordun bunu, benim mahçup; fakat sadık bir aşık olduğumun farkındaydın.

Bir gün, yalnızlığın ve yıldızlarının yörüngesini bırakıp gittin... Sessizce ve kırgın gittin; kalbinde sınırsız aşkının okyanuslarına dar gelen yolları açmak için. Bahardı... Ve bana şarkı söylemek anlamsız geliyordu. Senin orada olmadığını bilmek, gece yürüyüşlerimi adamakıllı çekilmez kılıyordu. Geceler uzuyordu biteviye; yıldızlara bakamıyordum sensiz. Gittiğin yer meçhulümdü. Uzaklıkların bu kadar zalim olduğunu öğrenecektim. Seni yakınımda bilmenin lezzetini, güvenini düşünecektim yeni baştan. Yüzünü düşleyecektim uzun uzun, ışık bahçesi yüzünü; gözlerimi kaçırdığım gözlerini... Seni mekanından bağımsız düşünmenin imkansızlığını kavrayacaktım. Yitirişin anlamsız boşluğunu, aşkın kanıksanmış yüzünü düşünerek bu baharı yaşamaya çalışacaktım, yaşanabilirse..

Ve bahar gelip geçti zalim rüzgarlar gibi. Bahçendeki yaseminler, leylaklar, erik ve kayısı ağaçları çiçek açtı sensiz. Her bahar senin bakışlarına alışmış kırmızı, pembe ve beyaz yediveren gülleri açtılar yine... Havuzun fıskiyesi, senin yıldızlara bakıp ağladığın gecelerin yokluğunda, yine dönüp durdu, ince ve kederli şırıltılar üreterek.

Sıra sıra bulutlar geçti yalnızlık balkonunun üstünden; serin şafak rüzgarları esti... Uzaklardan, sabaha karşı yapayalnız dinlediğin bülbül sesleri işitildi. Hepsi, hepsi senin yokluğunun farkındaydı sanki... Siyah beyaz bir film ve yavaşlatılmış bir şarkı gibi geçti bütün bahar.

Şimdi uzaklarda, ıstıraplı gece yürüyüşlerine ve ince aşk şarkılarına eşlik edecek yıldızların var mı, bilmiyorum. Geceyi yorumlayıp genişletirken sana eşlik edecek rüzgarların, kırmızı ve beyaz güllerin?.

Oradan, uzaklardan gelen mektupların beni teselli edecek yerde, bıraktığın derin boşluğu büsbütün çoğaltıyor içimde. Mektuplarına dokundukça küçülüyorum. Sen, her zamanki gibi metin ve mutmainsin. Bana yeniden, yeniden sevda dersleri veriyor; aşkın imkansız denizlerine atıyorsun. Şarkımızı bir başka tonda yorumluyorsun her mektubunda.

Bana aşkı, şarkı söylemeyi ve ağlamayı sen öğrettin. Senin sesinde buldum şarkıların en güzel anlamını. Derinliği senin gözlerinde fark ettim. Senin yüzünden devşirdiğim ışıklarla çıktım yollara. Yaşamayı seninle sevdim; senden önce ne varsa buruşturup attım ve dönüp bakmadım bir daha. Yaşamın sensiz sürebileceğini, senden başkasının gözlerine bakabileceğimi düşünmedim hiç. Şimdi uzaklarda olman küllendirmiyor hiçbir şeyi, beni ümitsiz kılmıyor. Mektuplarına, bana öğrettiğin şarkılara ve geçindiğin yollara tutunup yürüyorum. Dönüp geleceğin günü bekliyorum. Yine oradan yıldızlara bakacağın, ıstırap denizlerinde gezine gezine beni aydınlığına çağıracağın günleri... Yalnız ben değil, ellerinle büyüttüğün ve yüreğinin ışıklarıyla yeşerttiğin her şey seni bekliyor. Ve en son: Yalnızlık balkonunda kırmızı bir gül açtı, seni karşılamak için.

Beni sana, bir tek şiirin anlatacağını düşünüyorum. Dilimde hep onu gezdiriyor ve sınırsız bir özlemle bekliyorum:

Efendimsin cihanda i'tibarım varsa sendendir
Miyan-ı aşıkanda iştiharım varsa sendendir.
Benim feyz-i hayatım hasılı ruh-ı revanımsın
Eğer sermaye-i ömrümde karım varsa sendendir.


Ali ÇOLAK   eseridir

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Sensiz yıldızlara bakamadığımı bilmeni isterim...

SEVİYORUZ SENİ EY SEVGİLİ

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

 



Sen, Sen ki bize tüm kırgınlıkların ve düşmanlıkların kol gezdiği bir
millete inat, “kardeşlerim” diye hitap ettin Sevgili.. Biz ise Senin
kardeşliğine layık olamasak da seviyoruz Seni. Seviyoruz bir gül gibi..
Seviyoruz, Senin bizi sevdiğin gibi
Hira'ya çıkar gibi seviyoruz..Uhud'da savaşır gibi seviyoruz Seni Ey
Sevgili! Seni görmeden seviyoruz.. Sen dememiş miydin ki, “öyle bir nesil
gelecek ki o nesil kardeşlerimdir. Onlar beni görmeden sevecek”. Seviyoruz,
görmeden. Vuslatını seviyoruz, özleminde yanıp tutuşurken. Kainatta bir Gül
tanıdık Sevgili... Bir gül, solmayan ebedi kalan. Biz o Gülün aşkına
tutulmuşuz. Yanar da yüreciğimiz aşkınla, tutuşur elbet. Vuslat dayanılmaz
olur bir gün Sevgili. Vuslat dayanılmaz. Sevgini sevgisizlik şehrinde
barındırırız biz;
avuçlarımızda kor ateşler tutar gibi. Yıkıntılar arasından Senin sevgini
yudumlarız, şehadet şerbeti gibi...
Ey Sevgili! Sevdamızın aşkına acı bize.. Acı bize ve şefaatinden mahrum etme
bizi. Etme ki (zira) bizler Senin ümmetiniz... Doğar doğmaz secdeye gidip,
“ümmeti
ümmeti” dediğin ve ömrün boyunca gecelerce “ümmetim ümmetim” diye Mevla'ya
yakardığın ümmetiniz ...
Cennet kapıları açılıp, “Gir ya Muhammet” denildiğinde “giremem ben, ta ki
ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa” dediğin ümmetiniz ... Bütün
insanların birbirinden kaçıştığı o günde, “kızım Fatıma ,Oğlum İbrahim Sana
feda olsun. İlla ümmeti, illa ümmeti dediğin o biçare ümmetiniz...
Seviyoruz Seni Sevgili! Hicret eder gibi seviyoruz biz Seni. Sümeyyeler
gibi sevemesek de, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesek de seviyoruz
Seni Sevgili. Uhud'da Sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben
gibi olamasak da, Seni onlar gibi
sevemesek de aynı sevdayla Seni sevdik; aynı sevdayla güllere Senin kokunu
verdiği için hayran olduk; aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden
geçtik.. Hep aynı sevdayla yaşadık Sevgili, Seni göremesek de Gül Efendim,
Seni görme umuduyla yaşadık... Hep içimizdeydin Sen Sevgili. Hiç çıkmadın ki...
Bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı. Onun içindir ki, güle Senin kokun
verildiği için aşık olduk.
Sevginin uğramadığı düşler ülkemizde seviyoruz Seni, karanlıklarda
aydınlığını görerek seviyoruz ,seviyoruz Sevgili... Bizler Seni göremedik Ey
Sevgili! Senin sünnetini bildik ve Senin sünnetinde bulduk Seni Sevgili.
Güllerde bulduk... Bize bıraktıklarında bulduk Seni ve Senin o yüce sevdanı.
Seviyoruz Seni Sevgili! Senin bizi sevdiğin gibi... Allah'ın resulü olduğun
halde, gecelerce ağlayıp secdelerden kalkmadığın , “ümmetim” diye gözyaşı
akıttığın sevdayla seviyoruz Seni Sevgili.
Ey sevgili! Bizler, aşk
limanında yitiğini arayan sevdalılar gibi seviyoruz Seni. Seviyoruz, düşler
ülkesinin çıkmaz sokaklarında, avuçlarımızdaki yüreklerimizle ve düşlerimizi
bir zümrüdü ankanın kanatlarına veriyoruz. Ötelerdeki Sevgiliye
ulaştırması için
Ey sevgili! Ey güzeller güzeli! Ey Gül Efendim!
Selam olsun Sana,
Selam olsun geceye ve aya,
Selam olsun gecenin karanlığına,
Selam olsun geceyi kuşatana,
Selam olsun ömrünce “ümmetim ümmetim “diye gözyaşı akıtan Resule...
Ey Sevgili! Biz Seni seviyoruz ve hep seveceğiz, ta ki bu dünyadan göç
müjdesi gelene kadar. Gelene kadar o kutlu müjde, sevdalı gözlerle bakacağız
her gül görüşümüzde... O sevdayla bekleyeceğiz o günü Sevgili... Yolculuk
sürecek Sevgili... Nefes alıp verdiğimiz sürece, söyleyecek sözümüz hep
olacak ..
Ey sevgili!Biz seni Leylası için dağları aşan Mecnun gibi sevemesek de,
Ferhat gibi delemesek de dağları Ey
Sevgili , biz Seni aşk ile sevdik, bildik ki aşk Sendedir. Biz güllere aşık
olduk sen yokken. Biliyorduk ki gül senden almıştı kokusunu ve Senin
vuslatını, Senin kokunu o güllerde bulduk Sevgili. Biz gülü gül diye sevmedik
Sevgili. Biz gülde bulduk Senin aşkını, vuslatını... Kokunu güllere verene
şükrettik ve gülü sevdik Sevgili.
Bizler düşler ülkesinden sesleniyoruz Sana Sevgili, düşler ülkesinin çıkmaz
sokaklarından sesleniyoruz ve sevgini yeşertiyoruz bu sokaklarda... Sensiz
Senin sevdanla
Seviyoruz Seni Sevgili, derbeder yüreklerimizle seviyoruz... Biçare olmuş
yüreklerle seviyoruz... Çölleşmiş kalplerimizle seviyoruz Seni Sevgili ..
Yeşertemediğimiz sevdamızla, sevdanla seviyoruz ...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Bülbülün gülü sevdiği gibi... Biz de, Senin
bülbülün olmak istiyoruz Sevgili, ebedi aşkı bulmak için...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Yıpranmış vakitlerde yıpranmayan tek gül
olduğun için...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Seviyoruz Seni...

Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Çöl sıcağındaki bir kevser şelalesi gibi...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Göz yaşlarımızla suladığımız güllerle seviyoruz
Seni...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Sana aşık, Sana meftun olan aciz yüreklerimizle
seviyoruz...
Seviyoruz Seni Ey Sevgili!

Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Seni gündüzleri ruhumuzu aydınlatan güneş gibi,
geceleri yolumuzu bulduran ay gibi seviyoruz... Seni kainatı yaratan Allah
için seviyoruz... Duy bizi Ey Sevgili! Duy bizi, duy bizi...
Ey Sevgili! Bizler dudaklarımızda Senin sevdanı terennüm ediyoruz.
Vuslatını haykırıyoruz on sekiz bin aleme...
Ey sevgili! Kabul et bu mektubumuzu ve şefaat et bize.. Biz aciz ümmetine,
sevgine muhtaç olan ümmetine acı ve şefaat et Ey Sevgili! Ey Sevgili!
Sanadır salavatlarımız
Şefaat et Ey Sevgili! Şefaat et ,
şefaat et bizlere...
Ey sevgili, biz Seni Musab gibi sevemesek de , biz Seni Filistin gibi
sevdik, Sabra gibi Şatilla gibi sevdik. Kudüs gibi sevdalandık Sana..
Bağrımızda ateş yaktık kor olduk Sevgili...
Ey Sevgili! Biz, Seni ölümü sevdiğimiz gibi sevdik .. Ölümü sevdik, çünkü
biliyoruz ki vuslatımızı ölümle dindireceğiz... Sana ve Sahibimize olan
özlemimiz, içimizdeki özlemimiz o dem dinecek
Hep dudaklarımız şu dizeleri tekrarladı durdu Sevgili: “Ölüm yad edilmeye
değer bil gül” derdik. “Öyle bir gül ki kokladığımızda Sevgiliyi bulduran ve
koklayanı o sevdaya doğru uçuran, sevgiliye ulaştıran” ... Biz ölümü sevmiştik
bu dizelerde bu sözlerde...
Ey sevgili! Biz Senin yanında Asr-ı Saadet dönemini yaşayamasak da, yaşar
gibi sevdik Seni ve Seni seveni, Senin sevdiğini, Senin sevdanı Ya
Rasülallah!
Selam olsun sana Ey Kainatın Gül Efendisi! Senin Sevdanla yaşayamasak
da, Senin o
yüce sevdan, içimizde... Bizi beklediğin Kevser ırmağının başında ,Senin
sevdana yaraşır bir şekilde umman-ı bekada buluşmak umuduyla…
Seviyoruz Seni Ey Sevgili! Tüm kalbimizle ve tüm zerreciklerimizle…
Mehmet Çelik eseridir

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : SEVİYORUZ SENİ “EY SEVGİLİ”

Gel,Muhammed'i (S. A. V. )Bulalım

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

Alemlerin ışığı... Muhammed Mustafa (S. A. V) Efendimiz... Dünya onsuz kapkaranlık... Her yanda kan, gözyaşı, çile... Müminler sahipsiz, yetimler şefkatsiz. fakirler yorgansız, ödünsüz, ateşsiz, aşsız.

Hey dünya hey... Yaratılışdan beri bu kadar zulme şahit olmadı dünya... Dünya merhametsiz kaldı. Dünya muhabbetsiz kaldı. Dünya Muhammetsiz kaldı... Dünya Muhammedden (S. A. V) yetim kaldı. Anınçün dinmez dünyanın gözyaşları, anınçün hep ağlar durur dünya...

Güneş doğmadan sabah olur mu? Yağmursuz yeşerir mi? çimenler... Meltem rüzgar lan esmese bu hayat yaşanır mı?... Mumammed'siz yaşanır mı?.. Sevgisiz, aşksız neye yarar hayat? Hey insanlar... Muhammedi Nurdan mahrum insanlar... Şefkatsiz, merhametsiz, sevgisiz insanlar... Hey insanlar... Kapkaranlık uçurumlarda, yıldızsız gecelerde, uykuya mağ­lup sabahlarda...

Hey insanlar hey... İslamsız insanlar... Namazsız, secdesiz, Kuran'sız insanlar... Tebessümsüz, gülsüz, yüreksiz insanlar...

Hey müminler hey... Köle müminler... Beyinleri kelepçelenmiş, dillerine pranga vurulmuş Müminler, yurtlarında mahkum müminler, yeryüzünde mazlum müminler...

Evler.. zindan evler, Kur'an tilavetinin duyulmadığı, Yasinsiz, Fatihasız, Amelsiz evler... Evler, sıkıntı dolu, haram dolu, stres dolu, kapkaranlık evler... Evler, Muhammed'in (S. A. V) sünnetinden mahrum evler...

Geceler... Gaflet dolu geceler, günah dolu geceler, İffetsiz, hayasız, diskotekli, barlı, gazinolu geceler... Geceler. hayvancasına eğlen­ce, şehvet, rezalet dolu geceler...

Hayat... Bu hayat mı? Kur'ansız hayat-hayat mı? Islamsız hayat; Robotlar gibi hayat... Kavga dolu, cinayet dolu, kin dolu, faiz dolu, rüşvet dolu hayat... Bu hayat mı?..

Hayat Muhammet Mustafa (S. A. V)'nın hayatıdır, hayat Asrı Saadet tir.. Hayat Nur Muhammed'imizin sünnetidir Hayat Allah aşkıdır.

Hayat edebi hayata hazırlanılandır, hayat insanların elele, dil dile gönül gönüle olduğu hayattır...

Hayat namazdır, Hayat teşbihtir... Hayat teheccütlerle ihya edilen seferlerdedir. Hayat gecenin karanlığında camilere yönelen adımlardadır

Hayat Muhammet'le (S. A. V) güzeldir. Hayat sabahlamaktır Secdelerde sabahlamaktır

Hey kardeşler... Hey müminler, hayat Muhamedimin hayatıdır.. O'nun yüce Sünnetidir.

Arayalım Muhammedimizi (S. A. V). O'nun sünnetini arayalım. O'nun izzetini arayalım... Kuran'a koşalım. Hayatı bulalım. Saadeti tadalım.

"Hey arifler, hey aşıklar Gel Muhammed'i bulalım. Ey dost yolunda sadıklar Gel Muhammed'i bulalım. Doludur aleme nuru İki cihanın serveri Nerde ise onun nuru Gel Muhammed'i bulalım. Muhammed diridir ölmez Taze güldür hergiz solmaz O'nu seven gafil olmaz Gel Muhammed'i bulalım. Gel kalma dünya elinde Cihanın mülkü malında Muhammedin evladında Gel Muhammedi bulalım. Seyid Nizamoğlu yürü İnleyerek zarı zarı Hangi beldedeyse nuru Gel Muhammed'i bulalım.

Seyyidimiz, canımız, herşeyimiz, şefaat ümidimiz, edebi rehberimiz, Muhammed Mustafamıza yıldızlar adedince Salat-ü selam olsun...

Türkiye Kur'an nuruyla dolsun... (Amin, Amin, Amin)

Abdullah Altay-eseridir

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Gel, Muhammed'i (S. A. V. )Bulalım

Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet k

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI


Ey; Yaradan'ın en guzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın..
alemleri yaratmazdım!." dedigi!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah'ın sevgilisi, kainatın
gozbebeği!.

Ey; rahmeten li'l-alemin!.

Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat eder
misin?.

Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!.

Ey; gönlünden gül dökülen resul!.

Küçak kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
başsağlığı dileyen.. gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen
resul!.

Benim de gözümün yaşını siler misin?.

Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce
kuş uctu, bin'i de öldü desem.. bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder
misin?.


Ey; Islam'ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin.. en
guzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli...

Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla
gülmemiş.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam.. o gül kokulu gülüşün ile, benim
de gözlerimin içine güler misin?.

Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana.. işte onun, işte onun hatrına!.

Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

Ey; gönlümün sultanı efendim!. Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim...

Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem..
bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?.

Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki; sen koksa özüm,
yüreğim.. sen koksa nazım, edam.. gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan !

Ali'n, Fatıma'n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.. sen
de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!. "Ümmetim, ümmetim!."
diyerek, üstümüze titreyen!.

Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!. Bizi, Hak'tan
dileyenimiz!.

Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!. Sen, senden isteyeni geri
çevirmezsin!.

Senden, senin rahmetini dilesem.. ey; alemlere rahmet olsun diye
gönderilen, banada rahmet eder misin?

Ey; Rahim!. Ve.. ey; Kerim!.

Asr-ı saadet'ten değilim!. Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin
hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi
değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

Lakin; ben, senin.. "Kardeşlerim!." dediğindenim!. Ve; sana ve
sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin; daha hala sevgili Veysel Karani'nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem.. bana da
hırkandan gonderir misin?.

Doğduğun günün, gecenin hürmetine.. bu gün ve gece; yüreğime, bir nur
olup düşer misin?.

Sevgili Peygamberim!. Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına..
ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin; amin!.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan

EN SEVGİLİ EY SEVGİLİ

Cumartesi, Mayıs 17, 2008 · Kategori: -GULLERIN-EFENDISI

    Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakima bu sürgünün bir süregi
    Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim
    Günesi bahardan koparip
    Askin bu en onulmazindan koparip
    Bir tuz bulutu gibi
    Savuran yüregime
    Ah uzatma dünya sürgünümü benim
    Nice yoruldugum ayakkabilarimdan degil
    Ayaklarimdan belli
    Lambalar egri
    Aynalar akrep melegi
    Zaman çarpilmis atin son hayali
    Ev miras degil mirasin hayaleti
    Ey gönlümün dogurdugu
    Büyüttügü emzirdigi
    Kus tüyünden
    Ve kus sütünden
    Geceler ve gündüzlerde
    Insanliga anit gibi yükselttigi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim
     
    Bütün siirlerde söyledigim sensin
    Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
    Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
    Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
    Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
    Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
    Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
    Ey gönüllerin en yumusagi en derini
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim
   
    Yillar geçti sapan olumsuz iz birakti toprakta
    Yildizlara uzanip hep seni sordum gece yarilarinda
    Çati katlarinda bodrum katlarinda
    Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
    Hep Kanlica'da Emirgan'da
    Kandilli'nin kursuni safaklarinda
    Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
    Simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Ey çagdas Kudüs (Meryem)
    Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
    Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim
   
    Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
    Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
    Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
    Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
    Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
    Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
    Verilmemis hesaplarin korkusuyla
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim
     
    Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
    Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
    Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
    Yoktan da vardan da ötede bir Var vardir
    Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
    O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
    Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
    Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
    Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
    Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
    Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
    Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
    Sendan ümit kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
     

    Sezai Karakoç (Zamana Adanmis Sözler

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : EN SEVGİLİ EY SEVGİLİ