Emin Muhammed (sav) e binlerce defa salevat...

Na't-ı Şerîf


Kapında bir gedâ-yı hâkisârım yâ Resûlallâh
Garîbim bî-kesim hayrân ü zârım yâ Resûlallâh

Tenezzül eyleyip hasretle nüzhetgâh-ı ma’nâdan
Gelip bu âlem-i sûrette hârım yâ Resûlallâh

Şehâ “hubbu’l-vatan” emriyle sensin eyleyen fermân
Vatandan ayrı düştüm bî-karârım yâ Resûlallâh

Unuttum aslımı nefs ü hevâya olmuşum tâbi’
Esîr-i gurbetim terk-i diyârım yâ Resûlallâh

Gönül beyt-i İlâhî olduğun fehm etmişim ammâ
Hayâl-i ma’siyetle dil-figârım yâ Resûlallâh

“Şefî’ü’l-müznibîn” hem “rahmeten li’l-âlemîn” sensin
Sana Müştak-veş ümmîd-vârım yâ Resûlallâh

- Salı, Haziran 2, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy



Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü; bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî:
Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kerre de, ma'mûre-i dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtılıcıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin,
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sûm,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet şer'-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur o Ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

- Salı, Haziran 2, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Canlara Cânân Diye Sevdim



Sevdim seni hep canlara cânân diye sevdim
Bir ben değil âlem sana kurban diye sevdim
Ecrâm-ı felek levh u kalem mest-i nigahın
Didarına aşık ulu Yezdân diye sevdim
Mahşerde nebiler bile senden medet ister
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim
Aşkınla buhurdan gibi tütmede bu kalbim
Sensiz bana Cennet bile hicran diye sevdim
Ta arşa çıkar her gece aşıkların ahı
Asilere lütfun yüce ferman diye sevdim
Doğ kalbime bir lahzacık ey nûr-i Dilârâ
Sevdanı gönül derdine derman diye sevdim
Bülbül de senin bağrı yanık aşık-ı zârın
Feryadı bütün ateş-i sûzân diye sevdim
Huriler ezelden beri Şeydâ-yı cemalin
Yanmıştı sana Yusuf-i Kenan diye sevdim
Evlad ü iyalden geçerek Ravza’na geldim
Evsafını medhetmede Kur’ân diye sevdim
Kıtmirinim ey Şâh-ı Rüsûl kovma kapından
Âlemlere rahmet dedi Rahman diye sevdim
Şeydâ kuluna nazar eyle nazar-ı merhametinle
Bir lahza nazar en büyük ihsan diye sevdim

Hasan Basri Cantay-yeni ümit


- Salı, Haziran 2, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


SEVGİLİ DİLENCİSİ...

Hâlâ senin yetimliğin düşer payıma

Hâlâ senin öksüzlüğün gelip oturur

En onmaz bir yanıma,

 
Sensiz üşüdüm dehlizlerinde zamanın,

Gülen yüzlerin ruhları mahkum,

Sen heybetini dağlara bıraktın

Sıcaklığını çöllere...


Gidişini sakladın bir hurma çekirdeğinde,

Vuslatları alıp gittin bir başına

Sarı takvimleri bana bıraktın..


Firakları devşirdim zamanın aynalarında

Kum saatlerine bakarak bekledim gelişini

Heyhâtlara gömüldüm ,


Hangi gecenin sabahında bulurum ben seni,

Günde beş defa iyi-kötü savaşı çıkartır kelimelerim,

On dört asırlık uzaklıktan geliyorum kapına

Suskunluğum, susuzluğum bu yüzden

Bu yüzden sensizliğinde gurbetlerin dili lâl şairiyim.

 
Senden sonra aşkın gözünü kör etti insanlık

Bizlere âmâlık miras kaldı cedlerimizden

Kör bir yılan Sevr’de bin yıldan beri yolunu bekler,

Benim de beklediğim bu duraktan

Yolun  geçer mi senin,


Gülüşün kadar sıcak gül kokuna hasret çekerim,

Senden sonra güllerini kana buladılar,

Gönlümün gözyaşları çoğaldı mısralarda,

Yetim kalmak ve öksüz olmak

Manasını yitirdi zamanla,


Oysa bütün yetimlikler, bütün öksüzlükler

Firakının tam manasıydı

Gidişine alışamayanların dilinde,

Hendek’te karnına bağladığın taşlar

Seni anmadan her nefes alıp vermemde

Gelip boğazıma düğümlenir şimdi,


Senin için canından geçenler de kimdi,

Üç bin meleği etrafında pervane yapan

Yoksa Allah’ın yerdeki kudret eli miydi!

 
Bedir’den payıma hâlâ bir “keşke” düşer

Senin için hâlâ canından geçenler aklıma düşer

Senin için tahtına küsenler, yardan geçenler

Senin için korkmadan atını denize sürenler var

Hâlâ gelmeni bekleyenlerin sabrı umman kadar,


Karen’de Üveys’in  yalın ayaklarından

Senin yolunu bulmak için iz sürenler delikanlılar

Çağların ötesinden, taşların dilinden

İzleri kaybolan yedilerin şehrinden

Binler selam yollamakta sana Sevgili.

 
Hira’da kurşunî bir ses akar sayfalara

Hira’da sakladığın o sır

Güneşten daha aşikardı oysa,

Sana benzemek için

Birbiriyle yarıştı bütün gülleri dünyanın,

Kameri bir işaretiyle ikiye böldü Ahmed’î nazar,


Gül bahçesinin sultanı ey gül-i yar

Sendendir her çiçeğin adı gül konulmadı,

Efendisinden kaçan köleler çoğaldı

Koyunu kurda kaptırdı çobanlar

Yorgun zamanlara hapsedildi hasretlerimiz

Bir tek sana olan sevdamıza gem vurulamadı

Bir tek sen olunca manalar yüklenir firaka!

 

Hâlâ senin yetimliğin düşer payıma

Hâlâ senin öksüzlüğün gelip oturur

En onmaz bir yanıma,


Tahammülü yok dedim bu firakın

On dört asırlık uzaklıktan kaçıp geldim kapına,


Sevdalar zaman mekan tanımaz

Ve ey zaman mekan aşmış Sevgili’m


Ben senin gelişinin dilencisiyim.


 ZAFER ŞIK

- Perşembe, Nisan 30, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Terliğimi Bıraktığım Yerde




Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmışım.

Doğduğum hastahane, Ravza'nın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku, Sen'in bahçenin gül kokuları olmuş.

Babam gelip de, daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım mescidinin ezan sesiyle şereflenmiş.

Kırk günlük olduğumda ilk ziyaretimi de Hâne-i Saadet'ine yapmışım.

Hemen hemen yaptığım her ilkte, Sen varsın.

Daha konuşmayı öğrenmeden, Sen'i sevmeyi öğrenmişim.

İlk adımlarımı Ravza'nın mermerlerinde atmış ve

Rabb'imle ilk buluşmamı, ilk secdemi Sen'in mescidinde yapmışım.

Evini her ziyaret edişimizde Sen'i görmesek bile, varlığını hisseder,

evinden her ayrılışımızda da hüzünlenirdik.

Çocuklar evde sıkılınca isterler ki, babaları onları parka, eğlence yerlerine götürsün.

Medine'de yaşadığımız sürece, bunları hiç istemedik babamızdan.

Canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç?

Sanırım Medine'deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı.

Çünkü burada hiçbir yerde olmayan Gül Bahçesi ve bahçenin "Biricik Efendisi" vardı.

Vaktimizin çoğu, o bahçede geçerdi. Sen'in bahçenin mermerlerine ayakkabıyla basamazdık.

Yalın ayak dolaşırdık mermerlerin üstünde.

Korkardık belki bahçenin güllerine basmaktan kim bilir.

Yazın mermerler ayaklarımızı yakar, bu hoşumuza giderdi.

Babama sormuştum bir seferinde:

- Babacığım Medine neden bu kadar sıcak?

- Evlâdım, Medine'de iki Güneş var da ondan.

- Nasıl olur babacığım, Güneş tek değil mi?

Babam gülerek:

- Doğru yavrum, bütün dünyayı ısıtan bir tane Güneş var.

Bir de âlemleri aydınlatan ve ısıtan öyle bir Güneş daha var ki;

O da (sas) Medine'de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

Babamın bu cevabı çok hoşuma gitti.

Gerçekten mermerler ayaklarımızı ısıtıyordu;

 ama Sen'in sıcaklığın içimizi daha çok ısıtıyordu.

Medine'den ayrıldıktan sonra belki ayaklarımız üşümedi; ama içimiz bir türlü ısınmıyor.

Çünkü gönlümüzün Güneş'ini orada bırakmıştık.

Artık O'nun (sas) evine, bahçesine gidemiyor, mermerlerinde yalın ayak koşamıyorum.

Gerçi ışığın tâ buralarda da bizi aydınlatıyor; ama içimi ısıtması için Ravza'na koşmam lâzım.

Bahçende yürürken güzel ezanlar okunurdu, sanki Bilâl-i Habeşi okurdu.

Biz de mescide koşar, babamın yanında namaz kılardık.

 Bazen o an yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.

Babam: ‘İncitmeyin sakın, onlar Ebû Hüreyre'nin (ra) kedileri.’ derdi. Biz de onları severdik.

Çarşamba günleri Uhud'a gider, Sen'in çok sevdiğin amcanı ziyaret ederdik.

O bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn Tepesi'ne çıkar,

 oradan Uhud'da yatan 70 şehide selâm verirdik.

Uhud Dağı'na her baktığımızda, Sen'i orada görür gibi olurduk.

Uhud da, Ravza'n gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesiydi sanki.

İşte benim yedi senem ki; en değerli, en güzel yıllarım,

Sen'in Köyünde, Gül Bahçende, savaştığın yerlerde,

Sen'inle dopdolu geçti.

Sen'i görmesem de, Sen'inle yaşamaya o kadar alışmıştım ki,

yanından ayrılırken, sanki bir parçam orada kalmıştı.

Buraları bana gurbet oluverdi.

Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim, ama hep, "Büyüyünce gidersin." diyorlar.

İşte sırf bu yüzden hemen büyümek istiyorum.

 Yanına gelince büyümüş bile olsam, bahçendeki mermerlerde yalın ayak dolaşacağım.

Tâ ki Güneş'im, içimi ısıtıncaya kadar.

Hasretinden, gönlüm üşüyor.

Belki hasretin herkesin içini yakar; ama beni üşütüyor işte.

 Çünkü benim ruhum, doğduğumdan beri, sevginle ısınmaya alışmış.

Sıcaklığına o kadar muhtacım ki;

ne olur sana gelemesem bile, Sen beni hiç bırakma, evimizi şereflendir,

ışığınla gecelerimize nur ol, sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver.

Tıpkı Medine'de iken ısıttığın gibi.

Benim adım Nebi. Bu ismi bana, Sen'i çok seven biri koymuş.

Diğer adım, Muhammed. Bu ismi de Köyünde bıraktığımız babacığım vermiş.

Ben de Sen'in gibi babasız büyüyorum.

Ama Sen, asla yetimliğimizi hissettirmiyorsun.

Medine'den ayrıldığımızdan beri, hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum.

Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum.

Sen'i tanıdığım ve sevdiğim için Rabb'ime binlerce kez teşekkür ediyorum.

Babamı kabre koyarken, ağabeyimin terlikleri onun kabrine düştü ve orada kaldı.

Ben o terlikleri çok kıskandım.

Çünkü ağabeyimin terliği hep babamla kalacaktı.

Babamı son ziyaret edişimde,ben de kimse görmeden terliğimi babamın kabrine gömüverdim.

Benimki de babamla kalsın diye.

Evet, demiştim ya, bir Güneş'imi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride.

Babam ve terliğim hep oradaydı, gelemezlerdi.

Ama Güneş'im hep yanımdaydı. Yetimlerin Efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mıydı?

Dünyanın bir ucuna da gitsek, bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz, gönlümüz Sen'inle aydınlanır Efendim! Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.

Rabb'imden hep bana tekrar Sen’in gül bahçenin mermerlerinde

yalın ayak koşmayı nasip etmesini diliyorum.

Tâ ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.

Terliğimi bıraktığım o güzel mekan son durağım olsun.

Muhammed Nebi DOĞANAY

Yüreginize gönlünüze saglik Muhammed Nebi kardesim

- Perşembe, Nisan 30, 2009 - yorum {1} - yorum yaz


Efendimiz SAS

PEYGAMBERİM

Özlemin kor olup düşünce gönle

Hasret kervanları yollara düşer

Bülbülün vuslatı olurda gülde

Sensiz nasıl nura kavuşur beşer.

 

Ey Nebi varlığın dünyaya süstü

Asrını “Gül Devri” yazdı tarihler

Döner misin diye her akşam üstü

Yollarını gözler hala öksüzler.

 

Kainat bağının bağbanı oldun

Bahçende yetişti en güzel güller

Ravzandan cihana yayılan kokun

Halâ Pervaneyi ateşe çeker.

 

Karani’ye verdiğin kutlu hırkanı

Öptükçe yaşarır ağlaşır gözler

Yunus yazıyordu bitmez sevdanı

Şimdi yetim ilâhi ve kasideler.

 

İsmin sen gelmeden Ahmed olmuştu

Uyumazdı seni beklleyen gözler

Doğumun cihanı nura boğmuştu

Yeşerdi davetinle kupkuru çöller.

 

Künyen Ebu’l Kasım, Emin’di namın

Sana selâm durdu yerler ve gökler

Hak katında öyle büyüktü ki şanın

Nurunla hayat buldu bütün felekler.

 

Yıllarca yüreğimde hasret büyüttüm

Seni anlatmaktan acizdir diller

Asırlar sonrası yollara düştüm

Elçiyim, ümmetin hep selâm eder.

 

Arif Küçükbenli

 

KUTLAYALIM MEVLİDİNİ

Bu gece mest olalım gel

Doğmuştu o vechi enver

En büyük ve son Peygamber

Kutlayalım Mevlidini.

 

Söndü küfür bu nur ile

Yadedelim sürur ile

Salat ile selam ile

Kutlayalım Mevlidini.

 

Hakk'ın bize inayeti

Onda bulduk hidayeti

Ümmetinin selameti

Kutlayalım Mevlidini.

 

İki cihanın serveri

Mü'minlerin Peygamberi

Verelim yolunda seri

Kutlayalım Mevlidini.

 

Canlar feda olsun ona

Salat ona, selam ona

Ne mutlu ki kutlayana

Kutlayalım Mevlidini.

 

Hayati Otyakmaz

 

 

HZ. MUHAMMED (s.a.s.)

Beşyüz yetmiş bir yılında doğmuştur

Mekke semasını nura boğmuştur

Rahmet olup, alemlere yağmıştır

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Amine Hatun'dur; asil anası

Abdullah ismini almış babası

Kureyşten, Haşimler onun obası

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Doğduğu gün; babasından yetimdi

Büyüyünce, her bakımdan metindi

Mekke'nin dilinde; o en emindi

Ahmed-i Mahmud-u Muhammmed Mustafa.

 

Kırk yaşında, ona risalet geldi

İsra ve Miraç'la Rabb'e yükseldi

Cihanı yıkayan, berrak bir seldi

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Vahy-i Nübüvvet'in, son hatimesi

Tevhid sözcüğünün bir kaidesi

Kur'an ahlâkının, tam abidesi

Ahmed-i Mahmud-u Muhammned Mustafa.

 

Kur'an ışığını Hıra'dan yaktı

Dünyayı karartan kabuslar kalktı

Zulüm, inkar, vahşet, ne varsa yıktı

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Tebliğ görevini eksiksiz yaptı

Masivayı yıktı; Allah'a taptı

Kan düşmanlarını; din kardeş yaptı

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Allah'ın seçtiği, en son Peygamber

Yüce makamlara erdin, her sefer

Kutluyum ki; sana oldum bir nefer

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Seni anlatmaya kalktım, ne cür'et?

Sana sonsuz Şükran borçlu her millet

Şefaatin umuyoruz, himmet et

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa.

 

Alaattin Koçak

 

 

EFENDİM'E

Şükür olsun bu sevdayı verene

Dört köşeyi tuttu şavkın Efendim.

Param-parça etti kara bağırımı

Yaktı kül eyledi aşkın Efendim.

 

Ciğerciğim bölük bölük bölündü

Kara bağrım delik delik delindi

Başka sevdaların hepsi silindi

Ben senin aşkınla coştum Efendim.

 

Yana yana ateşinde kavruldum

Kül oldum da dört bir yana savruldum

Efendim, Habibim sana vuruldum

Çağladım çağladım taştım Efendim.

 

Karıştı seçilmez bahar-hazanım

Sever seni okuyanım yazanım

Yolundadır aşıklarım ozanım

Affet, belki haddim aştım Efendim.

 

Senin gül adına neden yanmazlar

Etrafında pervane olup dönmezler

Gerçek âşık başka aşka kanmazlar

Ben adını duydum koştum Efendim.

 

Bir garip yolcuyum adım Ali’dir

Bazıları zannedir ki delidir

Muhammed’im iki cihan gülüdür

Tut elimden kaldır düştüm Efendim.

 

Ali Korkmaz

 

İBRET BİZE

Hakk’a, hakîkate varan

Bir ilâhi nizam olan

Cennette köşkleri kuran

Yoldan ibret almalıyız.

 

Âlemlere rahmet olan

Kul’dan örnek almalıyız

Kelime-i Tevhid dolan

Dil’den ibret almalıyız.

 

Erenlerin sözlerinden

Âriflerin gözlerinden

Çiçeklerin özlerinden

Bal’dan ibret almalıyız.

 

Ateş olup nefsi yakan

Kıyamete doğru akan

Kabirde yalnız bırakan

Mal’dan ibret almalıyız.

 

Gündüzdeki, gecedeki

Dikenli gül, goncadaki

Arı’da, karınca’daki

Hal’den ibret almalıyız.

 

Yakma! diye emir almış

Ateşiken gülle dolmuş

Odunları Balık olmuş

Göl’den ibret almalıyız.

 

Adem İmdat Kesici

 

 

ŞEFAAT YA RESÛLALLAH

Bizler senin ümmetiniz

Şefaat ya Resûlallah

Yalvarırım gece gündüz

Merhamet ya Resûlallah.

 

Sen alemlere rahmetsin

Sen ümmetine devletsin

Sen iste Hak kabul etsin

Şefaat ya Resûlallah.

 

Muhammeddir güzel adın

Bize senden ola yardım

Ümmetim diye ağlardın

Merhamet ya Resûlallah.

 

Gece güzdüz hep yanarım

Adını söyler ağlarım

Suçum çokdur günahkârım

Şefaat ya Resûlallah.

 

İçimde var derin yarar

Sen düşürme bizi dara

Geldim yalvara yalvara

Merhamet ya Resûlallah.

 

Düşgünüm kapına geldim

Kimsem yok ortada kaldım

Günahım çok pişman oldum

Şefaat ya Resûlallah.

 

Sana geleni görürsün

Selâma selâm verirsin

Günahımız çok bilirsin

Merhamet ya Resûlallah.

 

Görünür dünyanın hâli

Boşunaymış dünya malı

Dertliyim mecnun misali

Şefaat ya Resûlallah.

 

Kadir Su


diyanet avrupa dergisi mayis  2004 sayisindan alintidir

- Salı, Nisan 21, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Şefaat Ya Resûlallah

Özlem Doğan-Altinoluk dergisi

2009 - Nisan, Sayı: 278, Sayfa: 017

Güller açılırken seher vakitlerinde

Sadberklere dönüşürken goncalar

Misk kokularıyla ağlayıp seni anarlar;

Şefaat Ya Resûlallah!

Eser çöl fırtınası çok uzaklarda

“Taleal bedru” duyulur uğultusunda

Bekler seni muhacir son uykusunda;

Şefaat Ya Resûlallah!

Mekke topraklarının bağrında binbir yara

Ak elinin değdiği Hacerül Esved kara,

Ümmetin sensizliğin elemiyle düştü dara;

Şefaat Ya Resûlallah!

Beyazımız siyahlara karışırken

Günahımız sevablarla yarışırken

Boş dünyanın girdabında boğulurken;

Şefaat Ya Resûlallah!

Hayaller alemi alıp götürdü bizi,

Yine de eksiltemedi sana sevgimizi,

Na-layık ümmetinin yoktur yüzü

Şefaat Ya Resûlallah!

Habibi, nebisisin Cenabı Hakkın

Livaül Hamd o şerefli sancağın

Ahirette nasib olsun tek durağım

Şefaat Ya Resûlallah!


http://dergi.altinoluk.com/index2.php#sayfa=yillar&MakaleNo=d278s017m1

- Perşembe, Nisan 9, 2009 - yorum {0} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
güzel bir forum adresi.... www.nurforum.org/forum/index.php
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet
Avrupa
Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
  • -DESTEK
  • -Dingorevlisi
  • -DuaDemeti
  • -GULLERIN-EFENDISI
  • -hutbeornekleri-hutbedualari
  • -ilmihal
  • -KUTLU-DOGUM
  • -NAMAZ
  • -Yorum-Makaleler
  • ALLAH
  • Almanca
  • Anne
  • BASIN
  • baziilgicekendinibilgiler
  • canakkale
  • Cocuk
  • Diyanet_Hac_Sorulari
  • DiyanetSinavSorulari
  • genc kalemler
  • GÜNCEL
  • hadis
  • HATIM
  • HikayeAlintilari
  • hurafe
  • ibretler
  • IZLE-DINLE
  • Kulakveriniz
  • kuranikerim
  • linkler
  • MERAK-ETTIKLERINIZ
  • Millilerimiz
  • NE-GUZEL
  • ney
  • piyes
  • RAMAZANVEKADIRGECESI
  • SAHABE
  • siir
  • tarih
  • TERIMLER
  • YARDIM
  • YazKuranKursu
  • Son Yazılar
    - YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
    - etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
    - Ramazan Bayramı Mesajı
    - KADİR GECESİ MESAJI
    - DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
    - 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
    - 3 ay yaz tatiline girilmistir
    - Üç Aylar ve Regâip Kandili
    - Na't-ı Şerîf
    - Gel Uyan Gecelerde
    - Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
    - Canlara Cânân Diye Sevdim
    - İlâhi
    - Yoga ve Düşündürdükleri
    - Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
    - diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
    - VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
    - Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
    - DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
    - katliama tepki
    - Diyanet
    - Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
    - mardindeki katliam
    - İDEAL BİR HUTBE NASIL OLMALIDIR?
    - SEVGİLİ DİLENCİSİ...
    Arkadaşlarım
    cansofi
    aynalibaba
    mustafanazif
    zandy
    atavedin
    temizekran
    bilalcan60
    esin
    aise
    azizefedogan
    sumeyye2
    yonelis
    adaynur2
    ikizler
    FATIMA
    ahsennur
    yunusum
    erdemersin
    milkboy
    sudaayakizleri
    mucahid23
    vuslatsevdasi
    zamanbitiyor
    IsI
    ahha
    ersince
    ozlem405
    gencer
    tayyib41
    emremmavi
    efrasyap
    ankhaber
    shekkercik
    nstar
    islamfelsefesi
    sehzade78
    duha
    Ozdemir
    dinimislam
    woelfin
    ibnarabi
    elki
    hakkinrahmeti
    ekrem
    muzaffererdem
    mevlevi
    sepya
    asu
    dewe
    vatanim
    omasozturk
    mag0323
    nurdanhaleler
    cemre
    ucarsu
    yenistil
    frekans
    adntakimi
    sadeceMustafa
    sergul
    xsindrelax
    neslinursema1
    onurhan1907
    nsmc
    1984nilufer
    nurum1
    aylin2
    nurtanem
    veyis2
    arstekin
    barensel
    nurla
    vuslat78
    calinus
    hatto
    ahmet36
    KeLeBeKk
    alsancakkoyu
    zenci
    farukk
    kalemabi
    haticane
    ercan14
    bilkentclup
    neslinursema2
    UNUTULAN
    ertugrultasci
    OmerEkinciMicingirt
    dostlukrehberi
    kerrar
    abucum
    erdemcabuk
    zelyot
    teslimiyet
    slaytlar
    neslinursema
    Sunuhat
    urungu38
    zahara
    hilal17