Allahım,senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka herşeyi olanlara acırım- konfüçyüs

Asıl değişen sizin kalbiniz

Kategori: ibretler
Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı

Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler

Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu

Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu:

- Bu güzel nar bahçesi kimin?

- Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı

- Oğlun, uşağın var mı?

- Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

- Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek

İhtiyar "başüstüne" dedi ve hemen gidip bah çe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi

En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı

İki nar tam bir tası doldurdu

Padişah içti ve çok beğendi

Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı

İhtiyar çif çi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti

Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular

Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "

Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar

böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü

Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar

Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi

İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu

 Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi

Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu:

- Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi?

Bunun tadı hiç de hoş değil

- Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz

 Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti.

14:28 - Pazartesi, Ekim 9, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek

Kategori: BASIN

.................

Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre Türkiye'de 80 bin 53 cami faaliyet gösteriyor. Bu camilerin yaklaşık 35 bini köylerde.

Geriye kalan 55 bini ise il, ilçe ve beldelerde ibadet hizmeti sunuyor. İlçe, il merkezindeki camilerin önemli bir bölümünde ise küçüklü büyüklü dükkânlar faaliyet gösteriyor.

Cami dernekleri tarafından kiralanan veya işletilen bu dükkânlar, uzun zamandır Maliye'nin iştahını kabartıyordu.

Düzenlemeye göre mülkiyeti Hazine'ye ait olan cami ve mescitlerdeki ticari amaçla kullanılması mümkün olan alanların değerlendirilmesi, Maliye Bakanlığı ve Diyanet tarafından yapılacak.

Cami dükkânlarının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar, Maliye ve Diyanet tarafından birlikte tespit edilecek. Böylece yasa ile cami dernekleri devreden çıkarılırken, Maliye ile Diyanet arasındaki pazarlık sonucu cami altı dükkânların geliri paylaşılacak.

Kanunun Meclis'ten geçerek kanunlaşmasının ardından daha önce dernekler tarafından kiraya verilen dükkân, işyeri ve diğer müştemilatların kira sözleşmeleri geçersiz sayılacak.

İşletmeciler, Maliye veya Diyanet ile yeni kira sözleşmesi yapacak ya da dükkânı boşaltacak. Gelirin bir kısmı Maliye'ye, bir kısmı ise camilerin bakım ve giderlerine harcanmak üzere Diyanet'e gidecek.

Diyanet böylece geliri olan camiden, geliri olmayan camiye kaynak aktarma şansına kavuşacak. Camilere ait dükkânların kiracıları müftülükler ve defterdarlıklar tarafından yapılacak ihalelerle belirlenecek. Kira gelirleri, açılan banka hesaplarına yatırılacak.


Camilerin mülkiyeti, derneklere ve şahıslara ait olamayacak

Diyanet Teşkilat Yasası'na göre kanunun çıktığı tarihten itibaren yapılacak bütün camilerin mülkiyetinin kamu ya da tüzel kişiliğe ait olması ön şart olacak. Böylece şahıs ve dernekler cami sahibi olamayacak.

 Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak cami ve mescitlerin arsalarının Hazine, belediye, köy tüzel kişiliği, diğer kamu tüzel kişiliği ya da Türkiye Diyanet Vakfı adına tescil ettirilmesi gerekecek.

Bu durum, mülkiyeti Hazine'ye ait cami sayısında önemli artış yaşanmasına yol açacak. Böylece kanunun çıktığı tarihten sonra yapılacak camilerin büyük bölümünde işletme hakkı ve gelirleri otomatikman Maliye'ye gidecek.

 ZAMAN

İSA YAZAR

08:32 - Pazartesi, Ekim 9, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN

Kategori: genc kalemler

Hep kaçtığın yalnızlık

Farz et ki artık yalnızsın…
Aynaya her döndüğünde, ömrünün son demlerini yaşadığını hatırlıyorsun. Kuru bir yaprak gibi günbegün sararıp soluyorsun. Ruhun ve bedenin nefes almakta zorlanıyor artık…
 
“Bu kırışan yüz, bükülen bel benim mi?” Diye soruyorsun kendine. Şimdi, görmekten hoşlanmadığın bedenin haykırıyor “Bitti, bitti!” Diye. Tükeniyorsun…

Esen yelle savrulup giden hazan yaprakları gibi solgun bir yaprak olmayı tercih ediyorsun, insan olmak yerine. Öylesine ağır geliyor ki zamanın yükü, her geçen dakika daha çok telaşlanıyorsun. Korkuyorsun, her an hayatın kayıp gidecek diye ellerinden…
İstemediğin yalnızlık kapında şimdi.

Farz etki artık yalnızsın…
Bitmez sandığın gençliğinden eser kalmadığını görüyorsun. Delice harcadığın zamanlar aklına her gelişinde, yere düşürüyorsun yüzünü. Saatler senin için ilerliyor, uçup giden ve seni hiç bırakmayacak sandığın gençliğine, güzelliğine söyleniyorsun. Ama faydasız. Giden gitmiştir, üstelik hiç acımadan, vefasızca, habersizce çekip gitmişlerdir.

Oysa ne kadar da kıymetliydiler değil mi senin için? Hiç düşünmezdin değilmi, hayatın mum misali erimeye mahkûm olduğunu ve yalnızlığın bir gün kapını çalacağını? Sen buyur etmesen de misafirin olacağını?

Farz et ki artık yalnızsın…
Aynalar da artık senden yana değil. Küsüyorsun aynalara, seni yalnız bırakan gençliğine ama kimsenin umurunda değil. Geri istiyorsun kaybettiklerini, iç çekiyorsun sessizce, ağlıyorsun kimseler görmeden. Sonra… Ağlamaya bile geç kaldığını anlıyorsun.

Yitirdiğin vakitler aklına her gelişinde, çaresizliğin verdiği pişmanlıkla kıvranıyorsun. Hoyratça davranmıştın hani zamana, şimdi de zaman sana hoyratça davranırsa ne yapacaksın?

Yalnızlığın durakları geliyor aklına, korkuyorsun. Korkular çaresiz, sen çaresizsin. Oysa hep yalnızdın zaten. Kalabalıkların içindeyken bile yapayalnızdın...

Duymak istemeyen, kabullenmeyen sendin. Biliyordun, hazırlanmalıydın, seni yalnız bırakmayacak olan Rabbi’ne kulluğunu eksiksiz yapmalıydın. Ya şimdi, kim yanında olacak? Son nefesinde kim giderecek korkularını?

Kim girecek seninle kabrin kuytusuna? Kimde teselli bulacaksın, mahşer kalabalığında?...

Hatırla…
Bencilleşen dünyanın bencillikle yoğrulan bir dişlisi de sen olmuştun. Sadece sen vardın hayatının merkezinde. Sen de aciz bir varlıkken koymamalıydın kendini hayatın merkezine. Bu kadar önemsememeliydin kendini. Seni önemseyeni tercih etmeliydin.

Oysa şimdi… Vazgeçilmezlerin çoktan vazgeçmiş senden!
   
Seni bırakmayan ve her daim elinden tutan Yaradan’a vefasızlığın mahkûm etti seni yalnızlığa. Yalnız bırakmayacağının müjdesini de vermişti üstelik, duymak istemeyen sendin. Ve sen yalnız bıraktın, nefsinin arzularını tercih ederek; O’na götüren yolları, seccadeni yalnız bıraktın, yetimin gülüşünde saklı olan rızasını yalnız bıraktın, gecenin pişmanlığa çağıran demlerini yalnız bıraktın.

Ya şimdi?... Onlar seni yalnız bırakırsa ne yapacaksın!

Bak! Varlığın önemsenmiyor artık. Dost bildiklerin çoktan çekip gittiler. Oysa seni önemseyen, sana asıl dost olacak biri hep vardı. O Bir’e, o Tek’e sırtını dönen sendin…

Gün sayıyorsun şimdi, yalnızlığın duraklarına. Uçurumun eşiğine getirdi de seni unuttukların, fark edemedin!

Kabir geliyor aklına. Hayatında gördüğün birçok kişi son yolculuğuna gelecek ama kimse girmeyecek seninle beraber kabre… Ürperiyorsun, hesap melekleri gelince yanına, ne yapacağını düşünüyorsun, çaresizce...

Tekrar Rabbin geliyor aklına.
Eyvahlar olsun! Yeni mi hatırlıyorsun sonsuzluğun sahibini! Neden unuttun O’nu? Neden kabirde de yalnızlığa mahkûm ettin kendini? Şimdide Rabbin seni yalnız bırakırsa ne olacak halin!

Mahşerin kalabalığında da yalnızlığa mahkûm olacağın geliyor aklına. Kabir gibi orada da mı kimsesiz kalacaksın? Öyle ya çok dostun, çok sevenin vardı. Peki, orada da olacaklar mı? Yalnız geldin dünyaya. Yalnız gideceğini neden unuttun?...

Uçurumlara sürükleyen nefsini dost mu sandın kendine! Yalnızlığın yokuşlarında, seni çoktan yalnız bıraktı oysa dost bildiklerin. Seni yalnız bırakmaması için niyazda bulunmadın hiç değil mi Rabbine...

Oysa bunu hep istemeliydin hem de hıçkıra hıçkıra. Gözyaşların şahit olmalıydı, sadece Rabbine güvendiğine ve sadece O’nu istediğine.

Yalnızlığını unutturacak işlerle meşguldün hep. Unuttuğun güzellikleri görmeyecek kadar hırslandıkça hırslandın, yozlaşmış dünyada. Oysa ibretin en büyüğüne şahit oluyordun, her gün yeniden. Ölüm’dü hani adı…
 
   Bir kefen parçasından başka hiç bir şey götürmedi gidenler. Buna rağmen maddeyle sınırladın hayat çizgini. Yazık etmedin mi kendine?...

Kardeşlik neydi? Sılai rahim neydi? Tövbe etmek neydi?... Unuttun bunun gibi daha nice güzellikleri.

Dur ve düşün! Bir soluklan, nereye koşuyorsun bir bak!...

Yüzleş kendinle, dön içine. Ne kadar yararı var sana, peşinden koşturup durduğun hayatın? Hazır mısın yalnızlığa? Bir sor kendine. Seni yalnız bırakmayacak bir şeyler hazırladın mı öteye, bir düşün!

Şimdi bir muhasebe yap kendinle. Hesap vermeye gitmeden, hesapla artılarını ve eksilerini. Düşün ki ömrünün son demlerindesin ve yalnızlığı yaşıyorsun. Nasıl olmayı düşlerdin? Ardına baktığında nelerin olmasını isterdin? Dürüstçe cevap ver kendine…

Bir de şöyle düşün

Şimdi dur! Bir de şöyle düşün…
Düşün ki Rabbinin rızasını gözeterek, ömrünün basamaklarını birer birer geride bıraktın. O basamakları, seni yalnız bırakmayacak olan güzelliklerle donattın…

En önemlisi de her adımında salih ameller işleyerek arkanda sarılacak birçok umut dalı bıraktın…

Anneni babanı duacı ettin kendine. Ailen ve eşin senden razı. Akraba ve komşuların, senin müşfik elini bir ömür boyu hep hissetti üzerlerinde. Yetimi gözettin, fakiri doyurdun… Dinine her fırsatta hizmet ettin, edemediğinde de edenlerin elinden tuttun, destekledin.

İnsanlardan uzak kaldığın anlarında, gözyaşları içinde yalvardın durdun Rabbine…

O Yüceler Yücesini andın saatler boyu. Tespihin döndü durdu, dilin ve kalbinle birlikte… Nefsinin arzularına karşı bir nöbet ki bekledin ömür boyu… Şeytanı adeta çıldırttın takva ve irfanınla…
   
Ne güzel değil mi?...
“İyi ki de kul olmayı bilmişim” diyorsun şimdi kendi kendine. “İyi ki de kul olmayı bildirmişsin ey Rabbim!” diyorsun yeniden.

Umudun var şimdi. Kimseler yanında olmasa da mühim değil, Rabbin var ya! Bu yeter sana. Unutmamanın ve yalnız bırakmamanın sevincini ve huzurunu yaşıyorsun şimdi.

İyilikte kusur etmediğin, akraban, komşun, arkadaşın da vefalı sana. Çocukların, hatta torunların bile üzerine titriyor. Güzellik eden güzellik buluyor…

Ölümü beklerken heyecan duyuyorsun artık. Vuslat oluyor, Hz. Mevlana misali düğün oluyor ölüm senin için. Korkular yerini ümide bırakmış. Seccaden ve her günahın ardında burkulan yüreğinin tövbeleri, yalnız bırakmıyor seni, ne güzel…
Zamanı da hiç yalnız bırakmadığını farz et. Ne mutlu sana! Dakikaları saat, günleri yıllar hükmüne çevirmişsin. Şimdi onlar da gelecek ardından ve kapısını her daim çaldığın Rabbin yalnız bırakmayacak seni, müjdeler olsun!...

Yalnız değilsin. Tebessüm ediyorsun, kul olmayı tercih ettiğin için insan olmaktan öte…

 
ZEYNEP YETER ARSLAN


http://www.nurforum.org/forum/ozgun-yazilariniz/genc-kalemlerden/   alıntıdır zeynep yeter arslan kardeşimizin anlayısına sığınıyoruz
diyanet

18:18 - Perşembe, Ekim 5, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası

Kategori: BASIN
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinhizmetleriweb/dinhizmetleri/camiDinGorHaf/yurtici_2009.asp

11:49 - Perşembe, Eylül 1, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Ramazan Bayramı Mesajı

Kategori: BASIN

Tarih: 19.09.2009

“Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu azaptan kurtuluş” olan mübarek Ramazan ayını geride bırakarak, sevgimizi, umutlarımızı, kardeşlik ve dostluğumuzu, mutluluğumuzu ve kederlerimizi paylaşma, bütün bir toplum olarak kaynaşma günü olan bayrama ulaşmanın huzur ve sevincini yaşıyoruz.

Ramazan ayında, Kur’an’ın evrensel mesajı ve bir bütün olarak İslam hakkında sağlıklı bilgilenme gayretinde olduk ve elde ettiğimiz dini bilgiyi gerek ibadet, gerekse sosyal hayatımıza aktarma imkânına kavuştuk. Bu imkânın yaşattığı haz, sorumluluklarımız hakkında daha da bilinçlenmemize vesile oldu ve böylece inanç, ibadet ve ahlakın güzelliklerini birleştirerek dindarlığımızı daha da derinleştirme fırsatı yakaladık. Nitekim baştan sona bir arınma ve bilinçlenme mevsimi olan bu günlerde; çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden hep birlikte cemaate iştirak ederek camilerimizi şenlendirdik. Zengin-fakir, akraba, komşu iftar sofralarında buluşarak, ekmeğimizi, aşımızı, yüreğimizdeki sevgiyi ve umudu paylaştık. Allah’ın rızasını kazanabilmek için iyi ve güzel davranışlarımızı artırdık. O’nun rızasına uygun olmayan davranışlarımızı da terk ederek üzerimizdeki manevi kirlerden arınma gayretinde olduk. Fitre ve zekâtlarımızı vererek hem bireysel hem de toplumsal anlamda bunun ortaya çıkardığı güzellikleri ve iyilikleri yakinen müşahede ettik ve aynı zamanda paylaşma, hayırda yarışma sorumluluklarımızı yerine getirmenin huzurunu yaşadık. Sadece midemizle değil, zihnimizle, duygu ve düşüncemizle de oruç tutarak iradelerimizi eğittik.

Ramazan ayı boyunca kazandığımız yüksek dindarlık seviyemizi, Kur’an’la bilgilenme gayretimizi, paylaşma duyarlılığımızı, hâsılı bütün güzel hasletlerimizi yılın diğer günlerinde de sürdürebilmek son derece önemlidir. Nitekim ibadetlerde orta yol ve süreklilik Yüce Allah’ın istediği, Sevgili Peygamberimizin tavsiye ettiği bir durumdur. Rahmet peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.): “İbadetlerin Allah’a karşı en sevimli olanı, az da olsa devamlı olarak yapılanıdır” buyurmuştur.

Bayramlar, her yıl gelip geçen sıradan günler olmaktan öte, dargınlık ve kırgınlıkların giderildiği, barış, sevgi ve esenliğin dalga dalga toplumun bütün kesimlerine yayıldığı, “Ben’i” “Biz” yapan yüce dinimizin rahmet kaynaklı çağrısına kulak verilip, yanı başımızdakinin fark edildiği ve gözetildiği, toplumda açılan sosyal yaraların sarıldığı, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımızın yeniden güç kazandığı çok özel günlerdir.

Bayramlarda, sevgi, saygı, özveri, fedakârlık ve güzellikler adına ne varsa harmanlayıp bunları gönülden gönüle sunabilmeliyiz. Yüce Rabbimiz tarafından sayısız nimetlerle donatılan dünyamızı bizlere zindan eden hırs ve bencilliğimizi sorgulayarak “neyimizi paylaşamıyoruz?” sorusuna cevap aramalıyız. Farklı anlayışlarından dolayı insanları yargılamadan, sınıflandırmadan ve ötekileştirmeden gönül kapılarımızı birbirimize açmalı, aramıza koyduğumuz mesafeleri kaldırarak şefkat ve merhamet elimizi birbirimize uzatmalıyız. Varlık sebebimiz ve hayır dualarına her zaman muhtaç olduğumuz anne ve babalarımızı, aile büyüklerimizi, akraba ve komşularımızı bugünlerde ziyaret etmeli, çocukları sevindirmeliyiz. Hastalarımızı, huzur evlerindeki yaşlı vatandaşlarımızı, öksüz, yetim ve engelli kardeşlerimizi ve onlara karşı sorumluluklarımızı hatırlamalıyız.

Bu duygu ve düşüncelerle milletimizin, yurtdışındaki bütün vatandaş ve soydaşlarımız ile İslam âleminin Ramazan Bayramını kutluyor, bu bayramın hepimize, bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı

11:47 - Cumartesi, Ağustos 19, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


KADİR GECESİ MESAJI

Kategori: BASIN

 

Ferdi hayatımızda dindarlığın, sosyal hayatta dostluk, kardeşlik ve dayanışma duygularının yoğun bir şekilde yaşanmasına vesile olan, pek çok hayır ve bereketi bünyesinde barındıran, ilahî af ve mağfiret niyazlarını zirveye taşıyan, şükran hislerimizi canlandırarak bizlere yoksulların, çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve “sabır” denilen yüksek ahlakî meziyetimizi geliştiren oruç ibadetiyle geçirdiğimiz rahmet ve bereket mevsimi Ramazan ayının sonuna yaklaşırken, Yüce Kitabımız’da “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilen Kadir Gecesini idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.

Dini hayatımızda önemli bir yere sahip olan Kadir Gecesinin değeri, insanlığa rehber, şifa ve ebedî mutluluğun anahtarı olarak gönderilen Kur’an’ı Kerim’in o gecede yeryüzü ve beşerle buluşmaya başlamasından kaynaklanmaktadır: "Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir Gecesi'nde indirdik. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir." (Kadr, 97/1-5)

Kadir Gecesi, kadrü kıymet bilme, Rabbimizin bizlere sunduğu sayısız nimetlerin farkında olma zamanıdır. Kadir Gecesini gereği gibi anlayıp hakkıyla değerlendirmenin yolu, Kur’an’ı lafzıyla okumanın ve dinlemenin yanında, yaptığı çağrıyı anlamaktan, üzerinde derin bir şekilde düşünmekten ve mana ikliminde yol alarak hayatımızda onu rehber edinmekten geçer.Çünkü Kur’an hem varlık, varoluş, kendimiz ve Yaratanımız hakkında hakikat bilgisinin hem de İslam Medeniyetinin temelini teşkil etmiş, insanlığın yolunu aydınlatmış, fert ve toplum hayatındaki temel ahlakî ve sosyal problemlerin hak ve adalet ekseninde çözülmesine ışık tutacak, insanları geleceğe hazırlayacak ilâhî ölçüleri getirmiş ilahî bir kitaptır. Böyle olduğu için de, Kur'an'ı anlamaya ve onun getirdiği güzellikleri yaşamaya çalışan her insan, her gecesini Kadir Gecesi gibi değerlendirme imkanı elde edebilir.

Bu gece aynı zamanda esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği bir kutlu gecedir. Bizler, hayatımızın çok hızlı seyreden akışı içinde böylesi müstesna geceleri kendimizi yenileme fırsatı olarak değerlendirmeli, hikmet gözüyle kendimizi sorgulayıp, özeleştiri yapıp, işlediğimiz hatalara tövbe edip af ve bağışlanma dilemeliyiz. Bu gecede, kendimizle, Yüce Yaratıcımızla ve çevremizle barış içinde yaşamanın ve hayatımızı anlamlı kılmanın yollarını aramalı, kendimiz, ailemiz ve bütün insanlık için dua etmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz (a.s.) bu mübarek gece ile ilgili olarak, "Kim inanarak ve sevabını Yüce Allah'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır" buyurmuş ve bu gece, "Allah'ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet" diye dua etmemizi tavsiye etmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle, aziz milletimizin, soydaş ve dindaşlarımızın Kadir Gecesini tebrik ediyor ve bu gecenin, insanlığın barış, huzur ve saadetine, bütün müminlerin de affına vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.   

 Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkan

14:16 - Cuma, Ağustos 11, 2009 - yorum {yok} - yorum yaz


DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı

Kategori: BASIN
20 Ağustos 2009 Perşembe günü teravih namazını birlikte eda ederek, 21 Ağustos 2009 Cuma günü, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennemden kurtuluş olan Ramazan ayını idrak etmiş olacağız.

Ramazanın iki anlamı vardır. Birincisi, yaz aylarının sonunda ve güz mevsiminin başında yağan ve yerdeki her türlü toz ve kirleri temizleyen yağmur anlamına gelmektedir. Bu yağmur nasıl yeryüzünü yıkayıp tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayı da mü'minleri günahlardan öylece temizler. Ramazanın bir diğer anlamı da, “Yanmaktır”. Yani Ramazan, oruçlu olan müslümanın günahlarını yakarak yok eder.

Her iki mânânın birleştiği noktaya dikkat edildiğinde, Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için oruç tutan bir mü’minin günahları, Ramazan ayı içerisinde yok olacaktır. O kişi günahsız, mutlu ve huzurlu bir kul olarak Rabbi’ne kavuşmanın bahtiyarlığına erişecektir.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayına ulaşanlar onda oruç tutsun" buyurmaktadır. (Bakara Suresi, Ayet: 185) Öncelikle böyle kıymetli ve içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin de bulunduğu günahlardan kurtuluş ayı mübarek Ramazana bizleri kavuşturduğu için Rabbimiz’e sonsuz şükürler olsun.

Muhammed b. İshak b. Huzeyme’nin sahih hadis kaynaklarından olan "Sahih" adlı eserinde yer alan bir hadis-i şerifte belirtildiği gibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) okudukları bir Ramazan hutbesinde müslümanlara şöyle hitap etmişlerdir: “Ey müslümanlar, büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır. Bu ay, Allah’ü Tealanın, orucu farz kıldığı mübarek bir aydır. Bu ayda kim bir hayır işlerse, başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi sevap alır. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay iyilik, yardım ve eşitlik ayıdır. Bu ay, mü'minin rızkının arttığı bir aydır. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur, ayrıca iftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da sevap kazanır” buyurmuşlardır.

Ramazan ayı, aynı zamanda manevi bir eğitim ayıdır. Böyle faziletli bir ayda, yüce Allah’ın rızasına  ulaşmak için sevgi, dostluk, fedakârlık, arkadaşlık, hoşgörü, bağışlama gibi duygularımızı geliştirmeli, nefret, kin, öfke, kibir, bencillik, hırs ve şiddet gibi duygulardan da arınmalıyız. Daha çok dua ederek, fakir ve öğrencilere yardımda bulunmalıyız.

Bu ayda, yüce Allah'ın bütün insanlığı doğal afetlerden, terör vahşetinden ve her türlü kötülükten koruması için sürekli dua edilmeli ve tüm olumsuzluklardan uzak durulmalıdır. Sevgi, saygı ve hoşgörü asla vazgeçemeyeceğimiz temel erdemler olarak hayatımıza hakim olmalı ve bu ayda kazanılan güzellikler, hayatımızın bundan sonraki dönemlerinde de gelişerek devam etmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütün müslümanların Mübarek Ramazan ayını tebrik eder, bu kutlu ayın, yapılan duaların kabulüne, İslam aleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, bütün insanlığın huzur ve barışına vesile olmasını Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ederim.

12:10 - Çarşamba, August 19, 2009 - yorum {1} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
dingorevlileri
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Diyanet
Avrupa
Hazreti Muhammed sas
Kategoriler
Son Yazılar
- Asıl değişen sizin kalbiniz
- Camilerin altındaki dükkânların kirası Maliye'ye gidecek
- YALNIZLIK KAPINI ÇALMADAN... ZEYNEP YETER ARSLAN
- etkinkiller camiler ve din görevlileri haftası
- Ramazan Bayramı Mesajı
- KADİR GECESİ MESAJI
- DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan’ın Ramazan Ayı Mesajı
- 2009 Yılı Sadaka-ı Fıtır Miktarına İlişkin Din İşleri Yüksek Kur
- 3 ay yaz tatiline girilmistir
- Üç Aylar ve Regâip Kandili
- Na't-ı Şerîf
- Gel Uyan Gecelerde
- Bir Gece-Mehmet Akif Ersoy
- Canlara Cânân Diye Sevdim
- İlâhi
- Yoga ve Düşündürdükleri
- Aydınlanmanın ve Pozitivizmin İslam'a Bakışımıza Etkisi
- diyanet 2009 yurtdisi görevlendirme test sinav sorulari
- VII. Avrasya İslam Şurası Sonuç Bildirisi
- Ditib Camii -köln merkez camii-diyanet
- DİTİB – Genel Merkezi ve Merkez Camii
- katliama tepki
- Diyanet
- Hacı Kazım Ozan'ın cenazesi defnedildi
- mardindeki katliam